/ Engin Kara / Polis Devletinin Röntgeni: Görüntü Yasağı Genelgesi – Av. Engin Kara

Polis Devletinin Röntgeni: Görüntü Yasağı Genelgesi – Av. Engin Kara

on 2 Mayıs 2021 - 16:09 Kategori: Engin Kara, Gündem, Yazarlar
Facebooktwitterlinkedin

1 Mayıs’a günler kala ülke olarak yeni yasaklama biçimleriyle tanıştık. Bunlardan ilki, pandemi bahanesiyle ilan edilen ama tam da olası 1 Mayıs eylemlerinden hemen önceki akşam başlayan sözde tam kapanmaydı. Bu, Erdoğan rejiminin sıradan yasaklarının güncellenmiş bir versiyonuydu. İkincisi ve daha enteresan olanı ise Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “özel hayatın gizliliği” gibi saçma bahanelerle yayımladığı polislerin görüntüsünün alınmasının engellenmesine dair genelge oldu.

EGM Genelgesi Yok Hükmünde

27 Nisan tarihli Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş imzasıyla yayımlanan Genelge, “özel hayatın gizliliği” ve “kişisel verilerin korunması” haklarını akla mantığa sığmayacak bir biçimde, kolluk personelinin görevli olduğu sıradaki hareketlerine uyarlıyor. Polislerden, görevleri sırasında fotoğraf ve video alan vatandaşların (basın emekçileri, eylemciler, avukatlar…) engellenmesini istiyor. Ne yaratıcılık ama!

Özel hayat, kişinin olağan olarak topluma açık olmayan hayatını kapsar. Örneğin ev içindeki hareketleriniz bariz bir şekilde özel hayatınızı oluştururken, sokaktaki davranışlarınız özel hayat kapsamında kabul edilemez. Bunlar çok temel bilgilerdir ve polislik mesleği yapanlar için de geçerlidir. Genelgenin hukuka aykırı olduğunu açıklamaya bile gerek olmadığı ortada. Dertleri, Genelge ile polis suçlarını örtbas etmek. Bu yüzden hukuki açıdan genelge yok hükmünde. Dolayısıyla İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu olan Emniyet Genel Müdürü’nün genelgesinin dayandığı temellerin hukuk dışında aranması gerekiyor.

Akıllı Telefonlar, Sosyal Medya ve Polis Şiddeti

Kabaca 10 yıl öncesine kadar özellikle toplumsal olayları fotoğraf ve video ile kayıt altına almak çoğunlukla, elinde bir kamera bulunan profesyonel basın çalışanlarının ve bir de siyasi grupların basın görevlilerinin ayrıcalığıydı. Ama günümüzde, 2019 yılsonu verilerine göre nüfusun %77’si akıllı telefona sahip. Artık kamusal yaşamın her alanının her an herkes tarafından kayıt altına alınabilir durumda: eylemler, konuşmalar, toplantılar, dersler, sanat, kültür, spor…

Aynı şekilde polis şiddeti de artık her an herkes tarafından kayıt altına alınabilir durumda. O kadar ki, çok sık olarak bizzat polis şiddetine maruz kalanların kendisi tarafından alınan fotoğraf ve videolarla karşılaşabiliyoruz.

Kadıköy’deki Boğaziçi Üniversitesi eyleminde polisin “müdahalesi”

Sadece kamera ya da görüntü alma özelliği olan bir araca sahip olmak da değil mesele. Bir avuç muhalif basın organı dışında pek kimsenin iktidarın canını sıkacak görüntüleri kaydetmediği, kaydetse bile yayınlamaya yanaşmadığı bir basın ile karşı karşıyayız. Sosyal medya kullanımını yaygınlaşması sayesinde bu engel de ciddi ölçüde aşılmış durumda. Örneğin Boğaziçi Üniversitesi protestoları sırasında polisin suç niteliğinde şiddet içeren görüntüleri günlerce sosyal medyayı sallamış ve eylemlere katılanlardan çok daha geniş kesimler nezdinde iktidar-polis karşıtı tepkilere yol açmıştı.

Fransa Örneği

Fransa’nın sözde liberal ama gerçekte neredeyse polis devletine özenen Cumhurbaşkanı Macron’un dönemi, kolluk güçlerinin yetkilerini artırmakla ve protestolara saldırmakla geçti. Kasım 2020’de Fransa parlamentosunda kabul edilen Genel Güvenlik yasasının 24. maddesi, “polis veya jandarmalara fiziki veya psikolojik zarar verme amacı veya niyeti taşıyan video veya fotoğrafları yayınlayanlara bir yıl hapis ve 45 bin euro para cezası” getiriyordu. Yasa ve ilgili madde meclisten geçti ama sokaklardan geçemedi. Paris bu saçma yasağa karşı yine polisin saldıracağı eylemlerle yanıt verdi. Tepkilerin artması üzerine Hükümet, söz konusu yasayı geri çekmek zorunda kaldı.

Anlaşılan Erdoğan hazır Macron ile arayı düzeltme çabasına girmişken, polis devleti alanında mevkidaşının deneyimlerinden faydalanmak istedi. Fransa, Türkiye’den farklı olarak bu uygulamayı yasa yoluyla yapmaya çalışırken, Türkiye’de emniyet genelgesi tercih edildi. İşte size burjuva demokrasisinin beşiği ile derme çatma demokrasi arasındaki derin fark!

Saçma Yasak Türkiye’de de Sökmez

Rejimin polis faaliyetlerinin görüntülenmesini engelleme çabası, 1 Mayıs’tan hemen birkaç gün önce geldi. Malum, bu sene Taksim yasağının dışında genel bir 1 Mayıs yasağı çabasına da girişmişti hükümet. Aylardır koronavirüs salgınını önlemek için gereken önlemlere savsaklayan ve beceremeyen iktidar, 1 Mayıs’a günler kala “tam kapanma” ilan etti. Aman ne kapanma!

DİSK Araştırma Merkezi’nin raporuna göre işçilerin sadece %17’si kapanmanın kapsadığı işlerde çalışıyor. %22’si kapanmadan kısmen muaf, %61’i ise (yaklaşık 3 işçiden 2’si) kapanmadan tamamen muaf işlerde çalışıyor. Yani işçi sınıfı için kapanma falan olmadı. O kadar ki ilk gün İstanbul Büyükşehir Belediyesi, araç kapasitesinin yetersiz kalması nedeniyle ek seferler koymak zorunda kaldı. Diğer taraftan, kapanan işyerlerinde çalışanlar içinse hiçbir ekonomik destek programı oluşturulmadı. Yani işçi sınıfına dayatılan “virüs ya da açlık” ikilemi oldu.

Bu koşullarda hafta başı ya da hafta sonu değil de Perşembe akşamı başlayan sözde tam kapanma, acil olarak 1 Mayıs eylemlerini (Cumartesi zaten sokağa çıkma yasağı olması nedeniyle pek çok yerde Cuma günü eylemler gerçekleşecekti), genel olarak da iş dışındaki sosyal hayatı görünürde sınırlamayı hedefliyordu. Mesela tam kapanmanın karşılığı, parası olan için tatil merkezlerinde geçirilecek bir mola oldu.

Bu koşullarda 1 Mayıs günü Taksim merkezli gerçekleşen çok sayıda eylemde basın emekçileri, eylemciler ve diğer kişiler görüntü almaktan kaçınmadı. Tersine polis şiddetinin çok net kayıtları yine basına ve özellikle sosyal medyaya yansıdı. İki gündür Twitter’da çok sayıda insan Genelge’yi tanımadığını ve “polisin herhangi bir insana zulmettiğini gördüğünde, bedeli ne olursa olsun kayıt altına alacağını ve paylaşacağını” belirten paylaşımlar yapıyor. Dahası, kimi yerlerde polisin basın çalışanlarını bile engellemeye çalıştığı görülmesine rağmen pek çok yerde polislerin bu konuda hiçbir girişimde bulunmaması, Emniyet Genel Müdürü’nün saçma hamlesinin kendi emri altındaki kolluk güçlerinde de ciddi bir karşılık bulmadığını da gösteriyor.

1 Mayıs eylemleri sırasında SEP Genel Başkan Yardımcısı Derya Koca’nın kendisini gözaltına alırken “Konuşma!” diyen polise karşı “Sen konuşma! Bugün 1 Mayıs, işçileri susturamazsınız, kadınları susturamazsınız, gençleri susturamazsınız” diye haykırması gibi cesaret örnekleri sosyal medyada çokça yankı buldu. Erdoğan rejiminin polisiye baskılarının mücadele edenlerin cesaretini kıramadığı, tersine mücadeleye atılmak için kafasında soru işaretleri bulunanları da tetiklediği ortada.

Bundan sonra da başka türlü olmayacak. Polis devlet oyunları sökmeyecek. Hele ki hayatın görmek için kameraya ihtiyaç olmayan gerçekleri, milyonlarca emekçiyi harekete geçirdiğinde bu zorba düzen de öylece yıkılıp tarihe karışacak.

Facebooktwitterlinkedin

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı