Anasayfa / Dünyadan / “Gençlerin başlattığı mücadele, işçiler greve katıldığında büyüyecek”

“Gençlerin başlattığı mücadele, işçiler greve katıldığında büyüyecek”

NPA-R’nin (Nouveau Parti Anticapitaliste – Révolutionnaires / Yeni Antikapitalist Parti – Devrimciler) gençlik örgütü NPA-Jeunes Révolutionnaires’in (Genç Devrimciler) lideri Mathis Aversenq ile Fransa’da süren eylemleri konuştuk.

Lise öğrencilerinin hareketi daha geniş bir toplumsal harekete dönüşüyor ve Sarı Yelekliler’i yeniden sokaklara çıkarıyor gibi görünüyor. Hareketin seyrini, ölçeğini ve örgütlenme düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz? Fransa’nın güçlü protesto hareketleri bakımından uzun bir geçmişi var. Bu hareketi öncekilerden ayıran özgün yanları var mı?

Öncelikle bu hareketin, emekçi mahallelerde yaşayan işçi sınıfı gençliğinden doğduğunu belirtmek gerekir. Banliyö liselerinde okuyan işçi çocukları, ülkenin dört bir yanındaki teknik, meslekî ve genel liseleri bir araya getiren mevcut seferberliği başlattı. Lise öğrencilerinin ikili eğitim sistemine karşı talepleri—kalabalık sınıflar, öğretmen yetersizliği, üniversiteye girişte toplumsal eleme, “hapishane gibi okullar” ve benzeri sorunlar—harekete kitlesel biçimde katılan üniversite öğrencilerinin talepleriyle ve işçilerin talepleriyle örtüşüyor.

Lise öğrencileri geleceklerinin tıkandığını görüyor. Bir yandan “başarılı” olmaları için gerekli imkânlar kendilerine sağlanmıyor; diğer yandan, özellikle son aylarda akaryakıt fiyatlarındaki artış işçileri boğazından yakalarken, anne babalarının geçim derdine tanık oluyorlar. Hükümet gençlere “gönüllü” askerlik hizmetinden ve milliyetçilikten başka bir şey sunmuyor; gençler harekete geçtiğinde ise karşılarına baskı çıkıyor.

Polis şiddeti çok ağır: 8 binden fazla genç gözaltına alındı; lise öğrencilerinin dişleri kırıldı, bedenleri sakatlandı, gözleri kör edildi. Ancak yıldırma politikası yetmedi. Öğrencilerin örgütlenmesini dağıtmak için yüzlerce lise idari kararla kapatıldı ve dersler çevrimiçi yapılmaya başlandı. Lise öğrencileri çevrimiçi dersleri boykot edip sokaklara çıkarak grevlerini sürdürdü. Kısa sürede üniversite öğrencileri de onlara katıldı. Üniversiteliler aynı düzeyde baskıyla karşılaşmamış olsa da kampüslerin önemli bir bölümü de “kapı dışarı” edildi.

Hareketin okul ve kampüs işgalleri etrafında örgütlenmesi belli bir radikalliğe işaret ediyor; ancak harekete katılan öğrencileri, gençler de dâhil olmak üzere, onları destekleyen daha geniş kesimlerden koparıyor. Liselerde siyasi örgütlerin ve sendikaların neredeyse hiç bulunmaması, hareketi “kontrol altına alma” girişimlerinin sonuç vermesini engelledi; öte yandan bu durum hareketin örgütlenmesini de zorlaştırıyor. Lise öğrencilerinin ortak karar almak için genel kurullar düzenleme geleneği pek yok—zaten okul işgali için genel kurul yapmak gerekmiyor. Üniversitelerde sol ve aşırı sol daha belirleyici bir rol oynuyor; buna rağmen genel kurullara, binlerce hatta on binlerce öğrencinin bulunduğu kampüslerde, birkaç yüz kişiden fazlası katılmıyor.

 

Arnavutluk, İtalya, İspanya ve Fransa dâhil Avrupa’nın dört bir yanında protestoların yayıldığını görüyoruz. Ülkelerin koşulları farklı olsa da hayat pahalılığındaki artış ortak bir öfke kaynağı. Bu protestolar hükümetleri kayda değer tavizler vermeye ne ölçüde zorlayabilir? Önümüzdeki dönemde hangi gelişmeler belirleyici olabilir?

Hükümet ciddi bir çıkmazda; baskıcı politikalarda ısrar etmesinin nedeni de bu. Eğitim ve bütçesi hızla artan ordunun önüne geçerek devletin en büyük harcama kalemini borç faizi ödemelerinin oluşturduğu son derece tepki çeken bir bütçeyi geçirmek istiyor. Hükümet, CAC 40 şirketlerinin ya da Total’in kârlarına dokunmayı reddediyor; bu nedenle harekete geçen gençlere sunabileceği hiçbir şey yok. Üstelik verilecek bir taviz, işçi sınıfının başka kesimlerine de cesaret verebilir.

Ancak protesto yasakları, sokağa çıkma yasakları ve askerî birliklerin görevlendirileceği tehdidiyle yürütülen baskıyı artırma politikası ortalığı sakinleştirmeyecek. Hükümet bir yandan da temsil gücü olmayan ve mevcut hareket üzerinde hiçbir etkisi bulunmayan “sendikal” örgütlerle göstermelik müzakereler düzenlemeye çalışıyor. Lise öğrencileriyle üniversitelilerin ve işçilerin birleşmesini önlemek için benzinin litre fiyatında 18 sentlik indirime gideceğini açıkladı… ama bu indirim 1 Kasım’da yürürlüğe girecek!

Hükümet, işçi sınıfının harekete geçmesinden korkuyor. 17 Ekim’de yüz binlerce işçi sokaklara çıktı. 24 Ekim’de de çok sayıda işçi sokakta olacak. Hareket başladığında, sendikalar arası koordinasyonun bir manevrası olarak görülmesi yerinde olan 5 Kasım grev çağrıları giderek güç kazanıyor ve seferberlikte yeni bir dönüm noktasının zeminini hazırlıyor. Lise ve üniversite öğrencileri bunun farkında; yeni bir “68 Mayısı” istediklerini sloganlarla dile getiriyorlar.

 

Bu protestolar, Avrupa genelinde solun görece zayıf olduğu ve aşırı sağın güç kazandığı bir dönemde yaşanıyor. Hareketlerin siyasi yönelimini nasıl? Sol taleplerin ve sloganların öne çıktığı kitlesel gösterilerin görüntüleri dünyanın dört bir yanında görüldü. Hareket, toplumun daha geniş kesimlerini nasıl etkiliyor? 

La France Insoumise çevresindeki kurumsal sol ve ona yakın Union syndicale lycéenne ile Union étudiante gibi sendikalar, hızla hareketi desteklediklerini açıklayıp sosyal medyada görünür kılarak hareketi bilinçli biçimde genişletmeye çalıştı. Hatta 1 Ekim’de üniversitelerde bir işgal dalgasını doğrudan başlattılar; bunu yaparken kısmen hareketin yerine geçtiler.

Ancak harekete yönelik bu kitlesel desteğin ardında, gerek lise gerek üniversite öğrencileri açısından, hareketin önünü açacak bir perspektifin belirgin biçimde yokluğu yatıyor. La France Insoumise ve müttefikleri hareketi örgütlemeye çalışmıyor. Genel kurullara katılmıyor, koordinasyonun ilk nüvelerini genellikle dağıtmaya çalışıyorlar. Çünkü bu koordinasyonların, hükümetle başlattıkları müzakerelerde gençleri “temsil etme” tekellerini sarsmasından korkuyorlar; üstelik bu müzakerelerde harekete geçen gençlere karşı hiçbir hesap vermiyorlar. Paris’te sendikalar arası koordinasyon ile La France Insoumise, lise ve üniversite öğrencilerinin genel kurullarında alınan kararları hiçe sayarak iki kez gösteri güzergâhı dayatmaya çalıştı. Her iki seferinde de azınlıkta kaldılar.

Aşırı sol, seferberlikte daha az görünür ama çok daha belirleyici bir rol oynuyor; aralarındaki büyük taktik farklılıklara rağmen mücadelenin demokratik yapısını el yordamıyla kurmaya çalışıyor. Örneğin otonom ve Maoist akımlar, işgalleri esas olarak hareketin “alfa ve omega”sı olarak savunuyor. Harekete geçen öğrencilerin önemli bir bölümünde karşılık buluyorlar: Bu öğrenciler için dersleri boykot edip okulu işgal etmek grevden daha kolay ve liselerde başlayan hareketin doğal biçimi gibi görünüyor. Troçkist örgütler (NPA-R, LPL, LO) ise genel olarak, henüz harekete geçmemiş öğrencilere daha geniş biçimde ulaşabilmek için üniversitelerin yeniden açılması gerektiğini daha fazla vurguluyor. Üniversitelerin önemli bir bölümü doğrudan hükümet tarafından kapatılmış durumda. Ayrıca işçilere ulaşmanın ve onları mücadeleye katmanın yollarını arıyorlar.

 

Yağma görüntüleri düzen yanlısı medya ve burjuva siyasetçilerin başlıca gündemlerinden biri hâline geldi; Macron da protestoları mahkûm etmek için bu görüntüleri kullandı. Fransa’daki devrimciler bu sahneleri ve sokaklara taşan öfkeyi nasıl yorumluyor? Bu öfkeyi siyasi örgütlenme ve kolektif disiplin yoluyla harekete geçirme olanakları neler?

17 Ekim gösterilerinin ardından iktidar ve medya, yağma ve tahribat görüntülerine odaklandı. Öyle ki kamuoyu tartışması “şiddet” meselesine sıkıştırıldı ve göstericilerin talepleri görünmez kılındı. Macron sert ve savaşçı bir tutum takınarak “aşırı sol gruplardan gelen, çok sayıda suçlunun da katıldığı provokatörlerden” söz etti ve “bütün siyasi partileri şiddeti tereddütsüz biçimde kınamaya” çağırdı. Kaos olarak gördüğü şeye karşı “düzen cephesini” temsil etmek için aşırı sağla yarışıyor. İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, 17 Ekim’in örgütlenmesinin arkasında “NPA”nın olduğunu bile öne sürdü.

Gösterilerin çevresinde yaşanan şiddet, kuşkusuz derin bir öfkenin ifadesi. Son dönemde yazdığımız gibi, “sefalet eken öfke biçer”. Hükümetin yalnızca baskıya dayanan yanıtı ortamı yatıştırmaya yetmeyecek. Siyasi bir sonuç alınamadan haftalarca süren lise işgallerinin biriktirdiği hayal kırıklığı, şimdi gösterilerde kendiliğinden çatışmalar ve tahribat biçiminde patlak veriyor.

Devrimcilerin önündeki mesele bu öfkeyi kanala sokmaktan çok, hareketi radikalleştirmenin başka yolları olduğunu anlatmak. Macron’un talep ettiği gibi sükûnet çağrısı yapmıyoruz. Bu öfkenin sandığa gömülmesini de istemiyoruz. Durumu değiştirebilecek olanın, işçi sınıfının önemli kesimlerinin harekete katılması olduğunu düşünüyoruz. İşçiler grev silahını kullanarak burjuvaziye, birkaç bin isyancının verebileceğinden çok daha büyük zararlar verebilir ve çok daha ağır bir bedel ödetebilir.

 

Sarı Yelekliler protestoları da uzun süre devam etmiş, ancak kazanımları sınırlı kalmıştı. Bu dönemde emeklilik haklarına ve çalışma koşullarına yönelik saldırılar da sürdü. Mevcut hareketin somut kazanımlar elde etmesi için nasıl bir müdahale gerekiyor? Bundan sonra nasıl ilerlemesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Fransa’daki son toplumsal seferberlikler yenilgiyle sonuçlandı. Bu sonuç, bugünkü tartışmalar üzerinde ağırlığını hissettiriyor. Pek çok işçi harekete gerçekten katılıp katılmaması gerektiğini ve kazanmanın mümkün olup olmadığını sorguluyor. Ancak mücadeleye kendini bütünüyle vermiş lise ve üniversite öğrencilerinin gençliği onları sarsıyor.

Sarı Yelekliler hareketi sırasında mücadele, cumartesi günleri yapılan gösteriler ve kavşak işgalleriyle sınırlı kaldı. Bu yöndeki girişimlere rağmen hareket işyerlerine hiçbir zaman gerçekten giremedi. Sarı Yelekliler boş zamanlarında, hafta sonları mücadele ediyor, haftanın geri kalanında işlerine dönüyordu. Grev meselesi gündeme gelmiyordu. Buna karşılık 2023’te emeklilik reformuna karşı mücadelede sendikaların çağrısıyla kitlesel grev günleri yaşandı. Ancak sendikalar hareketi baştan sona kontrol etti ve hareketi denetim altına almak amacıyla seferberlik tarihlerini giderek daha uzun aralıklarla belirledi.

Kazanmak için mevcut hareket geçmiş deneyimlerden ders çıkarmalı. Sarı Yelekliler’in patlayıcı ve öngörülemez niteliği onların gücüydü ve Macron’a zor anlar yaşattı. İktidar bugün de geleneksel örgütlerin denetimi dışında gelişen mücadelelerden korkuyor. Bu hafta sonu sendikalar tarafından örgütlenmeyen tüm gösterileri yasaklamasının nedeni de bu. Bu nedenle hareketin kendi kendini örgütlemesini destekleyip güçlendirmeyi; sendika bürokrasilerinden bağımsız bir önderlik oluşturabilmesini sağlamayı zorunlu görüyoruz. Ancak Sarı Yelekliler hareketinden farklı olarak bu özörgütlenme öncelikle işyerlerine yayılmalı ve grevi gündeme getirmeli.

Gençlik içinde, özellikle NPA-R militanlarının çabalarıyla, ülke çapında üniversite öğrencileri ve lise öğrencileri koordinasyonları şimdiden mevcut. Bu koordinasyonlar, ülkenin dört bir yanındaki genel kurullarda seçilen delegelerden oluşuyor. Hareket içindeki ağırlıkları artarsa, işçi sınıfı hareketine örnek olabilirler.

 

Son olarak, Fransa’nın siyasi tablosu ve yaklaşan seçimler hakkındaki görüşlerinizi öğrenmek istiyoruz. Marine Le Pen anketlerde önde görünürken Jean-Luc Mélenchon arayı kapatmaya çalışıyor. Eylemlerin ve halkın taleplerinin bu siyasi dengeleri nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz? Devrimciler seçim dönemine nasıl hazırlanıyor?

Mücadele eden gençler sokaklarda ve dövizlerinde aşırı sağı açıkça reddediyor. Bu seferberlikte sık sık tartışılan konulardan biri de bu. Pek çok genç, aşırı sağın yönettiği bir ülkede yaşama ihtimalini reddediyor; Marine Le Pen’i durdurmak için seçimleri bekleyip sandıkta “baraj kurmakla” yetinmiyor. Le Pen, lise öğrencilerini vandallarla bir tutarak ve Macron ile İçişleri Bakanı’nı göstericilere karşı yeterince sert olmamakla suçlayarak mevcut harekete açıkça karşı çıktı. “Vandallar” propagandasından etkilenen nüfusun bir kesimi için aşırı sağ, düzene dönüş vaadini temsil edebilir. Oysa hareket, gerçekte aşırı sağın karşısında işliyor. Okullara ayrılan kaynakları, hayat pahalılığını ve eşitsizlikleri gündeme taşıyor. Aşırı sağ ise seçim kampanyasını göç ve güvenlik gibi konular üzerinden rahatça yürütmeyi tercih ederdi.

Buna karşılık Jean-Luc Mélenchon’un temsil ettiği reformist sol, bu seferberlik döneminde güç kazanıyor. Partisi başından beri hareketi destekliyor ve diğer burjuva partilerinin sert saldırılarına maruz kalıyor. Eski bir içişleri bakanı La France Insoumise’in yasaklanmasını bile talep etti. Buna rağmen Mélenchon sorumlu bir siyasetçi görüntüsü vermeye çalışıyor; şiddeti kınıyor ve tahribatın “hiçbir siyasi anlamı olmadığını” bile söylüyor. Sonuçta, destek vermelerine rağmen hareketi örgütlemeye çalışmıyor, onu sandığa taşımak istiyorlar. Örneğin, lise ve üniversite öğrencilerinin başlıca taleplerinden biri, Macron’un yükseköğretime girişte öğrenci seçmek için kurduğu Parcoursup sisteminin* kaldırılması. Mélenchon ise Parcoursup’u sona erdirmenin en kolay yolunun 2027’de kendisine oy vermek olduğunu söylüyor!

Devrimciler, lise ve üniversite öğrencilerinin kendi kendilerini örgütlemelerine ve seçim çıkmazına düşmeden hareketlerini olabildiğince ileri taşımalarına yardımcı olmalı. Hareketin talepleri 2027’de değil, şimdi karşılanmalı. Ancak devrimciler seçim alanını yalnızca burjuva partilerine de bırakmamalı. NPA-Révolutionnaires olarak cumhurbaşkanlığı seçiminde işçilerin çıkarlarını dile getirmek ve kapitalizmi yıkma perspektifini ortaya koymak üzere bir işçi adayı çıkaracağız. Lutte Ouvrière ve Révolution Permanente de aynı kararı aldı; her ikisi de seçimde kendi adayı olacak.

*Parcoursup* sistemi: Fransa’da yükseköğretimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp rekabetçi bir pazara dönüştüren merkezi yerleştirme platformudur.öğrenciler şeffaf olmayan algoritmalar, motivasyon mektupları ve lise etiketleri gibi subjektif kriterlerle dosya incelemesi yapar. Fırsat eşitliğini yok eden ve elitist bir eleme mekanizması olarak çalışan bu sistem, yapısal sınıf eşitsizliklerini derinleştirdiği ve sınıfsal kökene dayalı bir okul ayrımcılığı (okul kastı) yarattığı için Fransa’da sol hareketlerin, öğrenci sendikalarının ve gençliğin kitlesel eylemlerine hedef olmaktadır. Söz gelimi aynı sınav notlarına sahip olan iki öğrenciden biri bu sistem nedeniyle üniversiteye tamamen subjetif nedenlerle yerleştirilmemektedir.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.