/ Gündem / SEP Genel Başkanı Güneş Gümüş: “İhtiyacımız Enternasyonalist, Sınıfçı, Militan Bir Mücadele Cephesi”

SEP Genel Başkanı Güneş Gümüş: “İhtiyacımız Enternasyonalist, Sınıfçı, Militan Bir Mücadele Cephesi”

on 26 Aralık 2021 - 09:19 Kategori: Gündem, Güneş Gümüş, Sosyalist Dergi
Facebooktwitterlinkedin

SEP Genel Başkanı ile Sosyalist gazetenin 36. sayısı için gündemde yer alan seçim süreci ve ittifaklar üzerine röportajımızı Sosyalist Gündem okurları için yayınlıyoruz.

 

Türkiye tarihi açısından yeni bir kırılma noktasına doğru ilerleniyor. Yeni Türkiye’nin rotası en geç 2023 yılında belirlenecek. Bu süreçte aslolan AKP’nin gidişini sağlamak değil mi?

Biz de zaten Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) olarak AKP’nin gidişi için yoğun bir şekilde mücadele ediyoruz. AKP’nin oy oranının %70’i geçtiği emekçi semtlerinde, kent merkezlerinde, üniversitelerde, işyerlerinde, mahallelerde devrimci emekçi siyasetini örgütlüyoruz. Burada AKP’nin gidişi nasıl olacak sorusu önemli. AKP sınıf mücadelesinin baskın geldiği, emekçi radikalizminin yükseldiği bir biçimde mi gidecek yoksa Millet İttifakı’nın ana oyun kurucu olduğu seçim aritmetiğinde burjuva normalleşme programı çerçevesinde mi gidecek? Biz elbette ki birincisi için mücadele ediyoruz ve ikinci proje ile de rekabet halindeyiz. Bizim projemiz yani emek radikalizmi, hem AKP’nin gidişini garanti eder hem de AKP sonrası için emek cephesini çok daha güçlü hale getirir. Burjuva normalleşme programı ise sömürü sisteminin AKP’den kurtularak istikrar kazanması anlamına gelmektedir. Bu iki proje arasında dağlar kadar fark var.

Unutmayalım AKP 20 yıldır iktidarda olduğu halde ülkeyi istediği biçime sokamadıysa bunda aslan payı sokak mücadelesinindir. Metin Lokumcu’dan Gezi direnişçilerine, Tekel işçilerinden kadınlara, ODTÜ’den Boğaziçi’ne, Kürtlerden Alevi direncine kadar toplumsal muhalefetin direnci AKP diktatörlüğünü durdurmuştur. Yoksa hiçbir yetkisi ve anlamı kalmayan meclis sıralarının RTE’yi durdurması söz konusu bile olamazdı! Demeç (laf) savaşlarıyla AKP’yi durdurmak mümkün olabilir miydi!   

Gelelim bugünkü denklemlere. Siyasetini sadece Meclis’te yürüteceği muhalefete dayandıran, burjuva normalleşme projesine eklemlenen bir solculuğa devrimci denemeyeceği ortada. Devrimci sosyalistlerden bunu isteyenler sosyalizm mücadelesini hiç anlamamış demektir.

Toplumsal muhalefetin bütün bileşenleri gibi AKP iktidarının gitmesini istiyor ve onun için canla başla çalışıyoruz. Ama biz devrimci sosyalistlere geçmiş geleneklerden miras olarak siyasi süreçler üzerinde mega etkiler yapabilecek siyasi partiler kalmadı. Aksine bugün burjuva normalleşme programına eklemlenen ve uzun süredir sınıf perspektifini reddetmiş olan sosyalist solun etkili güçleri eldeki partilerini küçülttü, sendikalarını etkisizleştirdi, demokratik kitle örgütlerini tükenme noktasına getirdi. Bugün emekçi halkın devrimci siyasetini güçlü ve etkili şekilde örgütleyecek devrimci kadrolardan oluşan devrimci partiyi Türkiye çapında örgütleme görevi, yeni bir güç olan partimiz, Sosyalist Emekçiler Partisi’nin omuzlarındadır. Asıl kazanım, emekçi halkın örgütlenmesi ve eylemiyle, greviyle bir güç olmasıyla mümkün olur. Bizler bu temel gerçekten hareketle odağımıza seçim sandıklarında irademizi burjuva partilere teslim etmeyi değil, işçileri ve gençleri devrimci siyasi özneler haline getirmeyi koyacağız.

Seçim sath-ı mailine girilmesiyle muhalefet cephesinde de güçleri birleştirerek daha etkili olma çabaları başladı. Bu ittifaklar meselesine nasıl bakmalı?

Millet İttifakı “burjuva normalleşme” sürecine öncülük etmeye çalışıyor. Yani bir çeşit AKP’nin ilk yılları hedefini önlerine koymuşlar. Bunda emekçi düşmanı bir serbest piyasacılık var. Bakınız AKP’yi en çok eleştirdikleri konu, AKP’nin kapitalist normlarla çatışması konusu. Kim baş tacı ediliyor? Ali Babacan. Bir başka konu, emperyalist ABD ve AB ile ilişkilerin düzeltilmesi. Yıkılmakta olan burjuva kurumsallıklar yeniden inşa edilmesi ve diğerleri… Hepsi krizdeki sistemi toparlamak için. Ama sistemin adı sömürü sistemi, bunu asla unutmamak gerekir. AKP diktasından kurtulmak ya da demokratik hakların bir iki tık genişleyecek olması ağzımıza sürülecek bir parmak bal gibi anlatılıyor. Oysa demokratik hakları savunmanın başlıca yolu örgütlü mücadeleden geçer. Bunu asla akıldan çıkarmamamız gerekiyor. 1990’ların baskıları, faili meçhulleri, işkenceleri bizler için ders niteliğinde olmalıdır. AKP gitse bile Türkiye gibi bir ülkede demokratik haklar hep tehlike altında olacaktır. Bunları savunmanın en iyi yolu da halkın örgütlü mücadelesidir.   

Toplumsal muhalefetin diğer ittifak gruplarına gelirsek; elde HDP cephesi ve sol cumhuriyetçilerin ittifak denemeleri var. Millet İttifakı gibi HDP’nin odağında da AKP sonrası bir “burjuva normalleşme”nin sağlanması var. AKP-MHP ortaklığından en ağır darbeleri alan HDP, AKP sonrası ortamın Kürt sorununda yeni bir sürecin kapısını aralayabileceğini umuyor. Burası başlı başına muamma ve çok tartışılır. Diğer taraftan açık ki HDP’nin sınıfsal bir önceliği yok. Meseleye sınıfsal bakmadıkları için de onlar da bütün yatırımlarını Millet İttifakı ile dirsek teması halinde burjuva normalleşmeye yapıyorlar. Ulusal bir hareketin siyasi temsilcisi olarak HDP için TÜSİAD ile anlaşmanın, AB-ABD ile iş kotarmanın şaşırtıcı bir yanı belki yok. Ama HDP lokomotifine atlayan sosyalistler açısından bu projeye entegrasyon anlam, motivasyon ve yörünge kaybı demek. Eriyip gitmek demek. Deneyim bunu ispatladı zaten.

Aralarında büyük büyük güç eşitsizlikleri olan aktörler arasında şekillenen ittifaklar, ittifaktan çok büyük aktörün siyasi projesine iltica şeklini alıyor. HDP karşısında siyaseten ve fiziken yenilmiş, zayıflamış sosyalist solun pozisyonu büyük oranda bu oldu. Sosyalist sol, HDP’nin öncülük ettiği postmodern kimlik siyasetinin yörüngesine girdikçe anlam ve etkinlik kaybı da hızlandı; giderek etkisizleşti. Ulusal sorunla ilgili meselelerde devlet baskısı karşısında HDP ile dayanışma içinde olmak, enternasyonalist tavır almak başka şey ulusal projeye angaje olmak bambaşka bir şey. HDP’den bağımsız bir siyasi hattın örülmesi, sosyalistlerin kendi orijinal Marksist programıyla var olması, toplumsal etki kazanmak ve bir geleceğimizin olması açısından da elzem.

HDP ile ittifak halinde seçime gitmek isteyen TİP’e gelecek olursak. Erkan Başların HDP’den vekil seçilmesi, ardından HDP’den ayrılarak TİP adına kendi bağımsız siyasetlerini yürütmeleri bir dönüm noktası oldu. HDP içerisinde başka sol fraksiyonlardan bir düzineden fazla vekil geldi gitti, ama hiç birisinin böyle bir etkisi olmadı. Tesadüfi değil. Çünkü TİP HDP’den ayrıldı ve kendi partisi adına özgün şeyler söyledi ve bunun emekçilerde ve gençler arasında ciddi bir karşılığı oldu. Bu, bizi sevindiriyor; çünkü emekçi halkın sosyalizme olan sempatisini gösteriyor. Buraya kadar herşey güzel, ama sonrası gerçekten çok sorunlu. Çünkü TİP kendilerine gelen bu halk desteğini örgütleyecek ve sınıf mücadelesini yükseltecek bir parti değil. Böyle bir dertleri varsa bile yeteneklerinin olmadığı ortada. TİP’in onca imkana ve desteğe rağmen sınıf mücadelesinde esamesinin okunmaması tesadüfi değil. “Syriza”vari bir seçim partisine dönüşüyorlar. Emekçilerden esasta istedikleri şey de kendilerine oy vermelerinden ibaret. TİP’in politikasına baktığımızda CHP’ye adeta açık çek verildiğini gözlüyoruz. CHP’ye yönelik “bir dahaki dönem siz iktidarsınız biz de ana muhalefet partisi” söylemi parlamenter siyasete ne kadar entegre olunduğunun bir göstergesi. Çok saçma bir aday göstermezseniz CHP’nin seçeceği aday etrafında birleşelim gibi söylemler de burjuva normalleşme programına TİP’in balıklama daldığını gösteriyor. Biz kendilerine bazı uyarılarımızı belirttik. Ama açıkçası onlar her şeylerini bu seçime yatırmış durumdalar. 

TİP’in yarattığı popülerlikten etkilenerek aynı örneği tekrarlamaya girişen siyasi aktörler de var. Onların hesap hatası şu: O mecra zaten TİP tarafından doldurulmuş durumda. İkinci bir partiye yer yok. Burası ayrı bir konu. Meselenin bir de ilkesel boyutu var. Seçilebilmek adına HDP bloğuna katılmanın; TİP ile aynı siyasi blokta buluşmanın yarattığı mana kaybının da hesap edilmesi gerekiyor. Unutulmamalıdır ki HDP bloğunda yer alıp HDP’yi eleştiremezsiniz. Örneğin KESK yönetiminde HDP’nin öteden beri koca koca falsoları var. Şimdi HDP liderliğindeki bloğa girip KESK içinde HDP’ye tavır alabilir misiniz? Hiç sanmıyorum. Nitekim aynı blokta olanların hukukunu Millet İttifakı’nda da görüyoruz, HDP-TİP ilişkisinde de görüyoruz. Canım cicimden öte bir şey yok. Bunlar burjuva siyasete özgü işler. Unutmayalım Eleştiri hakkının teslim edildiği yerde devrimcilik biter

TKP’nin başını çektiği sol cumhuriyetçi oluşumun HDP ile yanyana gelmesi mümkün değil, ama bu onları daha solda yapmıyor. Bizim HDP eleştirimiz enternasyonalist bir noktadan geliyor. Yani HDP’den ayrı olmak gerektiğini savunurken şovenist saldırılar ve baskılar karşısında Kürt halkının ve HDP’nin yanında olduğumuzu net bir şekilde söylüyoruz. Bizim burjuva devlet karşısındaki tavrımız nettir. Ama bu bloğun merkezindeki TKP için durum asla bu değil, net bir şekilde ulusalcılar. Burjuva cumhuriyetin tüm resmi bayram ve anmalarında varlar. Burjuva cumhuriyetin laik ve ulusalcı ellere geçmesine dayanan bir odakları var. Benim öğrencilik yıllarımda bizler YÖK’e karşı eylemlerde dayak yerken onlar YÖK laiklerin elinde diye, 28 Şubatçı diye protestolarına katılmazlardı. Ama o YÖK devrimci öğrencileri üniversitelerden kazımaya yeminliydi. Kısacası TKP’nin bu çizgisi bugün de öylece duruyor. O yüzden onlara sol cumhuriyetçi ya da ulusalcı bir blok eleştirisi getiriyoruz.

Peki nasıl bir cephe oluşturmak gerekiyor?

Bugün emekçi sınıfın siyasetini inşa edecek bir sosyalist ittifakın yaratılması için güçleri birleştirmeye biz varız. Eylemci, sınıfçı ve Marksist bir ittifakın gelişmesi için kimi yapılarla görüşmelerimiz sürüyor. Bu çizgi elbette ki seçimlerde siyasetsiz kalmayacak, kendi bağımsız adaylarını çıkarıp emekçi siyasetini seçim atmosferine de taşıyacaktır. Ama elbette sadece seçime odaklanmak olmaz. Bugünden sokakta, mahallede, işyerinde emekçilere temas edecek ortak kampanyalar örgütlemek, emek siyaseti kamuoyu gündemine sokmak asıl hedefimiz olmalı. Sosyalist siyasetin ana yörüngesini tekrar zengin-yoksul, patron-emekçi ikiliğine oturtmak ve böylece toplumsal etkimizi artırmak için bugünden arı gibi çalışmak, emekçilerin sosyalist cephesini inşa etmek gerek. Böyle bir platform belki bu seçimlerde çok iddialı olmayabilir, ama fiili sınıf mücadelesinde iddialı olacak ve geleceği hazırlayacaktır. Devrimcilerin ışık hızıyla ülkenin ana gündem belirleyeni olması mümkün değil. Ama bağımsız sınıf tavrına, enternasyonalizme ve militan mücadeleye dayanan kızıl bayrağımız geleceğin sahibi olacaktır. Ve uzak gelecekten bahsetmiyorum.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı