/ Emre Güntekin / Gidiyor mu Gitmekte Olan? – Emre Güntekin

Gidiyor mu Gitmekte Olan? – Emre Güntekin

on 20 Aralık 2021 - 13:43 Kategori: Emre Güntekin, Gündem
Facebooktwitterlinkedin

Ekonomide kriz derinleşirken iktidarın sopası toplumdaki homurtuları gizlemeye yetmiyor. Bakınız en son hemen her birinde yoksul emekçilerin tepkileriyle karşılaşmanın mümkün olduğu sokak röportajlarını gerçekleştiren youtuberlar gözaltına alındı. Bu röportajlar toplum daha da yoksullaştığı ölçüde ortaokul çağındaki bir çocuğun da, ev kadınlarının da, emeklilerin de isyanına sahne olabiliyordu. Bu isyanlar üzerinden belki toplumun geneline dair kestirme çıkarımlar yapmak yanıltıcı olabilir; fakat görünen gerçek şu: Muazzam bir politizasyon dalgasıyla karşı karşıyayız. 

Etnik, dini, sınıfsal aidiyeti ne olursa olsun hemen herkesin bu politizasyon dalgasına kapıldığı bir dönemdeyiz. Çağımız sınıflarındaki akıllı tahtalarından dolar kurunu takip eden çocukların, işyerinde FED’in faiz artırımıyla ilgili kararına kulak kabartan emekçilerin çağı… Bir çocuğun “Ben 13 yaşında siyasetle ilgileniyorsam, bu ülke bitmiştir!” sözleri bu noktada çarpıcı. Neredeyse toplumun her bir zerresinde geleceği şekillendirme ihtimali taşıyan her şeye karşı yoğunlaşan bir ilgi söz konusu.

Bu politizasyon genel olarak toplumsal muhalefete yaradığı ölçüde olumlu değişimlerin kapısını aralayabilir. Ancak bu ilgi otomatik olarak solun gücüne yazmaz. Örneğin, asgari ücrete yapılan bir zam orta sınıf bir emekçi tarafından enflasyonu yükselteceği gerekçesiyle veya kendi maaşına aynı oranda zam alamaması nedeniyle eleştiri konusu olabiliyor. Emek hareketi ortak çıkarlar etrafında bu emekçi kitleleri bir araya getiremediği ölçüde, sağ ideolojiler bu boşluktan hızla içeri sızabiliyor. 

Mevcut durumda Erdoğan rejimi ile somutlaştırabileceğimiz eski düzen ölüm sürecine girerken, bu boşluklara sirayet edebilecek yeni bir alternatifin ortaya konulamadığına işaret ediyor. Anketlerden yansıyan veriler iktidarın ve ortağının oylarının kendi kemik kitlelerine doğru daraldığını gösteriyor. Fakat buradan kopan kitlelerin kopuş hızına paralel olarak doğrudan saf değiştirmediğini, bir tür bekleme odasına geçtiğini söyleyebiliriz. Yani iktidarın çöküşüne CHP başta olmak üzere burjuva muhalefetin aktörlerinin bir büyüme süreci eşlik etmiyor. 

Neden? Kapının 2002-2010 AKP’sinin yeni bir türevine; yani AB’ciliğin pohpohlandığı, büyük sermayenin haraç mezat satılan kamu varlıklarına bir bir çöktüğü, sosyal hakların budandığı “güleryüzlü” bir neoliberalizme açıldığı görülüyor. Ekonomide Babacanlı yıllara dair güzellemeler birçoklarının dilinden düşmüyor. Oysaki yaşanılan krizin kökenlerinde AKP’nin ilk yıllarından itibaren uygulamaya koyduğu bu neoliberal serbest piyasacılığın olduğu saklanamıyor. 

Mevcut anketlerden çıkan verilere bakıldığında aritmetik olarak evet, geliyor gelmekte olan denebilir. Ama gerçekten gidiyor mu gitmekte olan diye de sormayı ihmal etmemek gerekmektedir. Erken bayram havasına girenlere karşı bunu hatırlatmak gerekiyor. 13 yaşında geleceğinin derdine düşmüş bir çocuğa karşı böyle bir sorumluluğumuz bulunuyor. 

Gramsci’nin bir sözüyle bağlayacak olursak aklın kötümserliğine, iradenin iyimserliğinin eşlik edeceği bir ruh hali özellikle sosyalist sola fazlasıyla lazım. Sokaktaki emekçinin nabzını yakalayan, onların taleplerine kulak veren, bunlar üzerinden somut olarak kendisini gösteren bir unsurun emekçilerin dikkatini çekme ihtimali geçmiş dönemlerden daha yüksek. Sınıfsal gerilim sokağı sardığı ölçüde, ki bu kaçınılmaz, yeni mücadele ve örgütlenme olanakları kapımızı çalacaktır. Sosyalist öncü mümkün olduğu ölçüde bu olanaklara uzanmalıdır. Urfa’da greve çıkan tekstil işçilerinden, hakları için mücadele yürüten sağlık emekçilerine, günden güne fakirleşen asgari ücretliden geleceğini dert edinen ortaokul öğrencisine kadar herkese ulaşmanın yolları, araçları yaratılmalıdır.

İktidarın miadı dolarken, koltuğu güle oynaya teslim etmeyeceği ve mümkün olduğunca zor kozunu elinde tutacağı ortada. Yaklaşan seçim her ne kadar bir değişime işaret etse de Kılıçdaroğlu ve Akşener gibi figürlerin işaret ettiği sakinlikte bir süreç yaşamayacağımızın farkında olalım. MGK kararlarına, OHAL dedikodularına iktidar sıkıştığı ölçüde başka söylemler, pratikler eklenecektir. Sosyalistler sırtını yukarıda saydığımız kitlelere ve toplumun mücadeleye en aç unsurlarına dayadığı ölçüde, olası bir hayalkırıklığında ayakta kalma şansına sahiptir.

Aklımızdan geçen kötümser senaryolara açık kapı aralamış olabiliriz, ancak iradenin iyimserliğiyle geleceğimizi ellerimize alabileceğimiz yolu açmanın tam zamanıdır.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı