/ Dünyadan / “Siyasi Bir Örgüt” Olarak NBA ve Irksal Eşitlik Mücadelesi – Barış Deniz Kuş

“Siyasi Bir Örgüt” Olarak NBA ve Irksal Eşitlik Mücadelesi – Barış Deniz Kuş

on 30 Ağustos 2020 - 17:27 Kategori: Dünyadan
Facebooktwitterlinkedin

24 Ağustos’ta, Jacob Blake’in polis tarafından sırtından 7 kere vurulmasının ardından olayın yaşandığı Kenosha’da halk sokağa döküldü. Eylemlere, polisle beraber sivil ve silahlı beyaz bir grup da gelmişti. Zaten George Floyd eylemlerinden itibaren silahlı beyazlar tehditkar bir şekilde eylemlerin etrafında konuşlanıyordu. Grubun 17 yaşındaki üyesi Kyle Rittenhouse, otomatik tüfekle 2 eylemciyi öldürdü, 1 eylemciyi de yaraladı. Rittenhouse, bir siyahinin asla hayal edemeyeceği medenilikle polis tarafından gözaltına alındı. Sosyal medyada yayınlanan videolarda, Rittenhouse’un da içinde olduğu silahlı gruba polis önce teşekkür ediyor ve hatta bir ihtiyaçları olup olmadığını soruyordu. Rittenhouse, şu an Cumhuriyetçiler tarafından sahipleniliyor ve adeta kahraman ilan edilmeye çalışılıyor.

Floyd cinayetiyle beraber tekrar yükselen Black Lives Matter hareketine dair daha önce yazmıştım, arka planı daha çok merak edenler ona da göz atabilir.

Özellikle 70’lerden itibaren oyuncuların çoğunun siyahi olduğu NBA’de birçok oyuncu çocukluğundan beri sistematik ırkçılığa maruz kaldı, bununla ilgili birçok anı ve demeç bulabilirsiniz. Hatta Milwaukee Bucks oyuncusu Sterling Brown, yanlış park ettiği gerekçesiyle geçen yıl 8 polis tarafından şok tabancasıyla saldırıya uğradı. George Floyd cinayetinden beri ABD’de sistematik ırkçılığa karşı başlayan eylemlerden elbette oyuncular da azade değil. Oyuncular, cinayetten itibaren tepkilerini hem sosyal medyada hem de eylemlerde gösterdi.

 

Boston Celtics Guard’ı Marcus Smart’ın eylemlerden görüntüsü

Bu atmosferde, Jacob Blake’in vurulması ve eylemlerde 2 kişinin öldürülmesinin ardından olayın yaşandığı Winconsin eyaletinin takımı Milwaukee Bucks oyuncuları, kariyerlerinin en önemli anlarından biri olan Play-off maçında boykota giderek ırkçılığa karşı sessiz kalmayacaklarını tüm dünyaya göstermiş oldular. Bu onlar için de bir riskti; çünkü Orlando Magic oyuncuları sahaya çıksa Bucks hükmen mağlup sayılacaktı. Fakat onlar da dayanışma örneği göstererek maça çıkmadılar ve diğer takımların oyuncularının da katılmasıyla aynı gün oynanacak 3 maçta da oyuncular boykota gitti. Bununla beraber Kadın Basketbol Ligi (WNBA), Beyzbol Ligi (MLB) ve Futbol Ligi (NFL)’nde de oyuncular greve giderek maça çıkmayı reddetti. Bu gelişmelerin ardından birçok sporcu bu eylemleri sonuna kadar desteklediklerini ve gerçek bir değişim istediklerini belirtti. NBA oyuncularının bu denli toplumsal bir konuda greve gitmesi NBA tarihinde bir ilk. Peki bu ilke imza atılmasını neler sağladı?

ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan Basketbol Ligi’nde (NBA ve WNBA) oyuncuların kurumsal ırkçılığa karşı greve gitmesinin ardından “Ne yazık ki NBA, siyasi bir örgüt haline geldi. Bu, iyi bir şey değil, ülkemiz ve sporumuz için iyi değil” diye konuşmuştu.

Protestonun gerçekleştiği Milwaukee Bucks ve Orlando Magic maçı. Bucks’ın simgesi geyik ve takımın sloganı; Geyikten Korkun!

Fiili Grev Sürecine Nasıl Gelindi?

NBA, pandemi ile birlikte maçlara ara vermişti. Daha sonra Orlando, Disney’de Bubble (Balon) adı verilen tesisle birlikte maçlara başlama kararı alınmıştı. Fakat NBA’in tekrar başlayacağı sırada bir yandan da ABD, George Floyd eylemleriyle sarsılıyordu. NBA oyuncularının sendikası NBPA Başkan Yardımcısı Kyrie Irving “tüm bunlar olurken basketbol oynamak için doğru zaman değil” demişti.

NBA 70’lerden itibaren siyahi oyuncuların çoğunlukta olduğu bir lig. Özellikle bu sezon bu oran daha da yüksek, kabaca söyleyecek olursak siyahi oyuncu sayısı, total oyuncuların %81’den fazlasını oluşturuyor.  Dolayısıyla birçok NBA oyuncusu, tüm ülkede dikkatler Black Lives Matter eylemleri üstündeyken ligin tekrar başlaması ve bu odağın dağılmasından endişeliydiler. Zaten birçoğu da eylemlere katılmıştı. NBA’in sahaya Black Lives Matters yazmasında ve oyuncuların formasında sosyal adalet temalı sloganların yer almasında bunun da etkisi var. Jacob Blake’in 24 Ağustos’ta vurulmasının ardından özellikle twitter üzerinden ve maç sonrası yapılan demeçlerde birçok oyuncu duruma ateş püskürdü.

 

Grevi başlatan Bucks’ın oyuncusu George Hill de ateş püskürenler arasındaydı. Hill, daha önce “bu dünya değişmeli, bu toplum değişmeli” diyerek öfkesini kusmuştu. Oyuncuların açıklamasının tamamını buradan dinleyebilirsiniz:

Oyuncuların bu eyleminin ardından çeşitli gazetelerde çıkan eleştirel haberleri birçok oyuncu sertçe eleştirdi ve fanları bu konuda duyarlı olmaya, değişimin parçası olmaya çağırdı. ABC Utah’ın Utah Jazz’ın greve katılmasını fanların onaylamadığı haberi üzerine takımın süper yıldızları Mitchell ve Gobert fanları da sertçe eleştirdi ve bu konuda tavır almalarını istedi. Utah şehri tarihsel olarak Cumhuriyetçilerin kontrolünde ve beyazların çoğunluk olduğu bir şehir. Bu yüzden siyahi oyuncuların da Utah Jazz’a gelmek istememesi NBA’de bilinen bir gerçek.

Fakat burada bir parantez açmamız gerekiyor. Oyuncuların toplumsal bir konuda bu yoğunlukta greve gitmesi NBA tarihinde bir ilk olarak gerçekten büyük bir olay olsa da yerli ve yabancı basında yer alan birçok yazıda oyuncuların muazzam bir risk alarak bunu yaptığı söylenmiş. Peki bu gerçekten böyle mi? NBA, tüm spor ligleri içerisindeki en güçlü ve en karlı şirketlerden biri. Fakat aynı zamanda diğer spor liglerinin aksine tarihsel olarak çeşitli politik konularda duyarlılığın da yükselebildiği örnekler mevcut.

NBA efsanesi Magic Johnson’a AİDS tanısı konulmasının ardından 1991 gibi bir tarihte NBA yönetimi Johnson’a destek açıklamalarında bulunmuştu. Ayrıca NBA, Demokrat Parti’nin de kayda değer etkisinin olduğu bir şirket. Dolasıyla Trump, grevi karalamaya çalışırken kullandığı sözleri her zamanki gibi saçmalayarak sarf etmedi, altında yatan ve tüm basketbolseverlerin bildiği bir gerçeğe, grevi karalamak için bilerek vurgu yaptı.

ABD’deki sistematik ırkçılık ABD kapitalizminin temellerinden biri ve NBA oyuncularını incelediğimizde siyahi oyuncuların çoğunluk olduğunu kolayca görürüz. Bu oyuncuların çok önemli bir kısmı, fakir bir ailede büyümüş ve büyürken de ırkçılığa maruz kalmış kişilerden oluşuyor. Cumhuriyetçilerin tarihsel olarak ırkçı tutumları düşünüldüğünde NBA oyuncularının önemli bir kısmının Demokrat Parti destekçisi olması şaşırtıcı değil. Zaten demografik olarak da NBA’i takip eden insanları incelersek potansiyel olarak Demokrat Parti destekçisi insanların daha yüksek olduğunu görürüz. Ek olarak, ABD seçimlerinde adaylara yapılan bağışları incelemek mümkün. Bunlara baktığımızda da yılların NBA yüzü, NBA Temsilcisi David Stern başta olmak üzere Kerim Abdul Cabbar, Michael Jordan, Charles Barkley gibi birçok efsane oyuncunun; Phil Jackson ve Gregg Popovich gibi efsane koçların Demokrat Parti’ye yüklü bağışlar yaptıklarını görebiliriz. Aktif oyuncuların da birçoğu hem bağışçı hem de özellikle Trump seçildikten sonra yaptıkları açıklamalarla tavırlarını çok net bir şekilde ortaya koydular. Kısacası, NBA’in her ne kadar birinci önceliği kar olsa da gerektiğinde Trump yönetimi ile papaz olmaktan çekinilmiyor.

Bir diğer örnek olarak, Clippers takımının eski sahibi Donald Sterling yaptığı ırkçı söylemlerin ardından NBA’den hayat boyu banlandı ve takımı satmak zorunda kaldı. Fakat unutmayalım ki bu liberal çizgi elbette oyuncuların her istediklerini yapabilecekleri anlamına gelmiyor. Çünkü endüstriyelleşen sporun her alanı gibi NBA’in de birinci önceliği kar. Örneğin oyuncular o denli tepkili olmasalar formalarda sosyal adalet temalı sloganlar yazar mıydı bilmiyoruz. Zaten o süreçte de oyuncular sendikası NBPA aktif rol oynamıştı. Ayrıca formalardaki sloganlar da NBA’in kabul ettiği listeden seçilerek kullanılabiliyor, oyuncular istedikleri sloganı yazamıyorlar.

Oyuncuların greve gitmesi ve NBA yönetiminin de maçları ertelemesiyle beraber oyuncular kendi aralarında bir toplantı aldı. Eş zamanlı olarak takım sahipleri de kendi aralarında toplandı. Toplantıda, şampiyonluğun en büyük 2 aday takımının (Los Angeles Lakers ve Los Angeles Clippers) oyuncuları Lebron James ve Kawhi Leonard başta olmak üzere Bubble’ı terk etmelerini ve somut adımlar atılana kadar hiçbir maça çıkmamalarını savunsa da diğer oyuncular bunu reddetti. James ve Leonard toplantıyı terk etti. Ardından yapılan toplantıda oyuncular, takım sahiplerinden ve yönetimden özellikle ırkçılık gibi toplumsal konularda sadece söylemsel bazda değil aktif olarak çözümün parçası olmalarını istedi. NBPA ve NBA yönetimi, siyah iş sahiplerini desteklemek için 300 milyon dolarlık bir fon oluşturdu. Ayrıca oyuncular ve koçlar, maçlarda ve basına verdikleri demeçlerde oy verme çağrısında (ABD’de oy verme oranı çok düşük) bulundular ve yönetim ve takım sahiplerinden de bu konuda adım atmalarını istediler. Hatta Los Angeles Lakers, sahası Staples Center’ı seçim süresince oy verme merkezi haline getireceğini dün gece duyurdu. Oyuncuların değişim istenci samimi olsa da tabii ki bu Demokrat Parti perspektifinden, sistem içi bir noktadan temel alıyor. Zaten ABD siyasetinin hali ve oyuncuların gelir durumları düşünüldüğünde daha fazlasını ummak gerçekçi olmaz.

Oyuncular talepleri konusunda ne kadar ciddi olduklarını ortaya koydular ve yaptıkları toplantıda maçlara devam kararı aldılar. Dünden başlayarak maçlar devam etti. Fakat bence bu iyi bir şey; çünkü ellerindeki gücü hala kullanabilirler. NBA Playoff Finalleri, ABD için en büyük 2. Spor etkinliği. Dünya genelinde bir final maçını on milyonlarca insanın izlediği düşünülürse oyuncuların bu koza hala sahip olması, oyuncuların toplumsal adalet talepleri açısından olumlu. Yönetime veya takım sahiplerine yaşayacakları herhangi bir güven sorununda ya da ABD’de finallerin bitimine kadarki zaman diliminde yaşanacak herhangi bir toplumsal olayda seslerini tüm dünyada daha da güçlü bir şekilde yayabilirler. 

NBA Oyuncularının Politikleşmesi – Zaman Dilimi:

Elbette NBA’de oyuncular cephesinden yükselen politik tepkiler her zaman ilerici yönde seyretmiyor. Tüm zamanların en iyi oyuncusu olarak bilinen ve tüm dünyada basketbola hem seyirci hem de seviye anlamında çıta atlatan Michael Jordan, 1990 Kuzey Karolina Senato Seçimleri’nde ırkçı aday Jesse Helms’e karşı yarışan siyahi aday Harvey Gantt’ı desteklemeyi “Cumhuriyetçiler de Air Jordan (kendisinin spor ayakkabı markası) alıyor” diyerek reddetmişti. Fakat o günden bugüne, NBA oyuncularının toplumsal adalet konusunda böylesine politikleşmelerinin mihenk taşı olarak görebileceğimiz olayları kısaca özetleyeceğim. Tabii bu özet, ABD’de yaşanan olaylar ve basketboldaki yansımalarından ibaret olacağı için mecburen tek yönlü ve eksik olacak.

2014 – Eric Garner Cinayeti 

George Floyd cinayetinde uygulanan yöntem Amerikan polisi için ilk değildi. 2014 yılında Eric Garner, Floyd gibi boğularak katledilmişti ve onun da son sözleri “Nefes Alamıyorum” ( I Can’t Breath ) olmuştu. Garner’ın katledilmesinden sonra başlayan büyük eylemlerin de sloganı bu olmuştu. Eylemlerle beraber, Kobe Bryant, Lebron James, Kevin Garnett ve Derick Rose gibi isimler başta olmak üzere birçok oyuncu ve takım “Nefes Alamıyorum” yazılı tişörtlerle maça çıktılar, ırkçılığa karşı demeçler verdiler.

2016 Sezon Öncesi Maçları:

Trump, 2016’da başlayan seçim sürecinin sonunda iktidara geldi. Trump’ın adaylığının kesinleşmesi ve yaptığı açıklamalarla birlikte birçok eyalette protestolar başlamıştı. The Guardian gazetesi, ABD’de polis tarafından öldürülen insanların istatistiğini düzenli olarak tutuyor. Bu istatistiklere göre 2016’da ABD’de de en az 258 Siyahi polis tarafından öldürülmüştü. NBA ve WNBA oyuncularının son zamanlarda ırksal eşitsizliğe karşı aldıkları tavrın başlangıcını buradan alıyorum, çünkü 2016 sezon öncesi maçlarında önce beyaz şarkıcı Leah Tysse, ulusal marşı dizleri üstünde okumuş ardından da siyahi şarkıcı Denasia Lawrence Miami Heat maçı öncesi aynı eylemi gerçekleştirmişti. Eylemin ulusal basında geniş yankı bulmasının ardından Heat başta olmak üzere Celtics, Rockets, Knicks gibi takımlar ve birçok oyuncu eyleme destek olmuştu.

2016 ESPY Ödülleri

ABD’deki en önemli spor ödüllerinden ESPY Awards o yıl Muhammed Ali’ye adanmıştı. Bununla beraber Carmelo Anthony başta olmak üzere Chris Paul, Dwyane Wade ve LeBron James gibi dönemin en önemli süper-yıldızları ABD’deki toplumsal sorunlardan ve sistemin kokuşmuşluğundan bahsederek bunun sisteme içkin olduğundan bahsettiler. Topluma değişim için rol almaları, yasaları ve bu ırkçı sistemi değiştirmeleri için çağrıda bulundular.

 

2017 – Golden State Warriors, NBA Şampiyonu Olarak Başkanı Ziyaret Etme Geleneğini Bozarak Trump’ı Boykot Etti

Trump’ı iktidara getiren seçim süreci, NBA oyuncularının politikleşmesinde de önemli rol oynadı. Önceki şampiyonluklarında Obama’yı ziyaret eden Warriors, Trump’ı protesto ederek ziyaret etmedi. Takımın süper yıldızı Steph Curry, sponsoru Under Armour firmasının CEO’sunun Trump için “Amerika için gerçek bir değer (asset)” demesi üzerine Curry, “bu açıklamaya katılıyorum fakat ancak ‘et’ harflerini çıkarırsak” diyerek Trump’a açık bir biçimde hakaret etmişti. GSW Koç’u Steve Kerr de mayıs ayında yaptığı açıklamada Trump’ın palavracı ve başkanlık için ugun biri olmadığını söylemişti. Bu konuyla ilgili o tarihlerde yazmıştık

 2018 – Shut Up and Dribble

Cumhuriyetçilere yakınlığıyla bilinen Fox’un sunucusu Laura Ingraham, Lebron’un Trump eleştirilerini yayınlayarak Lebron’a sesini kesmesini ve top sürmeye devam etmesini söyledi.

Bunun üzerine Kevin Durant, Steph Curry, James Harden gibi birçok NBA süper yıldızı sporcuların eleştirilerini kesemeyeceklerini ve Lebron’un arkasında durduklarını söylediler. Hepsi Trump’ı sert şekilde eleştirmeye devam etti.

2019 yılı boyunca da oyuncuların kurumsal ırkçılığa karşı demeçleri devam etti.

Facebooktwitterlinkedin

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı