/ Gündem / Ekonomi Uçurumun Kenarında, Halk Öfkeli: AKP Bu Virajı Alabilir mi? – Güneş Gümüş (SEP Genel Başkanı)

Ekonomi Uçurumun Kenarında, Halk Öfkeli: AKP Bu Virajı Alabilir mi? – Güneş Gümüş (SEP Genel Başkanı)

on 1 Mart 2022 - 10:52 Kategori: Gündem, Güneş Gümüş
Facebooktwitterlinkedin

Yazar Notu:

AKP’nin ekonomik bir çöküşü ne kadar öteleyebileceğini ele alan ve Sosyalist gazetesinin 38. sayısı için kaleme alınan bu yazı yazılalı çok olmadı. Ama şimdiden ciddi bir risk kapıda. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında ekonomide patlama kalemlerinin hepsi birden tehdit altında. Dolar 15 TL sınırına doğru ilerledi; MB’nın 4 milyar dolar satışıyla 14 TL altına tekrar çekildi.

Doları döviz satarak tuttular diyelim. Petrol fiyatlarının 120 dolar bandına yükselmesinin maliyeti ne olacak? Bu durum enerjinin pahalanması, enflasyonun yükselmesi demek ya da ekonomik bir büyüme sağlamak için bel bağlanan turizm ve ihracat gelirleri etkilenmeyecek mi?

Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dan yılda yaklaşık 12 milyar dolar ihracat ve turizm geliri elde ediyor. Dünya buğday üretiminin merkezi konumundaki bu ülkede işleyip satmak için alınan buğday fiyatının artması bile yıpratıcı olacak. Aşağıdaki yazıdaki değerlendirmeleri okurken Rusya’nın Ukrayna savaşının uzamasının Türkiye ekonomisini uçurumun kenarına daha çok yaklaştıracağı aklınızda bulunsun. 

***

Ülkede neredeyse herkes burnundan soluyor. Esnafı, işçisi, emeklisi, işsizi, öğrencisi, kamu emekçisi… Herkes hayat pahalılığına, astronomik faturalara, alım gücünün düşmesine, kısacası ekonomideki kötü gidişata öfkeli.

AKP’nin oy desteği %30’lara kadar geriledi. İdeolojik tavır alacak İslamcıları bir kenara bırakalım; ısrarla reisçi olanlar bile yeni bir döviz şokunu kaldıramayacaktır. Bu yüzden de iktidar açısından Dolar’ı tutmak hayat memat meselesi. TL’yi değersizleştiren bu enflasyon ortamında Dolar yükselmeye bir başlarsa nerede duracağı da belirsiz.

Peki iktidar dövizi sabit tutmakta başarılı olabilir mi? Ekonominin, iktidarın geleceği açısından riskler döviz şokuyla da sınırlı değil. Enflasyon sürdükçe halkın hoşnutsuzluğu artmaya devam edecek. Dolar’ın ateşinin durması enflasyonun birkaç ay içinde gerilemesine yetecek mi? Hayat pahalılığı tüketimi azaltırken maliyetleri artan hizmet sektörü nasıl etkilenecek? İktidarın umut bağladığı ihracat ve turizm gelirleri ekonomiyi toparlamaya yeter mi? Bu sorulara yanıt vererek ekonominin durumuna birlikte bakalım.

Yeni bir döviz krizi yaşanır mı?

AKP iktidarı elindeki bütün araçlarla Dolar’ı 13,5 TL seviyesinde tutmaya odaklanmış. Ekonominin başında Berat Albayrak’ın olduğu 2019 ve 2020 yıllarında Merkez Bankası’nın rezervlerindeki 128 milyar dolar harcanarak bir süre Dolar’daki yükseliş durdurulmuş; ama sonunda döviz patlamıştı.

Ülkede kimsenin güvenmediği TÜİK’in enflasyon rakamları bile %50 olmuşken Dolar’ın aylarca 13,5 TL’de kalması olağan değil tabi. Dolar, AKP’nin 14 TL duvarını yıkacak da ne zaman?

2021 sonundaki döviz şokunun gelişiminde Merkez Bankası’nın faiz indirimi, dövizdeki yükselişe Merkez’den müdahale gelmemesi ve yerli yatırımcının Dolar ile kendini korumaya alma isteğinin etkili olduğunu görmüştük. O zaman Dolar’da yeni bir yükseliş için üç temel belirleyen var; yatırımcının/şirketlerin Dolar’a yönelmesi, MB’nın döviz satarak fiyat kontrolü kapasitesi ve faiz indirimi kararları.

MB; müdahale kapasitesini swaplarla, şirketlerin ihracat gelirlerinin %25’ini MB’ye satmak zorunda bırakılmasıyla, döviz hesaplarının azalması için sağlanan avantajlarla, yastık altındaki altınları piyasaya katma hamleleriyle genişletmeye çalışıyor. Ama toplanan rezervler dövize yeniden bir hücum olursa onu uzun süre durduracak kapasitede değil. Zaten iktidarın hedefi de Haziran’a kadar süreci idare ettikten sonra 35 milyar dolar turizm geliriyle bir rahatlama sağlamak.

Bu noktada iktidarın planlarını sıkıntıya sokacak nokta; Mart ayında süresi dolacak kur korumalı mevduat hesapları. Dolar’da artış olmayınca bu hesap sahiplerinin parası enflasyonun yüksek çıktığı Ocak-Şubat-Mart ayları boyunca %30’a yakın değer kaybederken elde edeceği faiz geliri en iyi olasılıkla %4.25’le sınırlı kalacak. Vatandaş bu akıldışı yatırımdan vazgeçerek Dolar’a tekrar yönelirse Mart ayında işler karışır.

Mart bir şekilde geçse de turizm gelirlerinin gelmesiyle iktidar yaz aylarında tekrar faiz indirimlerine girişince dövize kayışın yolu da tekrar açılacaktır. Kısacası 2022 içinde dövizin bir noktada patlayacağı görünüyor.

Turizm ve ihracat gelirleri ekonomiyi toplamaya yeter mi?

Hem ihracat hem turizm, döviz girişi sağladığı için iktidar açısından kritik. Peki ihracat ve turizmden istenen verimi alınacak mı?

Turizm gelirlerinin bu yıl 35 milyar doları bulması hedefleniyor. TL bu kadar değersiz olmuşken Türkiye’nin yabancı turistler için çekici bir tatil mekanı olması şaşırtıcı değil. Ama turist sayısının ya da onlardan elde edilecek gelirin eski seviyeye ulaşması turizm sektörü için ne kadar tatmin edici olacak. Ülkede enflasyon gerçek rakamlarla %100’leri buldu, astronomik enerji maliyetleri sözkonusu. Turizmde maliyetler çok artmışken karlılık eski düzeyleri bulmayınca sektörün büyük başları bile yeterince kazançlı olmayacaktır. Bakınız;  Antalya Belek’teki Innvista Otel’in Genel Müdürü Ülkay Atmaca fiyatları yüzde 42 artırmalarına rağmen artan maliyetleri karşılayamadıklarını ifade ediyor ya da Türkiye Otelciler Birliği Başkanı Müberra Eresin bir ayda yüzde 60-65’e varan keskin maliyet artışlarının marjları erittiğini söyledikten sonra “Operatörler ile anlaşmaları imzaladık ve fiyatları belirledik. Şu anda ek maliyetleri bu fiyatlara yansıtmamız mümkün değil” açıklaması yapıyor.

Gelelim ihracat meselesine. Pandemi sonrasında hem biriken talep hem de küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksamalar nedeniyle Türkiye’nin ihracatı artmıştı. Ancak bu artışın sınırlı olduğu; sanayi kapasitesinin de çok daha fazlasına izin vermediği görülüyor. Diğer bir can alıcı konu da ihracatın hem ithalata hem de dışardan alınan enerjiye bağımlı olması. Dövizdeki sıçrama  ve küresel enerji fiyatlarındaki muazzam artış ihracat maliyetlerini de artırıyor. Yani ne ihracat ne turizm ekonomiyi gerçek anlamda bir genişlemeye doğru sırtlayacak güçte değil.

Enflasyon kontrol altına alınabilir mi?

Ülke ekonomisinde klasik beklenti enerji harcamalarının gerilemesi ve tarım ürünlerinin ucuzlamasıyla Haziran itibariyle enflasyonda düşüş yaşanması yönünde. İktidar da enflasyonda döviz şokunun etkisinin birkaç ay içinde azalacağını düşünüyor. Ancak bu planın aksine işleyen etmenler var. Birincisi bütün üretim süreci açısından kritik olan enerji fiyatlarının küresel ölçekte yüksek seyretmesi. Brent petrolün fiyatı şimdiden 100 dolara dayandı ki 120-130 dolara kadar yükselmesi bekleniyor. Keza doğalgaz da dünya çapında muazzam bir fiyat artışı yaşadı. Petrol fiyatının artması demek iğneden ipliğe her şeyin pahalanması demek. İkinci mesele üretici enflasyonuyla tüketici enflasyonu arasındaki makas. Dolar durulsa, enerji fiyatları yükselmese bile tüketime ket vurmamak için maliyetleri tam yansıtmayan patronlar zamlara ufak ufak devam edecek. Enflasyonun seyri açısından son nokta ise gıda ürünlerinin fiyatının yaz aylarında ucuzlamaması durumu. Köylüler bu sene astronomik zam gören gübreyi üretimde sınırlı kullandı; bunun sonucu da tarımsal rekoltenin azalması ve dolayısıyla tarım ürünlerinin pahalanması olacak. Turizm sezonunun açılması ve talebin artmasıyla et ve süt ürünlerinin fiyatının yükseleceği de bekleniyor.

Hizmet sektöründe iflas riski

Hayat pahalılığının talepte azalma şeklinde piyasaya yansıdığı aşikar. Azalan taleplerin üstüne astronomik faturaların yükü eklenince hizmet sektöründe iflas zillerinin çaldığını söyleyebiliriz. Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği Başkanı Kaya Demirer, sektörde toplam giderlerinin cironun % 6’sını geçmemesi gerekirken son zamlarla birlikte bu oranın % 13’lere ulaştığını ve zaten pandemi döneminde büyük zarar gören sektörün yeni bir zarar dalgasıyla karşı karşıya olduğunu anlatıyor. Bu krizin ilk mağdurlarının yemek sektörü olacağını, bu zarar dalgasının zamanla diğer esnafa doğru genişleyeceğini söyleyebiliriz.

Esnaflıktan işçiliğe düşüşü bir karabasan olarak gören bu kitlenin öfkesinin tepesine çıkacağını, kimi yerlerde tepkilerin patlama şeklini alabileceğini öngörmek zor olmayacaktır.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı