/ Kültür-Sanat / Sınıfsal Eşitsizliklere Popüler Bir Yaklaşım: Snowpiercer Dizisi Üzerine (Bora Usta-Kağan Çağlar)

Sınıfsal Eşitsizliklere Popüler Bir Yaklaşım: Snowpiercer Dizisi Üzerine (Bora Usta-Kağan Çağlar)

on 22 Mart 2022 - 19:57 Kategori: Kültür-Sanat
Facebooktwitterlinkedin

“Bu güne kadar ki tüm toplumların tarihi, sınıf mücadelesi tarihidir.”. Marx, Komünist Manifesto’da maddeci tarih anlayışını en sade biçmiyle bu şekilde ifade etmişti. Tarihin akışındaki temel itici gücün sınıf mücadelesi olduğunu söylersek abartmış olmayız. Bu durum söz konusu Bay Wilford’ın treni olduğunda da aynen geçerli.

Hikayenin Kısa Bir Özeti

Snowpiercer, yıllarca göz ardı edilen küresel ısınmanın çözümü olarak uygulanan dünyayı soğutma fikrinin felakete yol açtığı bir kurgusal evrende geçiyor. Dünyayı soğutmaya çalışan bilim insanlarının onu çekirdeğine kadar dondurması sonucu dünya yaşanamaz bir buz çölü haline geliyor. Donmadan sonra hayatta kalmak için, hiç durmamak üzere tasarlanan 1001 vagonlu Snowpiercer insanlığın son kalesi haline gelir. Snowpiercer bilet sahibi birinci sınıf, beyaz yakalı işçilerden oluşan ikinci sınıf, trendeki neredeyse her işi yapan işçilerden oluşan üçüncü sınıf ve son ana kadar hesapta olmayan, treni istila eden kaçak yolcular veya bilinen adıyla Kuyrukçular’dan oluşan Kuyruk ile yola çıkar. Snowpiercer dizisi, Snowpiercer konseptinin yapıtaşlarından birisi olan Kuyruk’un yaşam savaşını tutarlı bir sınıf mücadelesi zeminine oturtması ile film ve çizgi romana göre daha gerçekçi bir kurgusal evren sunuyor.

 

Trendeki Sınıflar

Dizideki sınıf mücadelesinden bahsetmişken sınıflara göz atmamak hata olur. Sınıfları incelemeye Kuyruk’tan başlamak en doğrusu. Sonuçta hakkında en çok bilgi sahibi olduğumuz ve senaristin hatalı sınıf mücadelesi yorumunun bir sonucu olarak trendeki sınıf mücadelesinin itici gücü olan sınıf. Başta da bahsettiğimiz gibi Kuyruk son ana kadar planda olmayan bir sınıf. Trenin kalkmasından önce son çare olarak treni istila eden bu sınıf günümüzdeki lümpen proletaryayı veya daha açık bir ifadeyle üretimin dışında kalan, işsiz nüfusu temsil ediyor. Yalnızca açlıktan ölmelerini engelleyecek kadar yemek yiyebilen, kalabalık nüfusuna rağmen en az alana sahip olan bu sınıf, trendeki en kötü koşullara sahip sınıf olmanın getirdiği güçlü bir beraberlik duygusuna sahip.

Her ne kadar Ruth Wardall “tek yapmanız gereken isyan çıkarmamak” dese de Kuyruk elbette ki işlevsiz değil. Birkaç defa gündeme gelmesine rağmen Kuyruk’un trenden atılmamasının bir sebebi var. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Kuyruk günümüzdeki işsiz nüfusu temsil ediyor. Nasıl ki üretimdeki işgücü açığı işsiz nüfustan karşılanıyorsa, bu durum trende de pek farklı değil. Trendeki işgücü açığı Kuyruk’taki “işe yarar” kişilerle gideriliyor. Her ne kadar bahsedeceğimiz durumu dizide yalnızca bir defa görmüş olsak da Kuyruk’un bir diğer amacı da Üçüncü Sınıf’ın üzerinde bir tehdit unsuru olması. Birinci sezonun 6. Bölümünde işçiler grev kararı alınca Melanie Cavill grevi durdurmaları için grev yapan işçilerden rastgele seçilecek 10 işçinin Kuyruk’a gönderileceği ve Kuyruk’tan 10 kişinin yerlerine getirileceğini söyleyip “sahip olduğunuzu koruyun” demeyi de ihmal etmez. Bir patronun grev yapan işçilerini tehdit etmesini anımsatan bu konuşma da bahsedilen durumun bir örneği.

Yukarıda Kuyruk’tan bahsederken ister istemez sıkça andığımız Üçüncü Sınıf’ı veya işçi sınıfını inceleyecek olursak… Üçüncü Sınıf trenin en kalabalık sınıfıdır, trendeki neredeyse her işi yapmalarına rağmen sınıflı yapının bir sonucu olarak kötü koşullarda yaşamaya ve birçok hizmetten mahrum kalmaya mahkûm bir sınıftır. Treni ayakta tutmalarına rağmen Birinci ve İkinci Sınıf’ın basitçe atlatabildiği hastalıklardan ölebilen Üçüncü Sınıf’ın yalnızca grev yapma tehdidi bile üst sınıfları tedirgin etmeye yetebilecek güçtedir. Kuyrukçuların bu gücü geç fark etmesi onlara pahalıya patlamış ve onlarcası başarısız isyanlarda telef olmuştur. Her ne kadar birinci sezonun sonunda devrimi yapan Kuyrukçular olsa da bunu Üçüncü ve İkinci Sınıf’ın desteği olmadan başaramazlardı. Layton’ın ilk bölümde bahsettiği Üçüncü Yıl İsyanı da bunun bir örneği. Layton Üçüncü Yıl İsyanı’ndan bahsederken “bir ordu gibi savaştık fakat ön taraftan destek alamadığımız için her kapıda bir duvara çarptık” ifadesini kullanmış, sonrasında Kuyruk’un askeri gücüne rağmen üst sınıflar üzerinde gerekli yaptırım gücünün olmadığı ve diğer sınıfların desteği olmadan bir devrim yapamayacaklarını diğer Kuyrukçulara anlatmaya çalışmıştır.

Diğer sınıflar demişken isyana destek veren bir başka sınıf olan İkinci Sınıf’tan bahsetmemek olmaz. İkinci Sınıf belki de hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz sınıftır. Trenin orta sınıfı olan bu sınıftan burjuvazi olarak bahsedilse de beyaz yakalı işçilerden oluşmasından ötürü bu sınıf burjuva tanımına uzak bir konumdadır. Senaristin bu tanımı kullanmasının sebebini trendeki sistemin feodal bir yapı olduğunu ima ettiği bir detay olarak kabul edip üzerinde fazla durmayacağız. Trendeki sınıf mücadelesinden bahsederken Kuyruk, Üçüncü ve İkinci Sınıflardan bir arada bahsettik. Mücadelenin diğer tarafı yani Birinci Sınıf ise trenin işleyişine hiçbir katkı sağlamayan, yalnızca trenin yapılması için gereken sermayeyi oluşturan biletleri satın almış olan ve bundan dolayı trendeki en müreffeh yaşam standartlarına sahip sınıftır. Tüm bu sahip olduklarını üreten sınıfın hayal bile edemeyeceği lüks bir yaşama sahip olan bu sınıfın mensupları eski dünyanın burjuvaları ve nadiren de olsa soylularıdır. Tabii üst sınıf olmaları yalnızca yaşam standartlarının iyi olmasını değil aynı zamanda diğer sınıfların sahip olamadıkları haklara sahip olmalarını da sağlıyor. Sınıflı toplumun kaçınılmaz bir sonucu olarak trende bir devlet yapısı da mevcut.

Trendeki Devlet Yapısı

Melanie Cavill’in “bu tren bir sığınak, otoriter bir devlet değil” repliğine Layton’ın ironik gülüşüne benzer bir tepki vermemek elde değil. Trendeki devlet mekanizmasını Frenciler adı verilen kolluk kuvveti görevini üstlenmiş bir milis gücü, Postallar adı verilen Wilford’ın kiraladığı paralı askerlerden oluşan ordu görevini üstlenmiş birlikler ve “dostane ilişkiler kurmaktan sorumlu” olup bunu da işkence yapmak ve kol kesmek gibi dostane(!) yöntemlerle sağlayan Konaklamacılar’ın üstlendiği bürokrasi oluşturuyor. Trendeki olağanüstü koşullardan ötürü Melanie Cavill alelade bir bürokrat olmaktan çıkıp trenin yönetimi üzerinde büyük oranda söz sahibi olan bir kişiye dönüşüyor. Bunu da Wilford üzerinden kurduğu kişi kültü sayesinde yapıyor. Treni vaktinden önce hareket ettirip geride bıraktığı Joseph Wilford’ı günde 3 saat uyuyan, lokomotifte yaşayan ve kendini trene adamış bir kurtarıcı figürüne dönüştürüyor. Kendisini de Wilford ve tren arasında bir elçi gibi göstererek Wilford’ın (daha doğrusu kendi yarattığı efsane Wilford’ın) tartışmasız lider imajından faydalanarak treni kendi istekleri doğrultusunda yönetiyor, daha doğrusu öyle olduğunu zannediyor. Her ne kadar kendi yönetimi Wilford’ınki kadar keyfi olmasa da onun kurallarını kullanmaya devam ediyor. Baştaki kişi değişse de koşullar aynı kaldığı için Melanie yeni bir Wilford’a dönüşüyor. Tabii bu durum sonsuza kadar sürmüyor.

Devrim

Wilford’ın trende olmadığı anlaşılınca Melanie’nin iktidarı meşruiyetini kaybediyor. Melanie’nin iktidardan indirilmesiyle Birinci Sınıf’ta bir güç mücadelesi başlıyor. Birinci Sınıf’taki kargaşa ortamından faydalanarak Üçüncü ve İkinci Sınıf ile ittifak içindeki Kuyruk ayaklanıyor. Bu defa ayaklanma ön taraftan destek bulduğu için öncekilerin aksine başarıyla son buluyor. Her ne kadar devrimin başarısı Layton ve sonradan saf değiştiren Melanie’nin taktiksel başarısının sonucu gibi gözükse de iletişimin kesilmesi, tünellere barikat kurup Postalların ilerlemesinin engellenmesi ve Gece Trenindeki pusu gibi isyanın kilit rolleri işçi sınıfının desteğiyle sağlanmış başarılar olarak karşımıza çıkıyor. Tabii hikâyede devrimin öznesinin işçi sınıfının olmadığı ve devrimci sınıf rolünün Kuyruk’a biçildiği yadsınamaz bir gerçek. Bu durum yukarıda da bahsettiğimiz gibi senaristin sınıf mücadelesini yanlış kavraması ve bir sınıfı devrimci yapanın üretimdeki rolü değil de sefaleti olarak görmesinden kaynaklanıyor. Dizide gördüğümüz bir diğer hata ise devrime katılan ve bu uğurda canından vazgeçen işçi sınıfının, ikinci sezonun sonunda geri dönen Wilford’a desteğini sunması. Wilford’ın kurallarını yıkmak için devrime katılan işçi sınıfının Wilford geri dönünce ona destek vermeleri mantık dışıdır. Sonuçta kuralları uygulayan Melanie olsa da uygulanan kurallar Wilford’ın kurallarıydı.

Sonuç olarak, hikaye birtakım tutarsızlıklar barındırsa da böylesine önemli bir konuyu akıcı bir olay örgüsü içerisinde işleyen senaristin hakkını vermesek olmaz. Alışılagelmiş kıyamet sonrası senaryolarından farklı olarak hayatta kalma mücadelesinin yanında amansız ve acımasız bir sınıf mücadelesinin bu kadar iyi işlenmesi takdire şayan. Kuyrukçular’ın başarısız isyanların ardından yöntemlerindeki hataları fark edip gerekli özeleştiriyi vermesi ve bu şekilde devrimi yapabilmelerinden biz de ders çıkartabiliriz. Geçmişte gerek ülkemizde gerek dünya çapında birçok mücadele oldu. Çoğu farklı sebeplerden ötürü başarısızlıkla sonuçlandı. Biz Marksistlerin yapması gereken bu başarısızlıkların sebeplerini iyi analiz edip gerekli özeleştiriyi verdikten sonra teorik temelli bir mücadele vermek ve mücadelenin sonunda başarıya ulaşmış bir devrim yapmaktır.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı