/ Devrimci Perspektif / Libya Nereden Nereye? – Gökçe Şentürk

Libya Nereden Nereye? – Gökçe Şentürk

on 22 Haziran 2020 - 15:34 Kategori: Devrimci Perspektif, Gökçe Şentürk
Facebooktwitterlinkedin

Libya İç Savaşı, Doğu Akdeniz’deki kaynakların paylaşılması meselesiyle birlikte dünya gündemine oturmaya başladı. BM’nin tanıdığı Trablus merkezli Serrac’ın Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve Halife Hafter liderliğindeki Tobruk merkezli Libya Ulusal Ordusu arasındaki savaş, sahadaki fiziksel güçlerin ve arkadan destekçilerin Ortadoğu’da dost ve düşman ilişkilerinin birbirinin içine geçtiği bir yumak ortaya çıkardı. Mesele kaynakların yağmalanması olunca stratejik dostlar yerine stratejik çıkarlar vurgusu ön plana çıkıyor.

Türkiye Libya’da Oyun Kurucu Mu?

Türkiye sürece, 2011’de NATO’nun Libya müdahalesini duyan Erdoğan’ın “Libya’da NATO’nun ne işi var, böyle şey mi olur” tepkisiyle başlamış, çok değil yaklaşık 1 ay sonra çark etmesi neticesinde “Kaddafi iktidarı derhal bırakmalıdır” sözleriyle müdahil olmuştu. Özellikle 2019 Kasım ayında UMH lideri Serrac ile yapılan Deniz Yetki Alanları Anlaşması ve ardından aralık ayında verilecek askeri ve lojistik desteğin duyurulmasından sonra işler değişmeye başladı. Şimdilerde çok konuşulan Mavi Vatan doktriniyle Doğu Akdeniz’de kendisinin oyun dışında bırakılmasına karşı Libya ve Güney Kıbrıs arasında var olan anlaşmazlığın bir tarafı olarak Libya’da söz sahibi olmak gerekiyordu. Ayrıca iç savaşın başlamasıyla Türk inşaat şirketlerin alacakları ve sonrasında alınacak ihalelerle, Libya petrolü de göz kamaştırıcıydı. Tüm bunların arkasında elbette Erdoğan’ın neo-osmanlıcı hayalleriyle eski Osmanlı topraklarında yeni bir halife olarak İslam dünyasında belirme ve bölgesel olarak Irak’tan Libya’ya kadar bir hat boyunca kendi tahakküm alanlarını oluşturma hayalleri var. Sadece Libya’da değil Kuzey Irak Operasyonları, İdlib, Kıbrıs ve Somali’ye kurulan askeri üsle bölgenin hamisi olma yolunda askeri gücünü, “güvenlik merkezli dış politika” adı altında seferber ediyor.

Mart-Nisan aylarında dünya korona salgını ve ekonomik etkilerine dalmışken AKP’nin damat Bayraktar’ın ürettiği İHA ve SİHA’larla sahada elde ettiği üstünlük Libya’nın 4’te 3’ünü elinde bulunduran ve 1 yıldır Trablus’u düşürmeye çalışan Hafter ve destekçilerine stratejik noktaları kaybettirdi. Trablus’un 300 km güneyindeki Al-Vatiya hava üssü Hafter’in askeri operasyonlarının merkeziydi. SİHA’larla Rus Pantsirlerinin vurulması ve Trablus’un 95 km Kuzeybatısında bulunan Tarhuna’dan da Hafter güçlerinin savaşmadan çekilmesi Türkiye’nin Libya’nın geleceğinde söz sahibi aktör olarak bir anda parlamasıyla dünyanın gözlerini Libya’ya dikti.

Tabi AKP için içerde ekonomik krizin koronayla birlikte yoksul-muhafazakâr kitlede yarattığı çözülme emareleri kutuplaştırma ve otoriterleşmenin dozunun artması ve dış politikada fetihçi, amansız ve dize getiren liderlik görüntüsüyle aşılmak isteniyor. AKP’nin önünde bu havayı dağıtacak ciddi bir engel yok. Çünkü ana muhalefet ittifak hesaplarında boğulurken, Ayasofya’nın camiye çevrilmesi ve Libya gündemlerinde yaratılan sağ-şoven havanın altında ezilmeye, söylemsiz ve siyasetsiz kalmaya devam ediyor. Tabi emekçiler de Türkiye “tarihsel zaferler” elde ederken fedakârlık göstermesini bilecek(!)

Kim Kimin Tarafında?

Türkiye ocak ayında Libya tezkeresinin meclisten geçmesiyle Suriye’de kullandığı 10 bini aşkın cihatçıyı Libya’ya taşımak suretiyle Serrac liderliğindeki UMH’ye hem askeri destek hem silah yardımı yapıyor. Katar da Türkiye ile birlikte miktarını bilmediğimiz maddi desteğiyle sahada. İtalya eski sömürgesinde Doğu Akdeniz’deki şekillenmede söz sahibi olmak için UMH’yi destekliyor.

Hafter’in Libya Ulusal Ordusu ise Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Fransa ve Rusya tarafından destekleniyor. BAE sınırsız maddi gücüyle Rusya’dan satın aldığı silahları Libya’ya aktararak Hafter tarafının finansmanını sağlıyor. Rusya Suriye’den de bildiğimiz Wagner paralı askerleriyle ve danışmanlarıyla sahada.

ABD, NATO müdahalesiyle Kaddafi’nin düşürülmesinden sonra Libya’da belirgin bir güç ve denge unsuru olarak bulunmadı. Ama Ortadoğu’dan fiziksel varlığını azaltırken ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in geçtiğimiz haftalarda “Suriye’yi Rusya için bir bataklığa çevirmek için elimizden geleni yapacağız” açıklaması Rusya’nın stratejik zaferler elde etmesini, Suriye’de Hmeymim üssü gibi Libya’da Sirte’yi kontrol ederek Akdeniz’de belirleyici güç olmasını istemediğini gösteriyor. Aynı zamanda Türkiye ile S-400 sonrası gerilen ilişkilerin rayına oturtulması mevzusu var. Türkiye desteğiyle Serrac hükümetinin Trablus ablukasını kırıp, ilerlemek için avantajlı pozisyon elde etmesiyle ABD’nin Libya’ya ilgisinin yeniden uyandığını söyleyebiliriz.

Bu arada İran Serrac liderliğindeki UMH’nin, Suriye ise Rusya’nın desteklediği Hafter’in tarafında. Taraflar ve çıkarlar bir çelişki yumağı demiştik.

Mısır Hamlesi

AKP’nin Libya iştahını salt Doğu Akdeniz ve Libya’daki kaynaklar üzerinden açıklamak meselenin ideolojik boyutlarını eksik bırakmak olur. AKP’nin alt emperyalist hedeflerini gerçekleştirebilmesinin yolu bölgede üstünlüğünü kabul edecek ve uyumlu çalışabilecek siyasal İslamcıların güçlenmesinden geçiyordu. Soğuk Savaş döneminde Arap milliyetçiliğine ve SSCB etkisine karşı peyda olan Müslüman Kardeşlerin Ortadoğu’da yükselişi AKP’nin dış politika stratejisinin en önemli unsuruydu. ABD destekli Sisi darbesiyle Mısır’da Müslüman Kardeşlerin iktidardan düşmesi ve bölgesel gelişmelerle bu proje çöktü. Şimdi Libya’da kendi lehine değiştirdiği durumu Müslüman Kardeşlerin Kuzey Afrika’daki kolları için can suyu olarak kullanmak niyetinde. Libya sınır komşusu Tunus’taki İslamcı en-Nahda hareketini Libya’da taraf olmaya çekmek gibi diplomatik çalışmalar da sahada süren fiziksel savaşın yanında yürütülüyor. Libya’da UMH’nin İç İşleri bakanı Fethi Başağa’nın doğrudan Müslüman kardeşlerle ilişkisi ve Türkiye desteği herkes tarafından biliniyor.

Dolayısıyla Libya ile 1200 km sınıra sahip Mısır’da Müslüman kardeşlerin Türkiye desteğiyle yeniden irtifa kazanması kabul edilebilir değil. Ayrıca sınır komşusu olarak Libya’nın yeniden dizaynı ve kaynakların paylaşılmasından da pay sahibi olmak istiyor. Hal böyle olunca Hafter’in 1 yıldır Trablus’u ele geçirememesi ve Moskova ve Berlin’de müzakere masasını terk edip arka arkaya başarısız sonuçlar elde etmesiyle Mısır ve Mısır üzerinden Rusya yeni bir hamleyle devreye girdi.

Kahire Deklarasyonu ve Mısır’ın Müdahale Tehdidi

BM, 2 ve 10 Haziran’da tarafların yeniden 5+5 görüşmelere başlayacağını ilan etti. Bu iki tarih arasında Kahire’den yayınlanan deklarasyonla Hafter güçleri tarafından ateşkes çağrısı yapıldı. Rusya hemen Kahire Deklarasyonu’na destek açıkladı. Tam da sahada UMH’nin belirleyici kazanımlar elde etmesi sonrası herkesin “kırmızı çizgisi” olan Doğu’daki petrol hilaline açılan ileri karakol olarak Sirte’ye gözlerin çevrilmesinden sonra. Türkiye Hafter tarafından gelen ateşkes çağrısını reddediyor çünkü bu noktada durmak istemeyecek. Bakanlar (Dış İşleri, Hazine ve Maliye), MİT Müsteşarı ve Cumhurbaşkanlığı sözcüsünden oluşan bir heyet Libya’da Serrac ile görüşerek AKP’nin bundan sonrası için de Libya’nın yeniden yapılandırılması ve kaynakların paylaşımı konusunda dünyaya mesajını vermiş oldu.

Sirte’yle birlikte, Rusya’nın Wagner birliklerinin konuşlandığı kara üssü Cufra’nın akıbeti konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Türkiye-Rusya arasındaki anlaşma görüşmeleri de durmuş vaziyette. Mısır bu durumda gerilim dozunu yükselterek sınıra yaptığı askeri yığınağın görüntülerini paylaşarak ve Sisi’nin doğrudan müdahale açıklamalarıyla karşı tarafı kabul edilebilir bir noktaya çekmeye çalışıyor.

Sonuç Olarak

Türkiye desteğiyle UMH’nin Trablus ablukasını kırması Libya’da kısa vadede hiçbir taraf için bir sonuç ve çözüm açığa çıkarmıyor. Birbirinin içine geçmiş çıkar hesapları ve kırmızı çizgiler var. Bundan sonrası için daha karmaşık bir denklem açığa çıkması muhtemel. AKP Sirte’yi kolayca bırakmak istemeyecektir. Önümüzdeki süreçte Sirte üzerinden Mısır’la belirleyici bir sıcak savaşın yaşanma ihtimali hiç de uzakta değil. Mısır’ın doğrudan müdahalesi bir süredir konuşuluyordu. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz.

O kadar laftan sonra 2011’de başlayan iç savaş boyunca belki de bu hesaplar, denklemler içinde hiç konuşulmayan Libya halkını merak ettiniz mi?

Facebooktwitterlinkedin

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı