/ Gökçe Şentürk / AKP-MHP’den Seçim Hesapları – Gökçe Şentürk

AKP-MHP’den Seçim Hesapları – Gökçe Şentürk

on 15 Eylül 2021 - 20:38 Kategori: Gökçe Şentürk, Gündem
Facebooktwitterlinkedin

1 Ekim’de açılacak meclisin ilk icraatı yeni seçim yasası olacak gibi görünüyor. Daha doğrusu olmak zorunda. Yeni seçim yasasının bir sonraki seçimde uygulanabilmesi için seçimden 1 yıl öncesinde meclisten geçmiş olması gerekiyor. Yani erken seçim hesapları da dikkate alındığında AKP ve MHP için zaman daralıyor. RTE’nin açıkladığı ve Bahçeli’nin onayladığı yüzde 7 seçim barajı dışında seçim sisteminde yapılacak değişiklikler net değil.

 

Türkiye’de seçim sistemi pek çok kez değişti. 1950-54 seçimlerinde liste usulü çoğunluk sistemi uygulandı. Bu sistemde bir seçim bölgesinde en çok oyu alan parti o seçim bölgesindeki bütün milletvekilliklerini kazanıyordu. Böylelikle Demokrat Parti, tek parti döneminden bunalan halkın oyları ve seçim sisteminin getirdiği avantajla parlamentonun yüzde 86’sını elde etti. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yapılan ilk seçim 1961 yılında D’Hont sistemiyle yapıldı. Nispi temsili temel alan bu sistem, Türkiye’de 1965 Millet Meclisi genel seçimi ile 1966 Millet Meclisi ara seçimi dışında 1961’den bu yana uygulanıyor. 1965 seçimlerinde ise ilk ve son defa Milli Bakiye Sistemi kullanıldı. Millî bakiye sisteminde seçim bölgelerindeki milletvekili sayıları nispi temsil sistemine göre belirleniyor. Partilerin seçim çevrelerinde aldığı bütün artık oylar toplanıyor. Açıkta kalan milletvekili sayısına bölünerek milli seçim kotası bulunuyor. Her partinin elindeki toplam artık oy milli seçim kotasına bölünerek, bununla orantılı bir şekilde milletvekilleri dağıtılıyor. 1965 seçimlerinde Tükiye İşçi Partisi 15 milletvekili ile meclise girmiş ülkede ve dünyada yükselen sosyalist-solun etkisiyle de 60’lı yıllarda önemli bir siyasi aktör konumuna gelmiştir. 1965’ten sonra egemen sınıflar bu deneyimin bir daha yaşanmaması adına sistemi değiştirmiştir. 80 darbesinin ardından bugünkü seçim sistemi getirildi. 12 Eylül sonrası 1983 yılında yapılan ilk seçimde yüzde 10 seçim barajı devreye sokuldu. Seçimlere Millî Güvenlik Konseyi’nin izin verdiği üç parti katıldı; ANAP, Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrasi Partisi. Ülke ve seçim çevresinde yüzde 10 barajının ilk kez uygulandığı seçimde seçim sisteminin özelliği nedeniyle siyasi partiler genel ve seçim çevresi barajlarını aşmak zorundaydılar. 12 Eylül darbesinin kalıntısı olan yüzde 10 seçim barajı sistemin korunması ve özellikle de sosyalist solun mecliste propaganda gücünün kırılması anlamında bugüne kadar korundu.

İşte bunun bir başka sonucunu da iç siyasette olasılık dahilinde yapılabilecekler olarak görmek lazım. AKP-MHP arası gerilimler özellikle Soylu üzerinden kamuoyuna yansısa da öncelik, Cumhur ittifakının korunması ve varolanher iki parti için sürdürülebilmesinde olacak. Dolayısıyla Millet İttifakı’nı bölme ve Millet İttifakı’nın olası yeni ortaklarını uzaklaştırma taktiği iktidarın ilk tercihi. Seçim yasası meselesini buradan okumak lazım.AKP 19 yıllık iktidarının en zayıf dönemini yaşıyor; ekonomik kriz, afetlerle mücadelede beceriksizlik, işsizlik, salgının yeni bir dalga yaratma beklentisi, parti içi rahatsızlıkların sınıra dayanması, yönetememe görüntüsünün toplumun geniş kesimlerince aşikar olması… AKP bu görüntüyü tersine çevirebilecek araçlardan yoksun ama yine de manevra alanları mevcut. Mesela dış politikadaki u dönüşleri gibi.

Peki iktidar için neye yarayacak bu yüzde 7 seçim barajı? Açıkçası bu ‘sihirli formül’ denemeleri AKP gitsin-kalsın meselesinin ölüm-kalım meselesine eş değer görüldüğü bir dönemde temcit pilavı deyimini akla getiriyor. Özellikle MHP’nin HDP’ye seçim barajının yüzde 10 olması sebebiyle giden emanet oyları engellemek istediği gündeme gelmişti. Muhalefeti ‘barajla bölme’ yani yeni partilerin seçime ittifak dışında girmesinin barajın düşürülmesiyle teşvik edilmesi meselesi de iktidar cephesinden bir diğer boyut olarak göze çarpıyor. Fakat yüzde 7’nin bu anlamda ne kadar teşvik edici olacağı tartışmalı. Hem Deva ve Gelecek partilerinin şimdiye kadar yapılan anket sonuçlarında yüzde 7’ye zaten ulaşamadığı görülüyor hem de varlık zeminlerini Cumhur İttifakı’nın yenilgisine dayandıran bu partilerin barajın düşürülmesiyle anında ittifak projesinden döneceklerini beklemek çok gerçekçi görünmüyor. Bir de olası bir AKP-MHP ayrılığında MHP’nin baraj altı kalmamak için kendisini garantiye alması meselesi var ki onu da ilerleyen süreçte göreceğiz. Ayrıca iktidarın bugünkü sistemde varolan bir siyasi parti listesinden seçilen en az 20 milletvekilinin ayrılıp kendi grubunu kurmasının da engellenmesi, yeni seçim sisteminde olması beklenen bir diğer madde.

Özetle, iktidar sıkıştıkça yeni icat ve icraatlarla karşılaşacağız. Net olan tek bir şey var o da RTE’nin iktidarı bırakmamak için her seçeneği deneyeceğidir. Bu hesaplar içinde her zaman olduğu gibi sefalet ve açlık koşullarında yaşamaya mahkum edilen, asgari ücretin genel ücret haline getirildiği emekçi milyonlar için anlamlı bir değişim yok ve olmayacak. İktidar kendisini kurtarmak, muhalefet de düzenin normalleşmesi ve AKP ile işleyişi bozulan düzenin yeniden ayakları üzerine oturtulması için çabalıyor. Seçimleri beklemeden emekçi milyonların, geleceksiz gençlerin ve kadınların gerçek bir toplumsal dönüşüm için örgütlenmesi şart görünüyor. Biz tam olarak bunun için mücadele ediyoruz ve bu topluma karşı sorumluluk hisseden, bir şeyler yapmak isteyen herkesi emekten ve özgürlükten yana samimi bir mücadeleyi birlikte vermeye çağırıyoruz.

 

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı