/ Bolşevik Geleneğimiz / Sukhanov’un 1917’si, 1917’nin Sukhanov’ları – Engin Kara

Sukhanov’un 1917’si, 1917’nin Sukhanov’ları – Engin Kara

Facebooktwitterlinkedin

Nikolay Nikolayeviç Sukhanov’un 1917 Rus Devrimi [Devrim Üzerine Notlar] kitabı -orijinali 7 ciltlik olan eserden kısaltılmış 600 sayfalık tek cilt olarak- Ekim 2020’de ilk kez Türkçeye çevrildi (Sukhanov, 2020).

1917’nin devrimlerine doğrudan tanıklık eden Sukhanov’un Notlar’ı birincil bir kaynak olarak önem taşıyor. Sukhanov’un kendisini, 1917’nin ortalarına kadar partisiz olmasına rağmen, sosyalist bir çizgide konumlandırması, tanıklıklarını daha önemli bir hâle getiriyor. Dahası ideolojik hatalarını bir kenara bırakırsak, kitle hareketinin gelişim süreçlerini genellikle edebi bir dürüstlükle aktarması sayesinde kimi önemli çıkarımları da mümkün kılıyor.

Ama Sukhanov’un Notlar’ı üzerine tartışılması gereken şeyler var. Genel olarak aktardıklarının doğruluğuyla ilgili değil bunlar, yine de kimi ciddi çarpıtmalar olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Kendi deyişiyle “tarih yazmak” gibi bir hedefi yok; çalışmasının amacını “olaylar zincirinden, basılı malzemeyle bağlantı kurarak yalnızca çok sayıda tek tek olayı çekip çıkarabilmek” (Sukhanov, 2020: 161) olarak tanımlıyor.

Peki, öyleyse neyi tartışmak gerekiyor? Bir devrimi kavramak ve anlatmak açısından kişinin dayandığı sınıfsal ve ideolojik temellerin ne gibi sonuçlar doğurduğuna bakacağız. Bu temeller hem bireyler hem de örgütler açısından sınıf mücadelesinde alınacak politik tavırları belirliyor. Bu açıdan Sukhanov’a dair yapacağımız tartışmalar, Ekim Devrimi’nin tarihsel anlamını ve Ekim öncesi egemen sol grupların neden siyasi tarihten yok olmaya mahkûm olduklarını da yeniden görmemize fırsat tanıyacak.

Sukhanov’un Notlar’ı Üzerine

Kitabın içeriği Sukhanov’un devrim sürecindeki kişisel tanıklıklarından ve değerlendirmelerinden oluşuyor. Sistematik bir olaylar zincirinden çok, süregiden olayların arka planındaki küçük detaylara odaklanıyor. Kendi iddiası da zaten bu kadar. Bu açıdan eserinin en doğru tespitlerinden birisi şu olabilir:

“Tarihteki, Rus Devrimi denen bu harika destanı, … yeniden üretmek benim gücümü aşmaktadır, ben yorucu bir çalışmayla bu büyük tarihi olayı ne kadar aktarmaya çalışırsam çalışayım onun ancak sönük bir gölgesini yansıtabilirim.” (age: s. 161)

Neden? Kalemi zayıf olduğu için mi? Doğrusu, Sukhanov, hem devrim sırasında Gorki’nin Novaya Zhizn gazetesinde öne çıkan bir yazar ve editör, hem de erken dönem devrim literatüründe öne çıkan bir tarihçiydi. Onu bu güçsüzlüğe iten şey, dayandığı sınıfsal ve ideolojik temelden başkası değildi.

Troçki’nin Notlar’ın tarihsel değeri ve Sukhanov’un konumu üzerine şu uzun değerlendirmesini okuyalım:

“Bu kitaptaki zaman zaman okumayı çekilmez hâle getiren tüm o eksikliklere (lâf kalabalığı, izlenimcilik, siyasî miyopluk) rağmen, yazarın eserini Tarih için değerli bir kaynak haline getiren samimiyetini teslim etmemek olmaz. Bununla beraber kanun adamları da bilirler ki bir tanığın samimiyeti ifadesinin gerçekliğini garanti etmez: tanığın entelektüel düzeyini, görme, duyma yeteneğini, hafıza gücünü, olay anındaki ruh halini, vs. de göz önüne almak gerekir. Sukhanov, bu tarz adamlarda her zaman rastlandığı üzere, bir başka tipteki insanların siyasi psikolojisini kavramaktan aciz, entelektüel tipte bir empresyonist. Kendisi de 1917’de uzlaşmacılar kampının sol kanadında, bu itibarla da Bolşeviklere yakın dursa da, Hamlet mizacıyla Bolşeviklerin zıddıydı ve öyle kaldı. Ne istediklerini ve nereye gittiklerini bilen bütünlüklü insanlara karşı her zaman bir düşmanlık, bir nefret duygusu vardı. Tüm bunlar birleştirildiğinde, Sukhanov’un Anılar’da Bolşeviklerin eylem gerekçelerini anlamaya veya kulis ardındaki niyetlerini açığa çıkarmaya çalıştığı her seferinde tümüyle ciddi biçimde hata üstüne hata yaptığı ortaya çıkar. Kimi zaman basit ve alenî sorunları bilinçli biçimde karmaşıklaştırır. Gerçekte, en azından siyasi olarak, bir noktadan diğerine en kısa yolu bulmaktan organik olarak acizdir.” (Troçki, 1998: 473)

Sukhanov, eserinde daha fazlasını yapamaz mıydı? Kuşkusuz Notlar’ı, Troçki’nin hasımları tarafından da değeri teslim edilen Rus Devriminin Tarihi eseriyle karşılaştırmak insafsızlık olacaktır. Ama gelin, Notlar ile daha benzer bir tarza sahip olan başka bir eserle karşılaştıralım: John Reed’in Dünyayı Sarsan On Gün’ü.

Sukhanov, Rusya doğumlu, 1917’de 14 yıllık bir örgütlü-örgütsüz politik deneyimi var, Rusya’nın Çarlık bürokratlarından gizli devrimci örgütlerinin üyelerine kadar birebir tanıdıkları var. John Reed ise Amerikalı bir gazeteci, onun da daha sınırlı da olsa politik deneyimleri var, ama Rusya’ya 1917’de gelmiş bir “yabancı”. Yine o da kişisel tanıklıklarına dayanarak, bir genel tarih yazımı yerine olaylar esnasındaki gözlemlerini ve değerlendirmelerini aktarıyor. Reed’in gözlemleri, Sukhanov karşısında sadece zamansal açıdan sınırlı. Bunun dışında John Reed hem olayların nereye, nasıl ve neden geliştiğini kavramakta hem de bunları okuyucuya bütünlüklü ve canlı bir şekilde aktarmakta Sukhanov’dan çok daha üstün.

Reed’in Rusya’da devrimin karakterine ilişkin tartışmada ılımlı sosyalistleri (Menşevikler ile Sosyalist Devrimciler -SR’ler-) nasıl anlattığına bakalım:

“Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler, kabaca, Rusya’nın bir sosyal devrim için henüz olgunlaşmadığına inanıyordu. Onlara göre şimdilik yalnızca siyasal bir devrim olabilirdi. […] ‘Ilımlı’ sosyalistlerin burjuvaziye ihtiyaçları vardı. Ama burjuvazinin ‘ılımlı’ sosyalistlere ihtiyacı yoktu. Böylece sosyalist bakanlar yavaş yavaş bütün programlarını bir yana bırakırken mülk sahibi sınıflar gittikçe güçleniyor ve söz sahibi oluyordu.” (Reed, 2017: 12-13)

John Reed’in açık seçik analizi, işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesini sağlayan Bolşevik programı yani devrimci Marksizmi kavramasından ileri geliyordu. Tersinden söylersek, Sukhanov’un Notlar’ının zaaflarını belirleyenler, Menşevizmin, II. Enternasyonal’in, Martov’un, Tseretelli’nin vd.nin kaderini belirleyenlerle aynıydı.

Sukhanov’un gözlem yeteneğiyle ilgili de tartışmak gerekiyor. Sukhanov’un 1917’deki “tüm çabaları ve düşünceleri ‘yüksek politika’ alanına yoğunlaşmış bulunmaktaydı.” (Sukhanov, 2020: 167). Sukhanov’un kitle hareketine karşı ilgisinin yok denecek kadar az olduğunu görüyoruz. O daha çok tepede olan bitenle ilgileniyor ve öne çıkan bireyler arasındaki pazarlıklara odaklanıyor. Troçki’nin deyimiyle politik mecrada Suhanov, “Tavriçeskiy Sarayınından hemen hiç çıkmayan ve ileri gelen vekillerle çene çalmaktan başka bir şey yapmayan biri” (Troçki, 1998: 165) idi. Elbette bir gazeteci ya da tarihçi için kaynaklarını ve gözlem alanlarını geniş tutmak, yüksek siyasete de odaklanmak yadırganamaz. Ama bu faaliyetleri devrimci bir biçimde yapacaksanız kitle hareketine, kitlelerin düşünce dünyasına, yaşamlarına odaklanmanız, dahası nüfuz etmeniz gerekir. Örneğin, Reed burjuvazinin yemek masalarına da misafir oluyor ama devrim hatıratında hiçbir zaman kitlelerin yaşamını, düşüncelerini ve hislerini birincil konumda aktarmayı aksatmıyor.

Sukhanov’un Politik Kariyeri

Sukhanov, 1905 Devrimi’ni de kapsayacak şekilde 1903-1906 yılları arasında Sosyalist Devrimci Parti (SR’ler, Narodnik hareket kökenli parti) üyesidir. Takip eden uzun yıllar boyunca yürüttüğü örgütsüz gazetecilik faaliyetinin ve Zimmerwald sağcılığının ardından, 1917 Mayıs’ında Martov’un küçük grubu Enternasyonalist Menşeviklere katılır. Bir yandan da Gorki’nin yönetiminde çıkan Novaya Zhizn (Yeni Yaşam) gazetesinde editörlük yapar. Bu arada Şubat Devrimi’nin ardından ılımlı aydınların kontrolünde bir kendi kendini atama yoluyla kurulan Petrograd Sovyeti Merkez Yürütme Komitesi’ne dâhil olur. Ama bu pozisyon Sukhanov için sadece biyografisine yazılacak bir kariyer niteliğinde kalacaktır.

Notlar’ının her bölümünde görüleceği üzere sosyalist hareketle ilgili olsa da kitle mücadelelerinden uzak, bireyci bir yaşama devam eder. Sovyet içerisindeki faaliyeti de kitle mücadelelerine yön vermekten çok tepede kurulacak ittifaklara, pazarlıklara odaklanır. Bu durum, Sukhanov’un Notlar’ı boyunca oraya buraya sinmiş olan kararsızlık, yorgunluk, bezginlik hislerinin açığa çıkarır.

Sukhanov’un politik kişiliğini, onu safdillik ile kinizmin [kuşkuculuğun] eşsiz bir bileşimi (Troçki, 1998: 193) olarak tanımlayan Troçki’den yapacağımız alıntıyla okuyalım:

“Yarı narodnik, yarı Marksist, siyaset adamı olmaktan çok dikkatli bir gözlemci, devrimci olmaktan çok gazeteci, gazeteci olmaktan çok yorumcu olan Sukhanov bir devrimci anlayışa ancak bu anlayış uygulamaya sokuluncaya dek bağlı kalmaya muktedir biriydi.  Savaş sırasında pasif enternasyonalist olan Sukhanov devrimin ilk gününden itibaren mümkün olduğu kadar kısa zamanda iktidarın ve savaş işinin burjuvaziye devrilmesi gerektiğine karar verdi” (age: 175).

Sukhanov Notlar’da, Bolşevikleri ve Ekim Devrimi’ni defalarca suçlar. Ancak suçlamaları genellikle, Bolşeviklerin kitle mücadelesindeki hataları iddiasıyla değil, diğer sol partilerle kurdukları ilişkilere, yani yüksek siyasete dair olur. Bolşeviklerin örgütlediği Ekim ayaklanmasına ve dolayısıyla devrime karşı çıksa da devrimden sonra Sovyet iktidarı altında yaşamaya ve çalışmaya devam eder. Yıllarca Komünist Akademi’nin Tarım Enstitüsü’nde görev üstlenir.

İlerleyen yıllarda ise Stalinist karşı devrimin kurbanlarından olur. Eski Menşevik kökleri, kamuoyunun manipüle edilmesini kolaylaştırır. 1930’da tutuklanır, 1931’deki “Menşevik Merkez” davasında diğer 13 sanıkla birlikte yargılanarak 10 yıl ceza alır ve kampa gönderilir. Zamanla Stalinist aygıtın suçlama kapasitesi derinleşir ve Sukhanov bu kez Alman ajanı olmakla suçlanarak 1940 yılında idam edilir.

Stalinci yargılamanın meşhur yürütücüsü de aslında eski Menşevik Vışinski’ydi ve bu davalar ile sonrakilerde alınan bütün “itiraflar” en ağır işkenceler, aile tehditleri vb. yöntemlerle alınmış uydurma sipariş belgelerdi. Sukhanov’un, dünya çapında okuyucuya ulaşan Notlar’ında, doğru bir gözlemle Stalin hakkında şu söyledikleri de böylece resmi SSCB tarihinden silinmiş oluyordu:

Stalin, Yürütme Komitesi’ndeki göze çarpmayan faaliyetleri sırasında pek de seçilmeyen bir gölge olduğu izlenimi bırakmış -yalnız benim üzerimde değil- ve hiçbir iz bırakmadan çekip gitmiştir. Onun hakkında gerçekten söyleyebileceğim başka hiçbir şey yok (Sukhanov, 2020: 220).

Lenin’in “küçük burjuva demokrasisinin … en iyi temsilcilerinden biri” dediği Sukhanov’un, Stalinist suçlamalar karşısında hakkını teslim etmek gerekir. O, en azından kurulduktan sonra Sovyet iktidarını yıkmak isteyen bir karşı devrimci değildi; bütün suçu bir türlü aşmayı başaramadığı Menşevik zihniyetiydi – tam da Stalinizm’in Sukhanov’ları yargıladığı yıllarda yeniden hortlattığı zihniyet.

Sukhanov’ların “Marksizm”i

Sukhanov, Notlar’ını 1919-21’de yayımlandıktan sonra Lenin Ocak 1923’te Notlar’ı da incelediği “Devrimimiz” başlıklı bir makale kaleme alıyor ve şöyle diyor:

“Hepsi kendilerine Marksist diyor, fakat onların Marksizm kavramı imkansız derecede bilgiççe. Onlar Marksizmde tayin edici olanı, yani onun devrimci diyalektiğini hiç kavramamışlar.” (age: 618)

Neden? Devam edelim:

“Bizim sosyalizm için henüz olgunlaşmamış olduğumuz, … bizim ülkemizde, sosyalizmin somut ekonomik koşullarının bulunmadığı yolundaki argüman sınırsız ölçüde şabloncudur.” (age: 619)

Yani işin özü, Marksizmin “devrimci diyalektiği”nde yatıyor. II. Enternasyonal liderliği Marksizmi, onun devrim programını mekanikleştirmiş ve evrimci bir tarih anlayışı yaratmıştı. Buna göre bir ülkenin tarihinde önce batı Avrupa’daki aşamalar mevcut olmalıydı ve kapitalist-burjuva dönüşümünü tamamlamamış ülkelerde sosyalist devrim gündeme getirilemezdi, hele bir burjuva devrimi tamamlansındı…

Aslında, Rus örgüt literatürü açısından tastamam Menşevik programdan bahsediyoruz. Ama bu program, bugünün devrimcilerine de tanıdık gelecektir. Bu, aynı zamanda Lenin’in ölümü ve Troçki’nin tasfiyesinden sonra Stalinist karşı devrimin dünya komünist hareketine (1928’den sonraki kısa süreli ultra-solcu dönem haricinde tümüyle) yeniden dayattığı zihniyetti. Bu programın çeşitli Türkçe çevirilerinin adı ise Milli Demokratik Devrim, Ulusal Demokratik Cephe vb. olagelmiştir. Bugün de Türkiye solunda daha yumuşak isimlendirmelerle benzer eğilimleri görmek mümkün.

Troçki daha 1905’ten itibaren bu şablonculuktan uzak durmuş, Lenin de içerikte çoktan kopuş yaşamış ama sloganda kimi isimlendirmelerini bir süre daha kullanmaya devam etmişti. Troçki’nin sürekli devrim teorisi, geç kapitalistleşen bir ülke olarak Rusya’da burjuva demokratik devriminin gerçekleşemeyeceğini, bir devrim olacaksa bunun işçi sınıfının öncülüğünde başarılabileceğini, işçi sınıfının doğası gereği burjuva-demokratik dönüşümlerle yetinmeyip sosyalist önlemler de almak zorunda kalacağını, yani devrimin süreklileşeceğini, nihai çözümün ise sosyalist devrimin dünyaya yayılmasıyla ortaya çıkacağını söylüyordu. Lenin ise, 1917’ye kadar Rus devriminin burjuva demokratik bir devrim olarak başlayacağını söylese de bu devrimde burjuvazinin hiçbir devrimci rol oynayamayacağını, köylülükle ittifak halinde iktidarı alan proletaryanın, Avrupa’da dalgalanacak sosyalist devrim bayrağıyla birlikte sosyalizme doğru ilerleyebileceğini söylüyordu. Lenin, Şubat Devrimi’yle birlikte eski formülasyonundaki sınırlılıkları aştı ve “Bütün İktidar Sovyetlere” çağrısıyla birlikte açık bir sosyalist devrim ajitasyonuna girişti. 1923’teki makalesinde Sukhanov’u ele alırken, noktayı şöyle koyacaktı:

“Söylemeye bile gerek yok ki Kautsky’nin yazdığı tarzda bir ders kitabı zamanı içinde çok yararlıydı. Fakat artık böyle bir ders kitabının dünya tarihinin bundan sonraki bütün gelişme biçimlerini öngördüğü düşüncesini bir yana bırakmanın zamanı gelmiştir. Kim böyle düşünmüyorsa, onu bir an önce ahmak ilan etmek gerekir” (Sukhanov, 2020: 620).

Sukhanov, bugün sadece tarihsel bir anlam ifade eden II. Enternasyonal Marksizminin tarihe yazılı bir iz bırakabilen üyelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Sukhanov’un Notlar’ı Üzerine Bazı Önemli Tartışmalar

İktidar Meselesi

Sukhanov, Çarlık rejiminin “üç asırda inşa olup ve üç günde ortadan kalktığı”nı (age: 105) çarpıcı bir şekilde tespit ediyor. Ama gelgelelim, tam da Çarlık rejimi üç günde ortadan kaldırılırken, Sukhanov iktidarı burjuvaziye “emanet” etmeyi savunuyordu. Peki, burjuvazi iktidar konusunda ne düşünüyordu? Sukhanov’un tanıklığına başvuralım:

[Rus burjuvazisinin partisi Kadet’lerin lideri] Milyukov, Romanov monarşisini ve hanedanlığını, Çar Aleksis ve Naip Mihael’e varıncaya kadar savunuyordu (age: 124).

Yani Sukhanov’lar iktidarı burjuvaziye, burjuvazi ise iktidarı Çar hanedanlığına teslim etmeye çalışıyor! Güya “tarihsel sıralama” gereği devrimin başına geçmesi gereken burjuvazi, önce monarşiyi kurtarmaya çalışıyor, bu başarılamazsa en fazla meşruti monarşiyi savunuyordu. Veliahtlar tacı kabul etmeyince, Rus burjuvazisi mecburen monarşiden vazgeçmek zorunda kalacak ama bu durumda bile bir cumhuriyet ilan etmekten korkacaktı. Bu korku boşuna değildi elbette. Burjuvazinin uluslararası deneyimleri, tek tek bütün ulusal burjuva sınıflarına, sömürü düzeninin devamlılığını korumak için devrimci dönüşümlerden mümkün mertebe uzak durmaları ve bu tarz girişimleri engellemeleri gerektiğini öğretmişti. Bu yüzden Rus burjuvazisi için “monarşi konusunda bir kumara girmek, monarşisiz bir burjuva devlet adamı olma kumarına girmekten daha az riskli” (age: 152) olacaktı.

Sukhanov eserinin çeşitli yerlerinde, iktidarı burjuvaziye vermekten değil geçici süreyle emanet etmekten bahsediyor. Tabii ki bu satırları 1919-21 yılları arasında kaleme aldığı Notlar’ından okuyoruz. Oysa Troçki’nin tanıklığına başvurursak, “burjuvazinin iktidara geçme süresi”ne dair devrim günlerinde dile getirilen yaklaşımlar pek de öyle “geçicilik, emanetlik” üzerine kurulu değildi:

Sukhanov, daha sonraları, onun planına göre, iktidarın burjuvaziye, demokrasinin güçlendikten sonra iktidarı daha güvenli bir şekilde ele alması amacıyla, kısa bir süre için verildiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte, olguların bu kendi başına naif bir şekilde kurulması tabiatıyla retrospektif bir karakterdedir. Her hâlükârda, o dönemde hiç kimse tarafından formüle edilmiş falan değildi (Troçki, 1998: 251).

Aslında bu dönemde, iktidarın fiilen kimde olduğu sorusunun cevabı, biraz olsun Rus devrimini bilen herkesin kafasında açıktır: Sovyetlerde. Bu konuda Sukhanov da farklı düşünmüyordu:

Halk, özel, grupsal, sosyal ve politik çıkarlarına ilişkin talepleri için, her şey için ona [Sovyet’e] başvuruyordu (Sukhanov, 2020: 287).

Ama Sukhanov’un Menşevik Tsereteli’den aktardığı üzere, uzlaşmacılar bunu ilan etmenin ancak bir felaket anlamına geleceğini düşünüyorlardı:

Bizim tam iktidara sahip olduğumuz ve parmağımızı oynatsak hükümetin gideceği bir gerçek, fakat bu devrimin felaketi anlamına gelir (age: 245).

Bolşevikler, tersine bu görevi savuşturmanın bir felaket olduğunu vurgulayarak, Sovyetler içerisinde işçi sınıfının liderliğini kazandıktan sonra “parmaklarını oynatarak” iktidarı ele alacaklardı.

Sukhanov’un iktidar meselesindeki ideolojik kafa karışıklığı bir türlü ortadan kalkmaz. Önceki sayfalarda savunduğunu, sonraki sayfalarda mahkûm eder, ardından tekrar savunur. Mesela Mayıs başına dair şöyle der:

Geçici Hükümet tamamen iktidarsızdı. … Fakat bu olayın sadece bir yüzüydü. Geçici Hükümet yönetemiyordu ama iktidardaydı. … Bütün gerçek iktidar ve otorite Sovyet’in elindeydi. … Fakat Sovyet şimdi küçük burjuva oportünist çoğunluğun hakimiyeti altına girmişti. Bu çoğunluk iktidarı istemiyor ve ondan korkuyordu. Fakat kendine rağmen bu iktidar sahipti (age: 303).

Peki ya “azınlıktaki” oportünistler? Sukhanov sadece üç sayfa sonra, “kamuoyu gizli özne”sinin arkasına sığınarak iddia eder:

Kamuoyu, burjuvazinin ve Sovyet demokrasisinin temsilcilerinin bir koalisyon hükümeti kurmasının tek çözüm yolu olduğunu düşünüyordu (age: 306).

Oysa kamuoyu dedikleri, uzlaşmacıların kendi değer yargılarından başkası değildi:

Burjuvazinin ikram edilen iktidarı kendi gücüyle elde tutamayacağı belli olunca, Uzlaşmacılar [Menşevik ve SR’ler] ‘sosyalist’ önyargılarını hiç zahmetsizce bir kenara attılar ve koalisyon hükümetine girdiler. Hem de buradan burjuvaziyi kovmak için değil, kurtarmak için (Troçki, 1998: 179).

Savaş Meselesi

Sukhanov, Ekim öncesi dönemde Sovyet’in merkez-solunda dursa bile, notlarındaki gözlemleri, kendi önerdiği politik çözümlerin tam da Sovyet sağına, onlar aracılığıyla Kerenski’ye, Milyukov’a, Kornilova’a fayda sağladığını gösteriyor. Örneğin bir yandan devrimin ilk günlerinde “bir Sosyalist iktidar, devrimin kaçınılmaz ve acil bir başarısızlığı anlamına gelecekti. İşte böyle bir anda, Şubat’ta, birinci devrimci hükümet ancak bir burjuva hükümet olabilirdi.” diyebilirken (Sukhanov, 2020: 23) bir yandan da “Diğerlerinin tersine, bizim burjuvazimiz için halka ihanet etmek, devrimin hemen ertesi günü değil, daha devrimin öncesinden başlayan bir şeydi.” (age: 86) tespitini yapabiliyor.

Sukhanov’un iktidar sorunundaki yaklaşımının savaş meselesindeki yansıması Şubat günlerinde “savaş karşıtı sloganların geçici olarak rafa kaldırılması ve … Zimmerwald bayrağını bir süre için katlayıp bir yana konması” (age: 27) fikriydi. Yani tam da halka ihanet eden burjuvazinin istediği şey. Sukhanov’dan okuyalım:

Bizim burjuvazimizin kendine ait bazı özel görevleri de vardı. Savaşta uluslararası emperyalizm ve Rus şovenizmine hizmet etmek, “Savaşı tamamlamak” ve “sevgili müttefiklerimize bağlılık” -Çanakkale Boğazı, Ermeniler ve diğer saçmalıklar hatırına- mülkiyet sahibi Rusya’nın vazgeçilmez sloganlarıydı (age: 108).

Bu satırları yazan birisi için savaş karşıtı sloganları rafa kaldırmanın, burjuvazinin kendine ait özel görevlerine teslim olmak anlamına geldiği açık değil mi?

Acil Talepler

Devrimin ardından iktidarı burjuvaziye teslim etmeyi düşünürken, Sukhanov’un diğer ılımlı-uzlaşmacı isimlerle beraber acil gördüğü sorunlar, yakıcı sorunları es geçiyordu. Mesela Sukhanov, şöyle düşünüyordu:

“Birliği bozmamak” için her türlü çabayı göstermeli ve bu yüzden kendimizi asgari, gerçekten zaruri bir programla sınırlamalıydık. […] Esasında düşündüğüm tek bir koşul vardı: Ülkede tam bir politik özgürlüğün, mutlak bir örgütlenme ve ajitasyon özgürlüğünün garanti edilmesi (age: 110).

Troçki, bu “tek bir koşul”u şöyle alaya alır:

[Monarşist] Rodzyanko telgraf bürosuna gitmeye cesaret edemiyordu ve Çheidze ile Sukhanov’a “İktidar sizde. Hepimizi tutuklayabilirsiniz” diyordu. Çheidze ile Suhanov da ona şöyle cevap veriyorlardı: “İktidarı siz alın, ama propaganda yaptığımız için bizi tutuklamayın!” (Troçki, 1998: 181)

Gerçekte devrimin hemen ardından yakıcı ve acil sorunlara çözüm üretilmesi gerekiyordu. Kitlelerin beklentileri bu yöndeydi. Savaşın sona erdirilmesi, köylülerin toprak işçilerin ekmek talebinin karşılanması, özgürlüklerin garanti altına alınması şarttı. Ama ne burjuvazi ne uzlaşmacılar bu konuda adım atmaya yanaşmıyorlardı.

Ayaklanmadan sonra “solcu” Sukhanov şöyle ahkâm kesiyordu: “Toprak sorununu şu birkaç hafta içinde çözmeye çalışmak felâket olur; hem buna hiç ihtiyaç yok.” Bildiğimiz gibi, Sukhanov yine aynı şekilde barış sorununu ve sekiz saatlik işgünü meselesini de hızla çözmeye çalışmanın felâket olacağını düşünüyordu. En kolayı güçlüklerden kaçınmaktı (age: 388).

Kurucu Meclis konusunda da durum farklı değildi. Burjuvazi ve uzlaşmacı sol, her şeyin “çözümü”nü Kurucu Meclis’e öteliyordu. Aslında burjuvazi, kitlelerin devrimci kabarmasının yatışmasından sonra gerçekleşecek bir seçimin, devrimci dönemdeki politik dengeleri kendi lehine değiştireceğini umuyordu. Ama gidişat el verirse, Kurucu Meclis’e bile gerek kalmadan, Çarcı yöntemlere geri dönülmesi ve kendi iktidarını garanti edecek eski Duma’nın yeni bir versiyonuyla yetinmeyi arzularlardı.

Suhanov, bir kez daha kendisiyle çelişmek pahasına bu meselede de gerçekleri itiraf etmek zorunda kalıyor:

Her ne olursa olsun, Kurucu Meclis, tepelerin ötesinde ve uzaktaydı. Devrimi derinleştirmek ve onun karşı karşıya kaldığı temel problemleri açıklamak için Kurucu Meclis’i beklemek mümkün değildi (Sukhanov, 2020: 182).

Aynı tabloyu, çok daha açık sözlü bir şekilde John Reed de gözlemlemiştir:

“Ilımlı” sosyalistlerin, çeşitli nedenlerle durumdan memnun olmayan halka verebilecekleri bir tek cevap vardı: Aralık ayında toplanacak olan Kurucu Meclis’i bekleyin! … Oysa Kurucu Meclis ertelenip duruyordu. Belki daha da ertelenecekti. Halk duruluncaya, belki de isteklerini değiştirinceye değin! Ne olursa olsun, devrimin sekiz ayı geçmişti ve daha ortada bir şey yoktu (Reed, 2017: 27).

Lenin, Troçki ve Bolşevik Parti

Sukhanov, sıkça Lenin’in hem parti içinde yüce ve tartışılamaz otorite hem de devrimden sonra diktatör olduğuna dair atıflar yapıyor. Lenin’in devrimden sonra ülkeye dönüşünü canlı bir biçimde aktaran Sukhanov, takip eden sayfalarda Lenin’i bir diktatör, diğer Bolşevikleri ise sofular olarak tanımlıyor (Sukhanov, 2020: 269). Ona göre:

Lenin olmadan parti bir hiçti…. Bolşevik Parti’de Lenin olmadan ne bağımsız düşünce ne de örgütsel temel olabilirdi (age: 273).

Bir yandan Lenin partinin lideriydi, bir otoriteydi. Troçki’ye göre:

Burada bireyin rolü orantı olarak son derece büyük gibi görünüyor. Ama bu rolü doğru kavramak için bireyi tarih zincirinin bir halkası olarak görmek gerekir. [….] Liderler şansa ortaya çıkmaz, seçilmeleri ve yetişmeleri onlarca yıl alır, keyfi olarak başa getirilmezler (Troçki, 1998: 330-331).

Diğer yandan Lenin’in parti içindeki etkisi ve yetkisi sınırsız değildi. Tam tersine en kritik anlarda partinin öteki liderleriyle ters düştüğü sayısız durum oldu. Lenin, kazandığı her tartışmayı bileğinin hakkıyla kazandı. Buna satır aralarında Sukhanov da tanıklık edecektir:

Lenin’in soyutlamalarında ısrar edeceğini kabul etmedik. Bu soyutlamalarla Lenin’in yalnız devrimi değil, yalnız devrimin aktif kitlelerini değil, yalnız Sovyet’i değil, kendi Bolşeviklerini bile kazanamayacağı bizim açımızdan çok netti. Fena halde yanılmıştık (Sukhanov, 2020: 272).

Sukhanov’un ikinci önermesine -Bolşevik Parti’de Lenin olmadan ne bağımsız düşünce ne de örgütsel temel olabilirdi- gelirsek, Bolşevizmin tarihi bunun tam tersini kanıtlar. Lenin’in uzun süreler -1917’nin çoğu ayı da dâhil olmak üzere- fiilen ülke içerisindeki örgütlenmeye müdahil olamadığını, dönemin iletişim ve ulaşım koşullarını vb. dikkate alırsak, Bolşevizmin zaferi Lenin’in tarihsel liderliğinin yanında parti kadrolarının devrimci birikimine, parti örgütlerinin bulundukları her yerde işçi sınıfına nüfuz etmesine ve parti politikalarını kitlelere taşıyabilmesine borçlu olduğunu görmek için gözleri şöyle bir açmak yeterli olacaktır.

Troçki hakkındaki düşünceleri konusunda Sukhanov’un şu cümlelerini aktarmak yeterli olacaktır:

Daha Bolşevik Parti’nin dışındayken, “Lenin’den beter” olduğuna ilişkin belli belirsiz söylentiler dolaşıyordu (age: 332).

Bu geleceğin yöneticisinin demagojisi, en ilkel kaprisleri ve anarşiyi övmekte bir an bile tereddüt etmiyordu (age: 530).

Bu ifadeler, Troçki’nin ayaklanma kararının alınması sırasında parti ile kitleler arasındaki en önemli bağ olduğu ve devrime hazırlanan kitlelerin sözcüsüne dönüştüğü gerçeğini değiştirmiyordu:

O günlerin merkezi figürü ve tarihin bu olağanüstü sayfasının baş kahramanı oydu (age: 528).

Temmuz Günleri Üzerine Bir Çarpıtma

Kitlelerin erken ayaklanma girişimi olan 1917 Temmuz günleri, devrimci hareketin geçici olarak tıkanmasına yol açmıştı. Bolşevikler, aslında ayaklanmanın erken olduğu ve henüz yeterli gücün toplanmadığını düşünüyorlardı. Silahlı bir ayaklanmayı engellemek için de Sukhanov’un da tanıklık ettiği üzere Sovyet mekanizması aracılığıyla ellerinden geleni yaptılar. Ama kitleler, Sovyet’teki uzlaşmacılardan ve devrimin yerinde saymasından sıyrılmak istiyorlardı.

Geçici Hükümet ve uzlaşmacılar, Temmuz Günleri’nin faturasını Bolşeviklere kesti. Kitleler harekete geçtiğinde, yenilgi olacaksa bile zararı en aza indirmek üzere ve kitlelerle omuz omuza mücadele etmek için harekete katılan Bolşevikler, yenilginin ardından Sovyet’in uzlaşmacı kanadının teşviki ve burjuvazi ile Çarlık artıklarının kışkırtmalarıyla ağır baskıya maruz kaldı.

Sukhanov, burada Temmuz günleriyle ilgili pek çoklarına anti-Bolşevik malzeme veren enteresan bir çarpıtmaya başvuruyor. Lunaçarski’nin 4 Temmuz gecesi Lenin’in kesinlikle bir darbe planladığını ve Lunaçarski’nin iktidarı ele aldıktan sonra kendisi, Lenin ve Troçki’den oluşacak bir hükümet kurulacağını kendisine söylediğini iddia ediyor. Ancak yine Sukhanov’a göre hem Lunaçarski hem Troçki özel görüşmelerinde bu iddiayı yalanlıyor. Sukhanov’un kendi iddiasına ilişkin güvenilirliği ise şu kadarcık:

Bazı şeyleri unutmuş, karıştırmış veya hikâyeyi çarpıtmış olabilirim  (Sukhanov, 2020: 438).

Kornilov’un Karşı Devrimci Darbe Girişimi

Temmuz olaylarının ardından yeni bir burjuva-uzlaşmacı koalisyonu kurulmuştu:

Kerenski’nin yeni kabinesi bir Sovyet Hükümeti’ydi. Hükümetin başı, bir Sovyet Yürütme Komitesi üyesiydi. Bu hükümetin en önemli çekirdeğini Sosyalist Bakanlar oluşturuyordu. … Hükümetin Sovyetler Kongresi’nin talimatlarına göre hareket edeceğini ilan etmişlerdi. (age: 435)

Sukhanov, ılımlı Sovyet yöneticilerinin burjuva kabineye dahil olmasını ve kabinedeki sayısal çoğunluğu “Sovyet Hükümeti” olarak tanımlasa da kendi gözlemlerine göre bu dönem demokrasinin yok olması, boğulması ve yıkıma uğratılması dönemi (age: 443) oldu.

Burjuvazi ve Çarlık artıkları tarafından kışkırtılan “harp okulu öğrencileri … bizzat Hükümet Menşeviklerine karşı da baskınlar düzenlemeye giriştiler. Şu taşkınlığa bakın! … Bu kaçınılmazdı, son derece tutarlı ve uzak görüşlü bir davranıştı” (age: 445). Gerçekten de karşı devrim, kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda tutarlı davranıyordu. Tutarsız ve dar görüşlü olan Sukhanov’lardı.

Karşı devrim yeni hazırlıklar yapıyordu. Hem de Sukhanov’un Sovyet Hükümeti dediği hükümetin Sovyet Yürütme Komitesi üyesi de olan lideri Kerenski’yle ittifak halinde:

Kornilov gibi Kerenski de burjuva diktatörlüğünü gerçekleştirmeyi hedeflemekteydi. (Her ne kadar o da Kornilov gibi bunun ne olduğunu anlamasa da). Bu iki “şaşmaz merkez” bu diktatörlüğün dayanağı olma konusunda birbirleriyle kavgaya tutuşmuştu. … Fakat kitlelerin henüz dağılmamış güçleri karşısında Kornilov ile Kerenski’nin birbirlerine son derece ihtiyaçları vardı. Çatışan taraflar aynı zamanda müttefik durumundaydılar (age: 461).

Çarcı General Kornilov’un karşı devrimci darbe girişimi, Sovyet’in işçi ve askerleri örgütlemesi sayesinde püskürtüldü. Darbeye karşı başkentin savunulması için Askeri Devrimci Komite kurulmuştu:

Bolşevikler, devrime bağlılıktan başka hiçbir anlama gelmeyen olağanüstü bir taktik incelik ve politik akıl örneği koymuşlardı ortaya. […] Ve azınlık oldukları son derece net olmasına rağmen Askeri Devrimci Komite’nin kontrolü Bolşeviklerin elindeydi. Bu, olayların doğal gelişiminin sonucuydu. Her şeyden önce, komite ciddi bir şeyler yapmak istiyorsa devrimci bir şekilde hareket etmek zorundaydı (age: 463).

Ekim Ayaklanması ve İşçi İktidarı

Sukhanov, utanmadan sıkılmadan Ekim Devrimi’ne ilişkin şunları söylüyor:

Bolşevikler(in) … bu karmaşık koşullarda durumun gerektirdiği görevlerin altından kalkmaları mümkün değildi. [….] Bolşeviklerin, devleti ele geçirdiklerinde ne yapacaklarına… ilişkin… planları olmadığını iddia ediyorum. [….] Bolşevikler, zafer kazanıp devleti ele geçirdiklerinde ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Onlar, “Sovyet iktidarı” sloganı altında ayaklanıp Rusya’da tüm devlet iktidarını Merkez Komitesi’nin eline alması girişimiyle, Marx’a karşı, bilimsel sosyalizme karşı, sağduyuya karşı, işçi sınıfına karşı harekete geçmiş oluyorlardı (age: 520-521).

Peki, bu sırada, diğerleri ne yapıyordu? Haydi, hepsini Sukhanov’dan okuyalım:

Kerenski’nin … tek metodu Kornilovizmdi (age: 516).

Hükümet ne düşünüyor ve ne yapıyordu? … “En kesin önlemler alınacaktır ve zaten alınmaya başlanmıştır da.” Ne var ki, sıradan faniler bunlardan haberdar değildi (age: 515).

Var olan hükümet, yalnızca bir gaspçılar çetesi değildi; o, karşıdevrimci isyancıların da hükümetiydi (age: 502).

Genelkurmay, “artık bir düşman ordusunun Genelkurmayıydı” (age: 538).

Martov “Şu anda Bolşeviklere doğru sürüklenmek kesinlikle yanlıştır. Şu anda devim Sağdan değil, Soldan tehdit edilmektedir” (age: 485) diyordu.

Çok önceden beri:

Burjuvazinin nerede bitip demokrasinin nerede başladığını söylemek iyice zorlaşmıştı (age: 299).

Petersburg proletaryası ise devrim kararını çoktan vermişti:

Petersburg çapında üç aşağı beş yukarı aynı şeyler olmaktaydı. Her yerde nihai karar veriliyor ve son antlar içiliyordu. … Bu gerçekten de şimdiden başlamış bir isyandı (age: 534).

Görevlerin altından kalkamayan, planları olmayan, Marx’a ya da bilimsel sosyalizme karşı çıkan kimlerdi? İşçi sınıfının tartışmasız temsilcisi haline gelmeyi başaran ve kitlelerle birlikte aldıkları ayaklanma kararını icra etmeye hazırlanan Bolşevikler mi yoksa herkesin kendi sağındakine teslim olduğu Sukhanov’lar, Martov’lar, Tsereteli’ler, Dan’lar, Çernov’lar, Kerenski’ler mi?

Devrim hükmünü verip de iktidar Sovyetlere geçtikten sonra, bu kez de “demokrasinin koalisyonu”nu gerekli gören Sukhanov hâlâ kendisine, kendi grubuna ve her türden uzlaşmacıya paye biçmeye devam ediyordu:

Eğer Menşevikler ve SR’ler şimdi [Sovyet Kongresi’nden] çıkıp giderlerse kendin sonlarını imzalamış ve kesinlikle muarızlarını güçlendirmiş olacaklardı. … Fakat Menşevikler ve SR’ler bunu yaptılar (age: 581).

Sukhanov’un bu hayıflanmasına Troçki cevap verir:

Sukhanov’un bahsettiği kişiler gitmeselerdi de çok az şey değişecekti. Her hâlükârda unutulup gitmeye mahkûmlardı. Olaylar dalga dalga onları aşıp gelişmişti (Troçki, 1999: 317).

Kısa Bir Bilanço

Sukhanov, 1917 Rus Devrimleri üzerine yapılan pek çok araştırmada birincil bir kaynak olarak önem taşır. Öyle ya Sukhanov, olayların hem tanığı hem de parçasıydı. Olayların parçası olmasına parçasıydı ama onları etkilemek yerine onların peşinden sürüklenmekle yetinebildi. Tanıklığı da genellikle yüksek siyasetle sınırlı kaldı, kitle hareketinin gerçek dünyasını açık sözlülükle yansıtmakta başarılı olamadı. Bundan fazlası hem müdahil olmakta hem de aktarmakta “gücünü aşmakta”ydı.

Troçki’ye Rus Devriminin Tarihi’ni yazdıran en önemli niteliği, güçlü kaleminden çok onun sürekli devrim kavrayışı ve devrim sürecindeki rolüydü. John Reed’in Sukhanov’dan çok daha derinlikli gözlemleri, kitle hareketinin gelişimini ve devrimci programı kavraması ve kabul etmesi sayesinde mümkün olmuştu. Sukhanov’un zayıflıklarının ise bireysel yeteneksizliklerinden daha öte sebepleri vardı. Bu, Sukhanov’ların, yani Menşevizmin ya da II. Enternasyonal sosyal demokrasisinin programının, ideolojisinin zayıflığıydı.

Troçki’yle bitirelim:

Bir kuramcı olarak -iki kelimeyi bir araya getirme yeteneğiyle olmasa da bu ihtiyaçtan ötürü- o zamanki Yürütme Komitesi üyelerinden üstündü. Başlıca gücü bu her telden çalan ama yine de türdeş olan insanlar cemaatinin organik çizgilerini doktriner bir dile tercüme etmekten geliyordu: kendi gücüne güvenmeme, kitlelerden korku, burjuvaziye karşı küçümseyici ama yine de saygılı bir tutum. Lenin Suhanov’un küçük burjuvazinin en iyi temsilcilerinden biri olduğunu söylerdi. Onunla ilgili söylenebilecek tek övgü sözcüğü bu olsa gerek (Troçki, 1998: 175).

Kaynakça

Cliff, Tony. Troçki (4. Cilt) [Gece Ne Kadar Karanlıksa Yıldızı O Kadar Parlak Olur]. Çev. Ali Çakıroğlu. İstanbul: Marx21 Yayınları, 2017

Reed, John. Dünyayı Sarsan On Gün. Çev. Rasih Güran. İstanbul: Yordam Kitap, 2017.

Sukhanov, Nikolai Nikolayeviç. 1917 Rus Devrimi [Devrim Üzerine Notlar]. Çev. Gün Zileli. İstanbul: Edebi Şeyler, 2020.

Troçki, Lev. Rus Devriminin Tarihi (I) [Şubat Devrimi: Çarlığın Devrilmesi]. Çev. Bülent Tanatar. İstanbul: Yazın Yayıncılık, 1998.

Troçki, Lev. Rus Devriminin Tarihi (III) [Sovyetlerin Zaferi]. Çev. Bülent Tanatar. İstanbul: Yazın Yayıncılık, 1999.

Facebooktwitterlinkedin

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı