- Fransa’da Kriz ve İsyan Mevsimi – Emre Güntekin - Ekim 22, 2026
- Avrupa’nın Sokakları ve Savaş – Nida Kaveh - Ekim 21, 2026
- Bu İktidarla Yeni Anayasa Olmaz! – Güneş Gümüş - Ekim 5, 2026
Devrimler ülkesi Fransa’da gençlik bir kez daha ayakta. 2005 banliyö isyanlarından 2018-2019 Sarı Yelekliler hareketine, 2023 yılında emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı verilen mücadelelerden bugüne batı cephesinde değişen çok fazla birşey yok. Her bir isyan bir öncekinin radikalizmini ve kitleselliğini aşarak geliyor. Değişmeyen şey ise çelişkilerle dolu sistemin ta kendisi. Koşullar hem emekçi sınıflar hem de gençlik için giderek ağırlaşıyor.
Fransa’da yaşanan isyanın elbette lokal bir arkaplanı mevcut; ancak kapitalizmin içine girdiği küresel krizden ve buna karşı tüm dünyada gelişen isyanlardan ayrı tutamayız. 2020lerde Afrika, Asya ve Latin Amerika gibi coğrafyalarda gelişen Gen-Z isyanı bugün eğitimdeki çürümeden barınma krizine kadar pek çok sorunun egemen sınıflar tarafından çözümsüz bırakıldığı Fransa, İspanya, İtalya, Belçika gibi AB’nin “gözbebeği” ülkelerin metropollerine taşınıyor.
Yaşanan düzenli olarak tekrarlandığı üzere neoliberalizmin fiilen iflasının ilanıdır. Özellikle Fransa’da 2017 yılından bu yana cumhurbaşkanlığını sürdüren Macron döneminde neoliberal kemer sıkma programları sert bir şekilde uygulanmaya çalışıldı ve kamusal haklardan emekçilerin yaşam koşullarına kadar hemen her alanda büyük bir erozyon yaşandı. Fransız gençliği ve emekçi sınıfları tıpkı emeklilik yaşının yükseltilmesini öngören reformda olduğu gibi hemen her seferinde bu saldırılara karşı büyük bir direnç gösterdi. Gelinen noktada bu bitmeyen bir döngü haline geldi.
Fransa’nın Krizi
Fransa, tıpkı AB’nin kendisiyle birlikte diğer bir büyük ortağı olan Almanya gibi derin bir ekonomik krizin içerisinde. Bu krizin son dönemde en çok konuşulan çıktılarından biri ülkenin 3,5 trilyon euroyu aşarak GSYH’nın yaklaşık % 120’sine ulaşan kamu borcu. Bütçe açığı ise AB’nin üye ülkeler için belirlediği % 3’lük oranı geçerek % 5,4 seviyesine ulaştı.
Elbette toplumsal huzursuzluğu isyan boyutuna ulaştıran nokta bu bütçe açığının nasıl gerçekleştiğidir. Fransa ekonomisinin böyle bir krizin içerisine sürüklenmesinde Macron döneminde ülkenin izlediği saldırgan dış politka önemli bir yer tutuyor. Bu dönemde Macronyönetimi Afrika’dan Ukrayna Savaşı’na kadar pek çok alanda Fransız egemen sınıflarının emperyalist maceralarına askeri harcamaları 36 milyar dolardan 70 milyar dolara yükselterek destek sağladı. Covid-19 pandemisiyle birlikte Ukrayna ve İran’daki saldırganlığın sonuçları diğer Avrupa ülkelerini olduğu gibi Fransa’yı da derin bir enerji kriziyle karşı karşıya bıraktı. Ve son olarak bu yaz iklim değişikliğinin bir sonucu olarak karşı karşıya kalınan aşırı sıcaklar sadece toplumsal yaşamı felç etmekle kalmadı; halihazırda kriz içerisindeki ekonominin sırtına, tarıma ve başka bir dizi sektöre verdiği zararla ek bir maliyet yükledi.
Gelinen noktada bugüne kadar ultra-zengin sermayedarların programını uygulamaktan imtina etmeyen Rothschild’in prensi Macron’un hareket alanı iyice daraldı. Fransa’nın 10 yıllık devlet tahvilleri 2002’den bu yana ilk kez % 5’e yaklaştı. Uluslararası sermayenin Fransa ekonomisine duyduğu güven azalırken; borçlanma maliyetleri yükseldi. Bu sene içerisinde faiz ödemeleri % 25 artarak 65 milyar euroya yükseldi.
Ortada bir kriz ve bunun faturası varsa tabiki bunu kimin sırtlanacağı sorusu gündeme gelecektir ve Macron Fransa’sında sorunun yanıtının emekçi sınıflar olması şaşırtıcı olmayacaktır. Lecornu hükümeti bütçede eğitim, sağlık ve emeklilik gibi pek çok kamusal haktan 54 milyar euro arasında kesinti yapmayı ön görürken; yaşanan krizin günah keçisi olarak gösterilen emekli maaşlarının enflasyona göre belirlenmesinin durdurulması da planlanıyor. Macron’un önündeki açmazlardan biri hükümetin mecliste bu planı hayata geçirecek çoğunluğa sahip olmaması. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaştığı bir ortamda Macron’un zayıf hükümeti dışında kimse bu ateşe elini sokmak istemiyor.
Buradaki en dikkat çekici çıkış, önümüzdeki başkanlık seçimlerinde aşırı sağcı Le Pen’in karşısındaki en güçlü aday olması beklenen Boğun Eğmeyen Fransa (LFI) lideri Jean-Luc Melenchon’dan geldi. Melenchon Fransa’nın Avrupa Merkez Bankası’na (ECB) olan borçlarının % 18’inin (600 milyar euro) silinmesini önerdi. Ancak bu öneri başta ECB Başkanı Christine Lagarde olmak üzere siyasi elitlerin büyük tepkisini çekti.
Fransa’da Gençlik ve Emekçiler Ne İstiyor?
Fransa’da gençliğin eğitimin hemen her kademesinde bu kadar radikal bir şekilde sokaklara dökülmesinde Macron’un dayattığı kemer sıkma politikalarının eğitim sisteminde yarattığı deformasyon ve eşitsizlikler doğrudan rol oynuyor. En çok dile getirilen sorunların başında okulların fiziki imkanlarının yetersizliği, aşırı kalabalık sınıflar ve öğretmen açığı nedeniyle boş geçen dersler dile getiriliyor. Bu gerilemenin sonuçları PİSA verilerine de yansıyor: 15 yaş grubunda Matematik ve okuma seviyeleri 2003 yılından bu yana en düşük seviyesine gerilemiş durumda. Ayrıca üniversiteye giriş ve yerleştirme sisteminde var olan adaletsizlik dile getirilen bir başka sorun..
Macron yönetimi eğitimdeki gerilemenin bahanesi olarak emeklilik harcamalarını gösteriyor. Eğitim Bakanlığı, bakanlık bütçesinin % 32’sine tekabül eden 28,5 milyar euronun bu harcama kalemine gittiğini açıkladı. Fransa’nın siyasi elitleri bu sorunun çözümü için 2023 yılında emeklilik yaşının 62’den 64’e yükseltilmesini öngören bir yasayı hayata geçirmişti.
İsyanın çıkış kaynağı eğitim sisteminde yaşanan sorunlar olsa da bu tek başına her şeyi açıklamaya yetmiyor. Sadece Fransa’da değil gençlik isyanlarıyla sarsılan diğer ülkelerde de talepler birbirine çok paralel: Gençlik mevcut düzen içerisinde bir gelecek görmüyor. İşsizlik artıyor, ücretler düzenli olarak eriyor, yaşam koşulları ve barınma gibi temel ihtiyaçları karşılamak giderek zorlaşıyor. Eşitsizlik derinleştiğini somut sonuçlarıyla gözlemlerken; eğitim, sağlık, emeklilik gibi kamusal haklar neoliberal politikaların neticesinde ellerinden kayıp gidiyor. Geleceksizlik teması atılan sloganlara da ana rengini veriyor: No future, no calm; Graduates today, insecure tomorrow; You destroy our future, we block your present…
Öte yandan egemenlerin büyük sermayeye vergi indirimleri sağladıklarını, büyük şirketlerin karlarının katlandığını; yaşam koşullarını ağırlaştıran etkenlerin başında gelen savaşların üzerine benzin döktüklerini, Zelenski gibi yozlaşmış rejimlerin aktörlerini ayakta tutmak servet harcadıklarını, Filistin’de soykırıma açık çek verdiklerini ve bütün bunların kendi gelecekleri pahasına gerçekleştiğini görüyorlar.
Neoliberalizm Çökerken Alternatif Ne Olacak?
Sadece Fransa’da değil, küresel düzeyde Macron gibi figürlerin siyasi miadının dolduğu bir süreçten geçiyoruz. Aşırı sağ tüm dünyada bu unsurların yerini alıyor. Son olarak Brezilya’da oğul Bolsonaro’nun Lula karşısındaki yükselişine tanık olduk. Gelecek yıl Fransa’da Le Pen’in cumhurbaşkanı; AB’nin bir diğer büyük ortağı Almanya’da ise neo-Nazi AfD’nin iktidar ortağı olması sürpriz olmayacaktır.
Fransa’da yaşanan isyandan yansıyan şiddet ve yağma görüntülerinin Le Pen’e yarayacağı sıkça dile getiriliyor. Ortada isyana sebep olan yapısal sorunlar yokmuşcasına yaşananlar kriminal bir vaka gibi değerlendiriliyor; her dönemin günah keçisi göçmenlerin, siyahların, aşırı sol grupların durduk yere bu yola başvurdukları varsayılıyor. Elbette Le Pen bu rüzgar etrafında kendi yelkenlerini şişirmekten imtina etmiyor. Sık sık aşırı sola saldırıyor, kanunun ve nizamı tekrar rayına oturtacak bir figür olarak öne çıkmak istiyor.
Fakat Le Pen’in söylemlerindeki uçları biraz budayınca altından Macron’dan farklı bir yönelim çıkmayacaktır. Meloni örneğinde olduğu üzere aşırı sağcı figürlerin iktidara geldiklerinde radikal sağcı söylemlerini yumuşata eğiliminde olduklarını pek çok kez gördük. Le Pen de tıpkı Macron’un bugünlerde yaptığı gibi, 2032 yılına kadar 140 milyar euro tutarında bir kemer sıkma planı öneriyor. Ancak Fransa’da biriken toplumsal öfke ve krizin derinliği düşünüldüğünde bunu yaparken otoriterleşmenin dozajının artması beklenmelidir. Sorunlar çetrefilli hale geldiği ölçüde egemen sınıfların olağan yolları sürdürme imkanları daralıyor.
Melenchon cephesinden ise bir yandan eylemlere destek verilirken bir yandan da Melenchon Macron yönetimine polis şiddetine son verme, gençleri dinleme ve eylemleri iyi bir sonla bitirme çağrıları yapılıyor. Eylemler radikalleştiği ölçüde Melenchon’un yalpalmalarının artacağı kesin ve onun cumhurbaşkanlığı seçimindeki şansını belirleyecek olan şey de Macron’a ne denli alternatif olabileceği olacaktır. Ancak mevcut tutumu halen Macron yönetiminin bir şeyleri düzeltebilme yeteneğine sahip olduğuna inandığını göstermektedir.
Emekçiler şimdilik belirleyici sınıfsal eylemlerle alandaki yerlerini almasalar da hareketin bizzat içerisindeler. Özellikle gençliğin polis teröründen korunması gibi konularda CGT gibi sendikaların tabanı aktif rol oynuyor. Ancak tabandaki enerjinin sendika bürokrasilerine yansıdığını söylemek zor. İsyan belirleyici günlerini yaşarken CGT gibi sendikaların oluşturduğu ittifak 5 Kasım gibi ileri bir tarihe çağrı yaptı. Bunun açık bir geçiştirme taktiği olduğu ortadadır. Macron yönetiminin sokakta uyguladığı teröre ve sokağa çıkma yasaklarına karşı emekçilerin harekete geçmesi hayati bir rol oynuyor. Ancak Mayıs 1968’de 10 milyon kişilik tarihin en büyük genel grevini kırmayı başarmış bir geleneği temsil eden sendika bürokrasisinden düzeni sarsacak bir adım beklemek hayal olacaktır.
Troçki’nin de belirttiği üzere insanlığın tarihsel krizinin devrimci öncünün krizine indirgendiği günlerden geçiyoruz. Fransa’da radikal sol alternatif mevcut isyana, egeen sınıfların karşı manevralarını alt edecek bir politik bir zeka yükleme işlevinden yoksun. Fransa bu konuda güçlü bir geleneğe sahip olmasına rağmen radikal sol unsurların fiziksel olarak belirleyici rol oynama şansı düşük. Bu durum Fransız gençliğini, emekçi sınıfları derin bir alternatifsizliğin ortasına sürüklemektedir. Yaşananlar devrimci marksistler olarak bizlerin işçi sınıfının uluslararası devrimci öncüsünü inşa etme konusundaki acil görevini bir kez daha hatırlatmaktadır.













