/ Devrimci Perspektif / Hilafet Gelecek mi? – V. U. Arslan

Hilafet Gelecek mi? – V. U. Arslan

on 30 Temmuz 2020 - 13:08 Kategori: Devrimci Perspektif, V. U. Arslan

Türkiye’de laikliği önemseyen toplumsal gruplar neredeyse tüm ömürlerini korkarak geçirdi. “Şeriat geldi, gelecek” kaygısıyla en az 30 yıl geçti. Bu durum, diğer konular bir yana, Türkiye’de solun (ve sosyalistlerin) alternatif olamayışını ve nihayet başarısızlığını anlatıyor.  

 

Sol aktörler, ülkedeki politik ayrışmayı sınıf mücadelesi üzerinden şekillendirmek yerine uzun zamandır kimlik-kültür politikaları ve kutuplaşmalarına yedeklendiler. Bunun sonucu olarak sol siyaset büyük oranda mana kaybına uğradı.. Neticede:

 

– Türkiye’de sol siyaset oyun kurucu olamadı, dinamizmini ve dönüştürme yeteneği yitirdi.

– Sosyal demokrasi ulusalcılık ve merkezci liberalizm lehine çözüldü. Sosyalistler belirli gettolara sıkıştı, küçülerek iddiasını kaybetti.

– İslamcılığın kasaba ve kırsaldan sonraki yayılma alanı olan büyük kentlerin varoşlarını İslamcı etkilerden kurtarmak mümkün olmadı.

 

AKP’nin rahatlığı bunlardan kaynaklanıyor. Sol siyaset başı açık-kapalı, Alevi-Sünni, Kürt-Türk gibi ayrımlar üzerinden siyaset yaparsa ya da bu siyasete alet olursa kendi ipini çeker. Yaşadığımız da bu oldu zaten. 1990’larda sınıf hareketi güçlüyken gelişen laik cephecilik bu yedeklenmenin bir örneğiydi. Bakıyoruz kendisini komünist zanneden sol cumhuriyetçiler hala aynı siyasetin peşinde.

 

CHP ise bitmeyen seçim yenilgilerinden aldığı dersle son yıllarda geçmiş tarzını terk etse de yerine koya koya liberal siyasetsizliği koyabildi. Bu şekilsiz ılımlılık CHP-İyi Parti- Saadet- HDP- Deva Partisi bloğunu mümkün kıldı, ama baktığımızda onca ekonomik krize karşın AKP’deki çözülmeyi hızlandıramadı. Dahası ve asıl önemlisi (AKP’deki çözülmenin sınırlı ve yavaş olmasının sebebi) bu ittifak emekçilere ve gençliğe “burjuva normalleşme” dışında bir şey sunmuyor. Üstelik ana stratejileri olan “şekilsiz ılımlılık”, sahici gündemler yaratma yeteneğinde olmadığından bütün oyun üstünlüğü, Ayasofya’da olduğu gibi, AKP’ye kalıyor.  

 

Gelgelelim son dönemde bariz bir iyimserlik söz konusuydu.

– 2019 yerel seçimlerini AKP’nin net bir şekilde kaybetmesi.

– Ekonomik krizin de etkisiyle AKP’nin ivme kaybının sürdüğünün görülmesi.

– Z kuşağı da denilen yeni nesilde AKP desteğinin çok az olması.

 

Bütün bunlar ve dahası, Türkiye’nin gelecek seçimlerde AKP ve Erdoğan’dan kurtulacağını düşündürüyordu. Küçük burjuva bireyci konformizm bu iyimser beklentilerle iyi örtüşmüştü. Seçimlere kadar bekleyelim, yapmamız gereken sadece oy vermek… 

 

Ama AKP’nin son Ayasofya hamlesi, bu iyimserliği darmadağın etti. Diyanet İşleri Başkanı’nın elinde kılıçla Mustafa Kemal’e örtülü şekilde lanet okuması, sokaklara dökülen sakallı, şalvarlı kalabalıklar ve Ayasofya’nın ardından hilafeti getirecekler iddiası korkuyu adeta paniğe dönüştürdü. 

 

Tablo Gerçekte Neye Benziyor

 

Sorunu gerçekte olduğundan daha küçük görmek, panik yapmak kadar zararlı olabilir. AKP’nin uzunca bir süredir otoriter ve muhafazakar bir tek adam rejimini inşa ettiği ortada. Burjuva devlet aygıtı çok büyük ölçüde AKP’nin mutlak kontrolü altında. Bu saatten sonra AKP’nin iktidarı kolay kolay devretmek istemeyeceği ortada. Otoriterliği arttırmak, halkı korkutmak, muhalefeti susturmak ve bütün bunları yaparken kültürel kamplaşmaları tırmandırmak yönünde ilerlemeye devam edecekler. Son dönemki performans ortada: Muhalif olduğu için Baro’ya yapılanlar, sosyal medyaya getirilen sansür, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma planları…

 

Halk TV, Tele 1, Fox Tv gibi muhalif kanalların lisansının iptal edilmesi çok uzak bir ihtimal değil ve bunu burjuva demokrasisinin tabutundaki son çivilerden biri olarak, bir kırılma noktası olarak, görebiliriz. Ekonomik krizin etkileri ağırlaşırken AKP’nin her türlü aykırı sese tahammülü azalıyor. İslamcılık çoktandır bir dava olmaktan çıktı, bir çeşit yiyicilik biçimine dönüştü. Bundan dolayı AKP gençliği kaybediyor, AKP’nin toplumu muhafazakarlaştırma projesi ters tepiyor. İmam hatipler boş kalıyor, dinselliği yaşama yoğunluğu azalıyor. 

 

Sonuç ortada. AKP’nin yumuşama olasılığı yok. İslamcı rejimlerin dünyadaki diğer örnekleri gibi iktidarı bırakmamak için sopa gücünden başka silahı kalmadı ve bunu Türkiye standartlarında kullanmaktan çekinmiyor. Otoriterleşme sürecek, ama RTE bugünden yarına hilafet ilan edecek değil. Çünkü buna ihtiyaçları yok, çünkü hep adım adım ilerleyen tarzları bu tarz keskinliklerle uyumlu değil, çünkü risk almayı ve belirsizliğe koşmayı sevmiyorlar. Hilafet benzeri hamleler seçimli sistemi devre dışı bırakabilir, kitleleri sokağa indirebilir, CHP de bu sefer tabandan gelen basıncı yönetmek durumunda kalabilir. Adalet Yürüyüşü’nde görüldüğü üzere bu tarz çağrılara yanıt büyük olabilir, AKP’nin bastırma hareketi de Türkiye’de siyaseti bitirebilir. Sistemde çıkacak olası dengesizlikleri, riskleri ve farklı ihtimalleri bir yana bırakalım böyle bir durumda Erdoğan’ın Sisi’den farkı kalmaz. Yenileceğini anlayınca fiilen darbe yapıp sokağı kana bulayan ve seçimleri iptal eden bir diktatör durumuna kendisini neden soksun? Merkezi iktidar aygıtını elinde tutan, politikada ana oyun kurucu olma vasfını koruyan ve hala açık ara en çok oy alan parti olmayı sürdüren AKP ülkenin meşru iktidar partisi olarak yoluna devam etmek isteyecektir. Unutmayalım ipler RTE’nin elinde ve önünde birden fazla seçenek bulunuyor. Birçokları AKP-MHP bloğunun çatırdamasını umarken RTE CHP önderliğindeki bloğun çelişkilerine oynamayı sürdürecek ve bu yönde kışkırtıcı adımlar atacaktır. Ya da “başkanlık sistemini Türkiye anlamadı, yeniden parlamenter sisteme dönüyoruz” dendiğinde AKP+MHP’nin %50’ye ihtiyacı kalmayacak, %40-45 kendisine yetecektir. Bu örneklerle geleceği tahmin etmekten ziyade AKP’nin elinin hala geniş olduğunu anlatmak istiyoruz. 

 

Diğer taraftan AKP’nin seçmen desteğindeki kanamayı durdurmak, dikkatleri geçim dertlerinden ve ekonomik krizden kaçırmak, burjuva muhalefet partilerini sıkıştırmak için Ayasofya’da olduğu gibi başka kışkırtıcı hamleler yapmaya çalışacağından şüphe duymamalıyız. AKP kimlik-kültür kutuplaşmasının yumuşamasına izin veremez. Burjuva muhalefetin de bunu aşacak politikası yok, çünkü bunu aşacak tek politika sınıf politikasıdır.      

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı