/ Gündem / Öğrenci İşçilik, Geleceksizlik ve Mücadele – Can Ekim (Ankara Üniversitesi Marksist Fikir Topluluğu)

Öğrenci İşçilik, Geleceksizlik ve Mücadele – Can Ekim (Ankara Üniversitesi Marksist Fikir Topluluğu)

on 17 Temmuz 2022 - 10:16 Kategori: Gündem
Facebooktwitterlinkedin

Türkiye’de ekonomik kriz öğrenci gençliği de derinden etkilemeyi sürdürüyor. KYK yurtlarına gelen % 80 zam ile birlikte öğrenciler 850 TL’lik KYK kredisiyle ancak yurt ücretlerini ödeyebilirken büyük bir bölümü yaşamını idame ettirebilmek için yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

Çoğunlukla hizmet sektöründe (garsonluk, komi vs.) var olan öğrenci işçilik, patronlar için bulunmaz bir nimet. Zira öğrenciler onlar için ucuz işgücünden başka bir anlam ifade etmiyor. Öte yandan çoğunlukla sigortasız, güvencesiz çalışma şartlarını kabul etmekten başka seçenekleri kalmıyor.

Vicdani manipülasyonu da es geçmeyen patronlar öğrencilerin okumasına destek oluyoruz diyerek öğrenciler üzerinde sınırsız bir sömürü kuruyor. Hayatları işten derse dersten işe ikileminde dönen öğrenci işçiler dinlenme ve kendine zaman ayırma gibi temel gereksinimlerini bile yapamıyor, özellikle vize ve final döneminde bu devinimi sürdürmek insanüstü bir çaba gerektiriyor.

Diplomamız Sadece Bir Kağıt Parçasına Dönüşüyor!

Neoliberal birikim modelinin yıkıcılığı geçmişte herkese cazip gelen pek çok meslek grubu için sınıf atlama olgusunu yerle bir etti. Geçmişte üniversite okumak sınıf atlama hayallerini gerçekleştirmenin bir geçiş güzergahıydı. Tıptan mühendisliğe kadar pek çok üniversite bölümü çoğu gencin hayallerinde önemli bir yer kaplardı. Fakat artık gençlik acı gerçeklerle daha erken yüzleşiyor. Okurken yüz yüze kalınan sömürü mekanizmaları diplomayı ele aldıktan sonra da aynı şekilde çalışıyor. Bugün pek çok mühendislik mezununu işsizlik veya oldukça düşük ücretlerle köle gibi çalışma ikilemi karşılıyor. Aynı şekilde doktorluk gibi daha cazip bir mesleğin neoliberal kapitalizm altında yaşadığı dönüşümü görmek için günümüz Türkiye’sine bakmak yeterli.

Yine de bu meslek grubundan pek çok emekçinin karşılaştıkları sömürü ve geleceksizlik karşısında kimi zaman orta sınıf-bireyci tepkiler gösterdiğine şahit olabiliyoruz. Bu yanılsamaların kırılması ise mücadele ile paralel ilerleyen bir süreç, bu kırılmayı özellikle sağlık emekçilerinin grevleri üzerinden gözlemleyebiliyoruz. Örgütlü kolektif mücadele dışında bir seçeneğin var olmadığı artık daha net görülebiliyor.

AKP iktidarından önce 76 olan üniversite sayısı bugün 208’e ulaşmış durumda. Bilimsel bilgi üretimi ile alakası olmayan, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda açılan bu üniversiteler diplomanın kâğıt parçasına dönüşmesinin nedenlerinden birini oluşturuyor. AKP Türkiye’sinde üniversite dediğimiz şey sermayeye nitelikli yedek işgücü ordusu yetiştirme merkezine dönüşmüş durumda.

Liberalizmin vaizleri ise öğrencileri kişisel gelişim zırvalıklarıyla pohpohluyor. Çıkışın rekabet etmekte, çok çalışmakta ve kendini geliştirmekte olduğunu söyleyen bu zırvalıklar kısacası seninle aynı çaresizliği yaşayan insanları boğazlayarak hayatta kal demenin üstü kapalı hali. Bu boğazlaşmadan kazanılacak ödül ise sadece iş bulmak, kölece çalışmak…

Sömürüye Karşı Nasıl Bir Gençlik Mücadelesi?

Kapitalizmin tarihi boyunca gençlik hareketinin gücü sınıf mücadelesinin gelişimine ve onunla kurduğu ilişkiyle bağımlı olmuştur. Tarih boyunca bu iki unsurun yolları pek çok noktada kesişmiştir. Örneğin, 68 hareketini bugün bile halen mercek altında tutmamıza neden olan gençlik hareketinin popülaritesinin ve geleceğe bıraktığı mirasın yanında işçi sınıfı mücadelesinin de bu hareketi besleyen güçlü bir damar olarak ortaya çıkması olmuştur.

Öte yandan sınıftan bağımsız bir gençlik mücadelesinin sınırları da her fırsatta kendini hatırlatmaktan geri durmaz. Buna da yine Türkiye 68’i iyi bir örnek olabilir. 15-16 Haziran Direnişi’nin yaşandığı dönemde gençlik hareketinin öncü kadrolarının bu direnişle olan mesafeleri ve mücadeleyi sınıf mücadelesinin cereyan ettiği büyük kentlerden kırsala taşımaları; geleceğe her ne kadar güçlü bir devrimci miras bırakılmış olsa bile sınırlılıklarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bunlardan yola çıkarak maddi ayağı doğrudan işçi sınıfına basan gençlik dinamizminin boy göstermesi bizler için kaçınılmaz duruyor. İşçi sınıfıyla gençliğin örgütsel bir zeminde iç içe geçmesi ve bu iki enerjinin bir araya gelmesi mücadelenin yükseliş dönemlerinde harekete önemli bir ivme kazandıracaktır. Geleceğin emekçileri olarak öğrenci gençlik kendi yaşadığı deneyimlerin sonuçlarını çıkarmalı ve ait olduğu sınıfla birlikte geleceği aramanın yollarını bulmalıdır. Kurtuluşun yolu sosyalist sınıf mücadelesinin birer neferleri olmaktan geçmektedir ve Engels’in “Biz geleceğin partisiyiz ve gelecek gençlerindir. Biz yenilikçilerin partisiyiz ve yenilikçileri en hevesle takip eden her zaman gençlerdir. Biz eski çürümüşlüğe karşı özverili bir mücadele yürüten bir partiyiz ve özverili bir mücadeleye her zaman ilk giren gençliktir.” İfadelerinde de vücut bulduğu üzere gençliğin ilgisi bu yola er ya da geç güçlü bir şekilde kayacaktır.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı