/ Gündem / ODTÜ Turnusol Oluyor: Babacan Gerçekleri – Denizhan Eren (ODTÜ Marksist Fikir Topluluğu)

ODTÜ Turnusol Oluyor: Babacan Gerçekleri – Denizhan Eren (ODTÜ Marksist Fikir Topluluğu)

on 15 Nisan 2022 - 13:05 Kategori: Gündem
Facebooktwitterlinkedin

Geçtiğimiz Salı günü Ali Babacan’ın ODTÜ’de öğrencilerle sohbet etmek ve kahve içmek için bir etkinlik planlanacağı açıklanmıştı. Babacan’ın okula geleceğinin duyulmasıyla birlikte yapılan protesto epeyce konuşuldu. Protestoya katılan öğrencilerden biri olarak bu konu üzerinde dönen tartışmalara açıklık getirmek gerektiğini düşünüyorum.

ODTÜ’deki eylem doğal olarak hemen ülke gündemine oturdu. Sosyalizm ve liberalizm, sol ve sağ kavramları, Babacan’ın AKP ile ilişkisi ve birçok başka konu tekrardan sosyal medya üzerinden tartışılmaya başlandı. Twitter’da Deva Partililerin de içinde konuşmacı olduğu ve Ali Babacan’ın da katıldığı sohbet odası üzerinden bu alevli tartışmalar devam etti. Elbette bu protestodan ders almak istemeyen Ali Babacan, Deva Partililer ve liberaller bu protesto karşısında durup dönüp ‘nerede yanlış yaptık?’ sorusunu sormaktansa mağduru oynamayı tercih ettiler. Yapılan protestodan o kadar memnuniyetsizlerdi ki, trolleri kendilerini tutamayıp konuşma odasında öğrencilere ‘3-5 şımarık öğrenci’, ‘gerizekalı komünistler’, ‘ODTÜ’yü dozerle yıkalım’ gibi ifadeler kullanarak ‘ifade özgürlüğü’ maskelerini an be an düşürdüler. ODTÜ’de olsun, Twitter üzerinden olsun veya Deva Partililerin açtığı sohbet odası üzerinden olsun, bizlere yönelik suçlamalar şöyle şekilleniyor:

ODTÜ’de solcu öğrenciler Ali Babacan’ın ODTÜ’ye girip öğrencilerle konuşmasını, böylece Ali Babacan’ın ifade özgürlüğünü engellemiştir. Haklı eleştirileri olsa bile solcuların Babacan’a karşı ‘otoriter’ tavrı yanlıştır.

Babacan AKP döneminin bütün günahlarından sorumlu tutulamaz. Babacan AKP’nin yanlış bulduğu ve otoriter tavırlarına karşı parti içerisinde mücadele etmiştir, bu mücadele zemini kalmadığı zaman partisinden ayrılmıştır. Ayrıca Babacan’ın AKP döneminde yaptığı doğru politikalar da vardır, özellikle AKP’nin ilk yıllarında izlediği ekonomik politikalar Türkiye’yi olumlu etkilemiştir.

Muhalif öğrenciler bu protesto ile AKP’den kopup Deva Partisi’ne sempatisi olan muhafazakârları korkutup AKP’ye karşı muhalefeti zayıflatacak şekilde hareket etmiştir. Sağcısı olsun solcusu olsun bugün konsantre olunacak tek konu AKP iktidarının sonunu getirmektir. Deva’ya karşı muhalif bir tavır takınan öğrenciler AKP’ye karşı olan bu muhalefete bir alternatif koymuyor, hayalci ve idealist davranıyorlar.

Bütün bu iddialar dikkatli incelendiğinde yüzeysel ve içi boş kaldığını fark ediyorsunuz. Bu argümanları teker teker ele almak gerekirse:

İddia edildiği üzere, ODTÜ öğrencilerinin herhangi bir konuşmaya kaba kuvvetle engel olduğu doğru değil. ‘Konuşturmama’ meselesinde öğrencilerin ağzından çıkan bir cümleyi cımbızlayıp yaygara koparanlar gerçekte nasıl bir protesto gerçekleştirildiğini görmezden geliyor. Öğrenciler zaten Ali Babacan’ın içeri gelmesini bekliyordu, öğrenciler onu geldiği yerde protesto edecekti, bu protesto fiziksel bir engelleme de içermiyordu, bunu zaten Babacan ile buluşmayı ayarlayan Devalı öğrencinin kendisi Twitter’da sonradan açılan sohbet odasında söyledi. Ama Devalılar bunun bile olmasından, seçim öncesi kötü görüntü vermekten çekindikleri için önce sürekli buluşma yerini değiştirmeye çalışıp protestocuları atlatmaya çalıştı; ama öğrencilerin Babacan’ı protesto etmesindeki kararlı tavrı onları etkinliği iptal ettirmeye itti. Babacan (daha sonra aynı Twitter odasında kendisinin de dediği gibi) isteseydi ODTÜ’ye gelebilirdi ama gelmedi. Bir fiziksel engelleme de yokken, madem Babacan bu kadar pirüpak, madem hiçbir eleştiriden çekinmiyor, neden ODTÜ’ye gelmekten vazgeçti? Gerçek şu ki, Babacan ODTÜ’de kendisini destekleyecek bir kitle bulamadı, protesto eden ODTÜ’lü öğrencileri ise karşısına almaya cesaret edemedi. İşte öğrenciler Babacan’ı ODTÜ’den bu şekilde ‘kovdu’. Elbette protestonun siyasi içeriğine ODTÜ öğrencilerinin bir kısmı katılmışken bir kısmı eleştirmiş olabilir. Ama Deva Partililer ve muhalefetin ‘ifade özgürlüğü’ ifadesine sığınması tamamen çarpıtma ve mağdur edebiyatına dayalı.

İfade özgürlüğü demişken Babacan’ın kendisi iktidardayken bu ifade özgürlüğüne ne kadar saygı duyduğuna bakabiliriz. ODTÜ öğrencileri AKP iktidarında yıllarca polis şiddetiyle karşı karşıya kaldı. Gezi protestolarından, ODTÜ ormanlarının kesilmesine, atanmış rektör protestosuna kadar her defasında öğrencilere verilen karşılık cop ve biber gazı oldu. Hatta Ahmet Atakan Antakya’da ODTÜ’deki eylemlere ve Gezi Parkı protestosuna destek veren bir yürüyüş sırasında öldürüldü (Gezi Davası’nda Ali Babacan müştekilerden biri olarak yer aldı.). Bunlar Babacan döneminde ODTÜ’de yaşanan baskı ve şiddet politikalarından sadece birkaçı, aynı dönemde Türkiye’nin genelinde yaşanan hukuksuzluklardan, facialardan, katliamlardan birçok örnek sayabiliriz.

O sırada iktidar koltuklarında oturan Babacan herhangi bir mücadele veya AKP’den ayrıldıktan sonra bu konularda herhangi bir özeleştiri verdi mi? Tabii ki hayır. Az buz değil, 18 sene AKP’nin içinde siyaset yapan Babacan bu konuda bir sorumluluğu olmadığına gerçekten kimi inandırabileceğini sanıyor? Babacan ve onu destekleyen siyasetçiler istiyor ki alternatif bir Babacan tarihi yazalım, sırf AKP’den değil diye artık gençlik ve emekçiler kendilerine atılan bütün bu kazıkları unutsun. Dahası aynı Babacan’ın 2018’de cumhurbaşkanı adaylığında Gül’den sonra Erdoğan’ı destekleyerek günümüzdeki tek adam rejiminin fiiliyata geçmesinde büyük katkısı olmuştu! Babacan ve tayfasının ‘ifade özgürlüğü’ söylemi bu yüzden ODTÜ öğrencileri üzerinde bir samimiyet yaratmayı başaramadı.

Babacan’ın Türkiye’ye geçmişte attığı kazıklardan biri de yaptığı özelleştirmelerdir. Telekom, Tüpraş, Petkim, Tekel gibi ülkenin en önemli ve stratejik kamu kurumları Babacan döneminde özelleştirildi. Babacan’ın hâlâ görevde olduğu 2015 yılına kadar yaklaşık 50 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Babacan bu özelleştirmelerin ülkeye ve bu kurumlarda çalışan emekçilere verdiği zararlar konusunda tek bir özeleştiri yaptı mı?

Aynı şekilde üniversitelerin ve okulların özelleştirilmesini savunan Devalılar Nişantaşı, Bilgi, Koç Üniversitesi gibi özel üniversitelerde araştırma görevlilerinin veya işçilerin nasıl yoğun bir sömürü altında güvencesiz şekilde çalıştığına bakabilirler. Daha yeni Nişantaşı Üniversitesi’nde aralarında eşit işe eşit ücret talebiyle dilekçe verenlerin de bulunduğu 20 dolayında araştırma görevlisi “performans düşüklüğü” yalanıyla işten çıkarıldı. Özel okullarda ise öğretmenlerin resmen ücretli köle gibi çalıştırıldığını herkes biliyor. Bütün bu özelleştirmeler, gelir eşitsizliğinde uçurumu arttırmaktan, eğitimi daha da kalitesizleştirmekten ve zengine yakın, yoksula uzak bir eğitim sistemi yaratmaktan başka bir işe yaramadı. Yani Babacan’ın AKP döneminde ekonomiye olumlu bir katkısı yoktur ama halkı sefalete süren ekonomik politikalarında ve tek adam rejiminin yaratılmasında büyük bir katkısı vardır.

AKP’nin karşısında hangi ideolojiye sahip olduğu fark etmeksizin herkesi içine alan geniş bir cephe oluşturalım fikri aslında Millet İttifakının söylemi. Yani açıktan olmasa da Millet İttifakı sadece ODTÜ’de değil Türkiye’nin dört bir yanında halka ‘hatalarımızı görmeden gelip bizi destekleyin, önce AKP’den kurtulalım’ mesajı vermek istiyor. Evet, gençlik ve emekçilerin bugün karşısındaki en büyük problemlerden biri Erdoğan ve AKP rejimidir ve gitmelidirler. Ama AKP iktidarının yerine ne konacak? Ali Babacan ve Millet İttifakı gençliğe ne vaat ediyor? Aslında TÜSİAD’ın desteklediği, Babacan’ın da AKP’nin ilk yıllarında uyguladığı neoliberal, emekçi düşmanı politikalardan başka bir şey değil. Yani özelleştirmelerin devam ettiği, emekçilerin alım gücünün düşmeye devam ettiği, sendikal haklarının törpülenmeye devam ettiği, güvencesiz çalışma ve yaşama koşullarının arttığı (Örneğin kamusal emekliliği ortadan kaldırmak için uydurulan zorunlu bireysel emeklilik sistemi (BES) Babacan döneminin icadıdır. Ya da 2009 kriziyle birlikte TÜSİAD’ın gündeme getirdiği kiralık işçi bürolarının da yılmaz savunucusuydu.), gençliğin güvencesiz koşullarda çalışıp gelecek kaygıları yaşamaya devam ettiği, rant adına bütün yeşilliklerin betonlaştırılmaya devam ettiği ve daha sayabileceğimiz birçok talan ve yağma politikasının AKP’den sonra da devam ettiği bir düzen isteniyor; sadece bunu AKP kadar vahşice veya her şeyin tek adamın sözüne bakılarak yapıldığı bir yönetim altında değil, burjuva demokrasisine göre daha ‘kabul edilebilir’, daha ‘liberal’ bir yönetim biçimi altında yapılsın istiyorlar. Elbette gençlik ve emekçiler bunun olmaması için Millet İttifakını sokaklarda, üniversitelerde, fabrikalarda veya farklı yerlerde protesto ettiğinde ise yeni hükûmet hızlıca ‘liberalizmi’, ‘ifade özgürlüğü’ gibi hoş kelimeleri bir kenara atacak, baskı ve yasaklar artacak. Yani AKP döneminin bir benzerini sil baştan yaşayacağız, tıpkı bir zamanlar AKP’nin liberal demokratik bir Türkiye vaat edip daha sonra onları eleştiren muhalefet karşısında hızla otoriterliğe savrulması gibi.

Gençlik daha güler yüzlü ve sermayenin yine at koşturduğu bir AKP rejimi değil; sömürünün, geleceksizliğin, yoksulluğun olmadığı bir düzen istiyor. TÜSİAD, MÜSİAD gibi sermaye gruplarının hassasiyetlerinin değil, kendi sözünün dikkate alındığı, geleceğini kendi ellerine aldığı bir düzen istiyor! Bu nedenle ODTÜ öğrencileri dahil Türkiye’de gençliğin sorunlarına çözüm ancak, Babacan gibi eski kirli politikacılar ve onların sahte vaatleri değil sömürü düzenini karşısına alan ve seçimle sınırlı kalmayan geniş bir emek cephesinin yaratılması olacaktır. ODTÜ Marksist Fikir Topluluğu olarak amacımız böyle bir alternatif için elimizi taşın altına koymaktır. Bunun için de ODTÜ öğrencileriyle ve emekçileriyle birlikte kirli politikacılar dahil bu yağma düzeni ve temsilcileri karşısında mücadeleyi sürdüreceğiz.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı