/ Ekonomi / AKP, Döviz Krizini Durdurabilecek mi? – Güneş Gümüş

AKP, Döviz Krizini Durdurabilecek mi? – Güneş Gümüş

on 6 Haziran 2022 - 21:36 Kategori: Ekonomi, Güneş Gümüş, Manşet
Facebooktwitterlinkedin

Bu soru, bugün sadece ekonominin durumunu değil, siyasetin geleceğini anlamak için de kritik önemde. Ülke 2018’den bu yana döviz şoklarıyla giderek kısalan aralıklarla sarsılıyor. Artık bıçak kemiğe dayandı desek abartı olmaz. Yeni bir döviz şoku AKP’nin gidişini garantiler. Nedeni açık; hiper enflasyon zaten emekçi halkın belini büktü, daha fazlasına tahammül yok. AKP de durumun farkında; elde ne koz varsa oynuyor, dövizdeki patlamayı seçim sonrasına ertelemeye çalışıyor.

Döviz krizinin geleceğini ele almadan önce vurgulayalım; bugün ülkedeki hızlı ekonomik çöküşün ana sorumlusu iktidardır. TÜİK rakamlarına göre bile, iktidar, 6 ayda enflasyon rakamlarını 3’e katladı; 2021 Kasım’ında TÜFE %19’lardaydı. Bu yıl Kasım’da TÜİK rakamlarında bile %90’ı görsek şaşırmayın. Erdoğan’ın ideolojik faiz takıntısı ve seçimi kazanmak için her şeyi feda ederiz kafasıyla ekonomiyi çökertiler. Tabii ki emekçi sınıfların tepesine. Yoksa ülkede kamudan ucuz faizli borç alıp vatandaşa kazık atan bankalar yıllık %300 kar ediyor; büyük patronlar paralarına para katıyor; kenarda bolca parası olan ucuz faizle milyonluk evler almanın peşinde koşuyor. Olansa ülkenin %80’nine oluyor. Altta kalanın canı çıkıyor. Bir güvence olarak ev almak hayal, araba almak hayal; bırakalım onları et yemek, süt içmek, meyve yemek lükse dönüştü.

AKP’nin emekçi halka yaşamı zindan eden enflasyonu durdurmasının koşulu yok, böyle bir derdi de. İktidarın kafasından geçen şu: “Evet vatandaş yoksullaşıyor ama yoksullukla idare edilir. Çarklar dönsün de nasıl olursa olsun.” Çünkü çarkların durması demek, iflaslar demek, işsizlik demek. Halk, gelirinin olmamasına, aile boyu açlığa, evsiz kalma tehlikesine tahammül etmez. AKP de biliyor ki bu koşullarda %30’a kadar inen seçmen kitlesi de dağılır. Onun için faiz düşük olsun ki parası olan kredi çeksin, ev-araba alsın, harcasın. Altta kalanın canı çıkması pahasına, kamu kaynaklarıyla servet transferi yapılarak AKP, seçim için son kozlarını oynuyor. Bu hesapların tutması da dövizde yeni bir şok olup olmamasına bağlı. İktidar ne kadar faizi ucuz tutsa da tepeden tırnağa ithalata bağlı, döviz cinsinden aşırı borçlu bir ekonomide yeni bir döviz şoku iflas dalgasının kapısını açacaktır.

Dövizi Tutabilirler mi?

2018 Ocak’ında Dolar 3.78 TL idi. Bugün 16,3 TL civarında. Arada birçok döviz krizi yaşandı. Krizlerin ortaya çıkış süreleri de sürekli kısalarak. Çünkü krize müdahale edecek araçları (rezerv gibi) giderek azaldı; piyasanın güveni kayboldu; uluslararası gelişmeler aksi yönde ilerliyor; ekonomi giderek daha büyük bir yıkıntının üstünde ayağa kaldırılmaya çalışılıyor. Yani AKP’nin işi bugün daha zor.

Son dönemdeki döviz krizlerinden en büyüğü 2021 Aralık’ında gelmiş; durdurmak için hem Merkez Bankası büyük miktarlarda döviz satmak hem sermaye kontrollerine girişmek hem de vatandaşın-şirketlerin dövizini kasasına toplamak için Kur Korumalı Mevduat diye yeni bir yatırım enstrümanı sunmak zorunda kalmıştı. Aradan 5 ay geçti; KKM’ye girişler azaldı, döviz mevduatları arttı, bu aracın dövize yönelişe artık yetmediği ortaya çıktı. Nasıl yetsin ki! Bir kere ülke ekonomisi baştan aşağı dolarize olmuş durumda. Üretimin bel kemiği olan akaryakıt ithal. Sadece o da değil tepeden tırnağa her üretim ithalata dayanıyor. Dolar, Euro olmadan ithalat olamayacağına göre şirketlerin büyük bir döviz talebi olacak. İkincisi şirketler, küresel para bolluğu furyasında muazzam ölçüde döviz cinsinden borçlandılar. Önümüzdeki bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borç 160-170 milyar dolar hacminde. Bu borcun ödenebilmesi için de muazzam döviz ihtiyacı var. Üçüncüsü, TL enflasyonun varlığında giderek değersizleşiyor. Parası olan birikimlerini korumak için nerede (konut, coin piyasası, döviz) bir kıpırdanma görürse hemen yüzünü ona dönüyor. Böyle bir ekonomik sarmal içinde hangi aracı kullanırsanız kullanın döviz eninde sonunda patlar.

Dövizi bir düzeyde tutmak için yılbaşından beri Merkez Bankası kamu bankaları aracılığıyla 40 milyar dolara yakın döviz satışı yaptı. Artık para suyunu çekti. Yeniden dövize basmak için Merkez Bankasının döviz kaynağı bulması lazım. Vatandaşın dövize yönelmesini engelleyecek yatırım aracı lazım. Bir süre konut piyasası bu işlevi gördü ama ev fiyatları şişebildiği kadar şişti; kredi kullanan büyük oranda kullandı. İktidarın yeni bir yatırım aracı devreye sokmasının zamanı geldi. Mayıs başından beri Hazine Bakanı eliyle elde dövizi olana yönelik yüksek faiz imkanı sunacak yeni bir araç pazarlanıyor: Enflasyon endeksli tahvil. Bu tahvilleri kimler alabilecek, vadesi ne olacak, hangi enflasyonu baz alacak, enflasyon rakamı üstüne ne kadar faiz sunacak gibi önemli konular belirsizliğini koruduğu için bu araca talebin çapını öngörmek zor. Ama açık olan bir şey var ki  bu yatırım aracıyla kur korumalı mevduatın birbiriyle ters düşen kazanç mantalitesi, şirketlerin sürekli döviz ihtiyacı, uluslararası gelişmeler, TÜİK’in müdahaleli enflasyon rakamının kazancı sınırlandırması gibi nedenlerle enflasyon endeksli tahvilin de dövizin artışını durdurma kapasitesi birkaç aydan fazla olmayacak.

Ekonomi Nereye Gider?

Enflasyondaki artışın süreceği aşikar. Dövizdeki son artışın daha yansıması tam yaşanmadı. Yeni fiyat artışları kapıda. Ukrayna savaşı nedeniyle 114 dolar deviyesine yükselen petrol fiyatlarının yaratacağı sürekli akaryakıt pahalanması cabası. Bunların üstüne hayat pahalılığı karşısında korunmak için ürün stoklamak isteyenlerin yarattığı talep nedeniyle artan fiyatları da ekleyin. Enflasyon sarmalı devam ettiği ve ücretler bu artış karşısında yaya kaldığı sürece hizmet sektöründen başlayarak iç tüketime dayalı sektörlerde talep azalması ve dolayısıyla işyerlerinin ayakta kalma sıkıntısı yaşayacağı bir dönem kapımızda. Bu duruma dövizdeki artış sürerse iflas potansiyellilere borçlarını döndüremeyen firmaları da eklersiniz. Ekonominin bu ölçüde tepetaklak olması belki AKP’nin sonunu hazırlar ama emekçilerin baharını değil. Bu krize karşı bir emekçi radikalizmi ortaya çıkmadan faturanın hep biz emekçilere kesileceğinden, “kemer sıkalım kurtaralım” diyerek sırtımıza daha çok binileceğinden emin olabilirsiniz.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı