/ Devrimci Perspektif / Ayasofya Şovu: Gövde Gösterisi mi, Zayıflığı Örtme Çabası mı? – Emre Güntekin

Ayasofya Şovu: Gövde Gösterisi mi, Zayıflığı Örtme Çabası mı? – Emre Güntekin

on 25 Temmuz 2020 - 10:24 Kategori: Devrimci Perspektif, Emre Güntekin
Facebooktwitterlinkedin

Türkiye’de İslami-sağ cenahın on yıllardır diline doladığı Ayasofya’nın ibadete açılması konusu, dün iktidarın gövde gösterisi eşliğinde gerçekliğe kavuştu. Yüzbinlerce kişi Türkiye’nin birçok yerinden Ayasofya’ya akın ederken; Cuma namazı iktidarın sembollerle döşediği ve iktidarın Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi tarihinde gedikler açtığı bir şova dönüştü.

Dün Ayasofya’da yaşananlar bir güç gösterisi ve AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana hedeflediği “cumhuriyet”in tasfiyesinde ve neo-Osmanlıcı “diriliş” masalında bir eşik olarak mı; yoksa iktisadi ve sosyal krize çözüm bulamamanın getirdiği zayıflığa ve giderek eriyen seçmen desteğine bir pansuman olarak mı okumak gerekir?

Cuma şovu etrafında milliyetçi-İslamcı güruhları tatmin edecek bolca sembol tepeden aşağı boca edildi. Ayasofya’nın Fatih’in emaneti olduğuna dair söylem ve buna eşlik edecek şekilde onu müzeye dönüştüren Kemalist iktidara okunan “lanet”ler; Diyanet İşleri Başkanı’nın yaratılan bu müsamere ortamının hakkını verircesine minberde yaptığı kılıç şovu, Erdoğan’ın Fatih Sultan Mehmet’le birlikte resmedilmesi… Aralarda bu güruha sırtına yaslamanın nelere yol açabileceğini İstanbul’da metroyu durduran kadın makiniste saldırılmasıyla gördük.

Dünkü namazın ardından sosyal medyada iktidarın bundan sonra atabileceği adımlar hakkında fikir yürütülmeye ve Ayasofya’yla başlayan sürecin hilafetin ilan edilmesi gibi bir noktaya taşınmasının da mümkün olduğu dile getirilmeye başlandı. Dünkü profile gözatıldığında iktidarın destek tabanının önemli bir parçası haline gelen radikal İslamcı cemaat ve tarikatların beklentisi de elbette sürecin böyle bir yöne doğru evrilmesi… 

İktidar her ne yapması gerekiyorsa, olayların gidişatını hızlandırarak bunu kısa vadede gerçekleştirmek istiyor. Sebebi açık: 2023 seçimleri yaklaşırken etkileri giderek ağırlaşan ekonomik kriz sosyal bir bunalıma dönüşüyor ve iktidarın sosyal tabanı da hayli aşınmış durumda. Bu süreçte Ayasofya benzeri çıkışlara şaşırmamak gerekmektedir. Zira iktidar muhafazakar tabanı sıkılaştırmak adına İslamcı-milliyetçi şovenizmi forse edecektir. 

Böyle bir yönelim kadın cinayetlerinden, işsizlik gibi sınıfsal olarak yakıcı meselelere birçok yönden tepki alan iktidarın elini ne kadar güçlü tutabilir? Örneğin, yakın zamana kadar İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması konusunda ciddi görünen iktidar, ardı ardına yaşanan kadın cinayetleri ve toplumsal tepki karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Öyle ki yavru ortak Bahçeli Kadın cinayetini engelleyemezsek hepimiz sosyal maliyeti yüksek bir çığın altında kalırız.”  ifadeleriyle iktidara buradan yükselen muhalefetin ciddiyetini hatırlatmak zorunda kaldı.

Ekonomik krizin yarattığı sosyal maliyet de artık ne sosyal medya yasağı ne de TÜİK dalavereleriyle örtülemeyecek derecede ağır. Öyleki dün Sultan Ahmet civarından bir esnaf Ayasofya’nın müze veya cami olmasından çok dört aydır para kazanamamasıyla ilgilendiğini dile getiriyordu. İktidar nimetleriyle donatılan İslamcı vakıfların, derneklerin, cemaat ve tarikatların çeperindeki İslamcı kitleler bu nedenle krizin etkisini çok ağır hissetmiyor olabilir. Nitekim Ayasofya şovu bu güruhu bir süre uyuşturmaya yetecektir. Peki, bu şovun günübirlik etkisinden çıktıktan sonra tekrar hayatın acı gerçekleriyle yüzleşecek olan yoksul, muhafazakar emekçiler? İktidar onlar için yeni reçeteler yaratmak zorunda kalacaktır. Ancak yapısal olarak çözülemeyen sorunlar varlığını koruduğu müddetçe bunun da bir sınırı bulunmaktadır.

Türkiye önemli bir üç yılın içerisine giriyor. Seçim öne çekilmediği takdirde bu üç yıl iktidarın hem ekonomik krizin bedelini emekçilere yıkmaya çalışmasıyla hem de toplumdaki fay hatlarını sonuna kadar germek için atacağı adımlarla geçecektir. İslamın selefi bir yorumuna giderek sırtını yaslayan bir iktidarın yapabileceklerini tahmin etmek zor. Toplumsal muhalefetin büyük zorluklarla, yasaklarla, engellerle karşılaşacağı muhakkak; ancak su kaynama noktasına yaklaştıkça öne çıkmak ve bu engelleri aşmak için ihtiyacı olan itici güce sahip olacaktır. 

 

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı