Home / Manşet / Hamamböceği Ayaklanması: Hindistan’daki Gençlik İsyanı Üzerine Bir Analiz- Umar Shahid

Hamamböceği Ayaklanması: Hindistan’daki Gençlik İsyanı Üzerine Bir Analiz- Umar Shahid

20 Temmuz sabahı, Delhi’deki Jantar Mantar’dan kaygı verici görüntüler geldi. Şiddetli yağmura rağmen on binlerce öğrenci, veli, emekli profesör ve farklı meslek gruplarından insan burada toplandı. Cockroach Janta Party’nin (CJP) devam eden oturma eylemi (dharna), protestocular ile polis arasında bir çatışma alanına dönüştü. Protestocular “Sansad Chalo” (Parlamentoya Yürüyüş) eylemini gerçekleştirmeye çalışınca devlet, elindeki tüm zor araçlarıyla karşılık verdi: Havada uçuşan göz yaşartıcı gaz fişekleri, baş yaralanmalarına ve kemik kırıklarına yol açan coplu saldırılar, Parlamento Binası’na erişimi kesmek için kaynakla sabitlenen barikatlar, kapatılan metro istasyonları ve kesilen mobil internet erişimi. Çevik kuvvet ekipleri Jantar Mantar’a girerek protestocuların alanda kalma izinlerinin artık bulunmadığını duyurdu; kitleyi geri püskürttü ve çadırlarını söktü. Göz yaşartıcı gaz, coplu saldırılar ve kaynakla sabitlenen barikatlarla gerçekleştirilen polis müdahalesi, devletin gerçek yüzünü açığa çıkardı: Devlet, sermaye birikiminin koşullarını korumakla görevli burjuvazinin silahlı komitesidir. Ancak gençler alanı terk etmeyi reddetti ve oturma eylemi yeniden başladı.

6 Haziran 2026’da CJP, Jantar Mantar’da barışçıl bir dharna (oturma eylemi) başlattı. Sonam Wangchuk, toplumsal aktivist ve eğitim reformcusu, protestoya katılarak diğer eylemcilerle birlikte dharnada (oturma eylemi) açlık grevine başladı. Bir ayı aşkın süre boyunca CJP barışçıl protestosunu sürdürürken, Wangchuk’un 21 gün süren açlık grevi de devam etti. Hindistan medyası, dharna ya da eylem sürecindeki herhangi bir gelişmeye ilişkin haberleri tamamen görmezden geldi. CJP aktivistleri ve gençler sosyal medya üzerinden seferber olmaya başladı. Çok sayıda tanınmış isim de protestoya katılarak eylemcilerin taleplerinin kabul edilmesi için hükümet üzerindeki baskıyı artırdı. Protestocuların temel talepleri; Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifası, intihar eden her bir mağdurun ailesine 10 milyon rupi tazminat ödenmesi, Ulusal Sınav Kurumu’nun lağvedilmesi ve 2020 Ulusal Eğitim Politikası’nın geri çekilmesiydi.

Burjuvazinin tepkisi ise öngörülebilir nitelikteydi. Başbakan Modi’nin sessizliği her şeyi anlatıyor. Dünyanın en büyük “demokrasisinin” lideri 12 yıldır bir basın toplantısıyla kamuoyunun karşısına çıkamıyor, gençliğe doğrudan hitap edemiyorsa, burjuva demokrasisinin çıplak otoriterliğe doğru çürüyüşüne tanıklık ediyoruz demektir.

CJP: Hakaretten Kimliğe

CJP, bir hiciv girişimi olarak doğdu; ancak Başbakan Narendra Modi hükümetinin üçüncü dönemindeki en ciddi tehdit haline geldi. Hareket, şimdiden Hindistan’ın eğitim sistemindeki derin çatlakları, giderek artan genç işsizliğini ve eğitim alanındaki kurumsal hesap verebilirliğin aşınmasını gözler önüne seriyor. CJP’nin doğuşu beklenmedik bir kışkırtmanın sonucuydu. Mayıs 2026’da Hindistan Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Surya Kant, bir duruşma sırasında işsiz gençleri, meslek hayatında “kendilerine yer bulamadıklarında” sisteme saldıran “hamamböcekleri” ve “parazitler”e benzetti. Daha sonra sözlerinin yanlış anlaşıldığını öne sürse de, asıl zarar çoktan verilmişti. Boston Üniversitesi’nden halkla ilişkiler alanında yüksek lisans derecesine sahip 30 yaşındaki Dalit Abhijeet Dipke,  bu hakarete karşılık verdi. Sosyal medyada şu satirik paylaşımı yaptı: “Ya bütün hamamböcekleri bir araya gelse?” Yalnızca 24 saat içinde 30 binden fazla kişi harekete katıldı. Bugün ise CJP’nin Instagram’daki takipçi sayısı 23 milyonu aşarak BJP’nin takipçi sayısını ikiye katlamış durumda.

Mizahi kökenlerine rağmen CJP, genç işsizliğinin yüksek olduğu Hindistan’da kısa sürede hoşnutsuz gençlerin etrafında toplandığı bir odak hâline geldi. CJP’nin doğuşu yalnızca bir tesadüf değil. Bu hareket, Hint devletinin komprador burjuvazisi tarafından sistematik biçimde hayal kırıklığına uğratılan bir kuşağın organik ifadesi oldu. Aynı zamanda Hindistan’daki komünist partilerin siyasal iflasının yarattığı boşluk, bu alternatif hareketin yükselişine zemin hazırladı. Bu süreç ayrıca, mülksüzleştirilenlerin kolektif güçlerinin farkına varmasından duyduğu egemen sınıf korkusunu da açığa çıkarıyor.

Üniversiteye Giriş Sınavı: Hareketin Kıvılcımı

Hareketin doğrudan tetikleyicisi, üniversiteye giriş sınavı olan NEET sınavının sorularının sızdırılması yalnızca bir kıvılcım işlevi gördü. Bu kıvılcım, onlarca yıldır süren neoliberal yeniden yapılanmanın, gençliğin yoksun bırakılmasının ve sömürülmesinin su yüzüne çıkmasını sağlayan bir katalizöre dönüştü. Ulusal Uygunluk ve Giriş Sınavı (NEET), Hindistan’da bir öğrencinin yaşamındaki en önemli dönüm noktalarından biri. Merkezi Ortaöğretim Eğitim Kurulu (CBSE) tarafından düzenlenen Tüm Hindistan Lise Bitirme Sınavı’nın (12. sınıf bitirme sınavı) ardından, tıp fakültelerine kabul edilebilmek için NEET’i başarıyla geçmek zorunlu. 

Hindistan gibi ülkelerde hekimlik, mühendislik ve bilişim alanları hem yüksek gelir sağlayan hem de büyük saygınlık gören meslekler olarak kabul ediliyor. Prestijli bir tıp fakültesine kabul edilmek de hemen her ebeveynin çocuğu için kurduğu bir hayal. Ancak kaynakların kıtlığı ve kontenjanların sınırlı olması nedeniyle NEET milyarlarca rupilik bir endüstriye dönüşmüş durumda (1). Tıp fakültelerine giriş sınavına giren 2,28 milyon öğrenci, yalnızca bireysel başarı arayışında değil. Ortaya çıkan tepki, Hint devletinin sosyal mobilite vaat ettiği, ancak karşılığında yalnızca güvencesizlik sunduğu küçük burjuvazinin beklentilerinden doğmaktadır. Bu nedenle dershaneler, sınav sorularının sızdırılması, kopya, dolandırıcılık ve NEET’te yüksek puan elde etmeye yönelik manipülasyonlar çoğu zaman zengin ve güçlü kesimler tarafından yürütülmektedir. NEET, 2024 yılında çeşitli eyaletlerden soru sızıntısı iddialarının ortaya çıkmasının ardından büyük bir tartışmanın odağı hâline gelmişti. Bazı adayların olağanüstü yüksek puanlar alması çok sayıda veli ve öğrencinin sınav sonuçlarını sorgulamasına sebep olmuştu.

2026 yılında ise NEET krizi daha da derinleşti. Yüksek Mahkeme’nin devreye girmesinin ardından hükümet adil bir soruşturma yürütmek yerine sınavın iptal edildiğini açıkladı. Bu karar, yeniden pahalı dershanelere gitme imkânı bulunmayan çok sayıda yoksul ve başarılı öğrencide büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Sınavın sızdırılması olayının ardından 12 ila 20 genç intihar etti. Ancak bunlar bireysel trajedi değil, toplumsal cinayettir. Her bir ölüm, insan yaşamından çok kâra değer veren, gençleri artı değer üretmeyi başaramadıklarında gözden çıkarılacak birer insan sermayesi birimine indirgeyen sistemin sonucudur.

Genç İşsizliği: Yapısal Kriz

Mevcut hareketin geniş kesimlere ulaşmasının temelinde Hindistan’ın dünyanın en kalabalık ülkesindeki en büyük genç nüfusa istihdam yaratamaması gibi daha derin bir kriz yatıyor. Hindistan İstatistik ve Program Uygulama Bakanlığı’nın Periyodik İşgücü Araştırması kapsamında Mayıs 2025’te yayımladığı rapora göre, “Genel işsizlik oranı nisan ayındaki %5,1’den %5,6’ya yükseldi. Genç işsizliği (15-29 yaş), kırsal bölgelerde %13,7’ye, kentsel merkezlerde ise %17,9’a ulaştı.” Kurumun 2025 yılı raporunda ise “Genç işsizliği 2024’teki %10,3 seviyesinden %9,9’a gerileyerek sınırlı bir iyileşme gösterdi; ancak bu tablo, üniversite mezunları arasındaki yaygın eksik istihdamı gizlemektedir.” ifadelerine yer verildi. Hindistan’daki çalışanların yalnızca %23,6’sı düzenli ücret alan bir işe sahiptir. Geri kalanlar ise merdivenaltı ekonomide, güvencesiz, düzenlenmemiş ve sosyal güvenceden yoksun koşullarda yaşamlarını sürdürmektedir. Bu bir işgücü piyasası değil, aşırı sömürü sistemidir (2).

Azim Premji Üniversitesi ekonomistlerinden Rosa Abraham daha da çarpıcı bir veriye dikkat çekiyor: “25 yaşın altındaki üniversite mezunlarının yaklaşık %40’ı işsiz. Bu, son on yılların en yüksek oranlarından biri.” Abraham’a göre, üniversite mezunları iş bulabildiklerinde bile işe giriş düzeyindeki ücretler, on yıl öncesine kıyasla reel olarak gerilemiş durumda. Pek çoğu, gelirleri son derece güvencesiz olan tarım ya da inşaat sektöründeki günübirlik işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

Siyaset bilimci Bhanu Joshi ise ardı ardına gelen hükümetlerin işsizlik sorununu, yapısal istihdam yaratma politikaları yerine ağırlıklı olarak sosyal yardım ödemeleriyle ele aldığını belirtiyor. Joshi’nin ifadeleriyle: “Bu, ‘İşsizlik çok büyük bir sorun ama ben bunu çözemiyorum.’ Sana bin 500 rupi vereyim, şikâyetini de böylece gidermiş olayım’ demeye benziyor.”

Abraham, daha önce yayımladığı bir raporda şu uyarıda bulunuyor: “Ülke tarihinde sahip olduğumuz en eğitimli genç kuşakla karşı karşıyayız. Eğer bu gençlere aldıkları eğitimi değerlendirebilecekleri olanaklar sağlanmazsa, bu durum farklı biçimlerde toplumsal huzursuzluklara dönüşebilecek bir hal yaratacaktır .”(3)

Modi’nin ekonomi politikaları, kitleler için refah sağlama söylemine bürünmüş olsa da, gerçekte tekelci sermayenin ve ayrıcalıklı üst kastlardan oluşan dar bir azınlığın çıkarlarına hizmet etmektedir. Rakamlar bunu açıkça ortaya koymaktadır. 2023 itibarıyla nüfusun en zengin %1’i ülke servetinin %40,1’ini kontrol ederken, ulusal gelirin %22,6’sını da elinde bulundurmaktadır. Bu eşitsizlik düzeyi, sömürge döneminden bu yana görülmemiş boyutlara ulaşmış ve dünyanın en yüksek gelir ve servet eşitsizlikleri arasında yer almıştır. (4) Bu tablo, aşırı zenginler için kurumlar vergisini düşüren, Adani ve Ambani gibi milyarderlerin devasa borçlarını silen, varlıklı kesimlerin sermaye kazançları üzerindeki vergileri azaltan; buna karşılık köylülüğün ve işçi sınıfının reel gelirlerinin durgunlaştığı ya da gerilediği bir rejimin mantıksal sonucudur. Devlet büyük sermayeye cömert teşvikler ve sübvansiyonlar sağlarken, halkın en temel ihtiyaçları olan eğitim, sağlık ve istihdam söz konusu olduğunda sürekli “kaynak yetersizliği” gerekçesini öne sürmektedir. Beş yıllık dönemde istihdam yaratılması için ayrılan yalnızca 24 milyar dolarlık kaynak ise, her yıl işgücü piyasasına katılan 12 milyon genç açısından açık bir hakarettir.

Hindistan Solunun Çelişkileri

Hindistan solu CJP’ye desteğini artırdı. Hindistan Komünist Partisi (Marksist) (CPI(M)), Hindistan Komünist Partisi (CPI), Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist) – Kurtuluş (CPI(ML)-Liberation) ve Tüm Hindistan İleri Bloku (All India Forward Bloc), Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifasını ve Ulusal Eğitim Politikası’nın geri çekilmesini talep eden protestolar düzenledi. CPI(M) Genel Sekreteri M.A. Baby ile Brinda Karat da Jantar Mantar’daki protestoya katılarak polis şiddetini kınadı. Ancak Hindistan’daki öğrenci hareketi konusunda dürüst olmak gerekir. Kendilerini sol olarak tanımlayan partiler ile SFI ve AISA gibi öğrenci örgütleri büyük ölçüde seçim makinesine dönüşmüştür. Öğrenci birliği seçimlerine, burjuva muadilleri kadar ilkesiz bir anlayışla katılmaktadır. Bu sol örgütlerin liderleri ise fırsat doğduğunda sıklıkla Kongre Partisi‘ne (5) geçmekte; bu da onların gerçek sınıfsal karakterini açığa çıkarmaktadır. Demokratik Öğrenciler Federasyonu (DSF), 2012 yılında CPI(M)’nin Kongre Partisi’ne yönelik teslimiyetçi tutumuna ilkesel bir karşı çıkışın ürünü olarak ortaya çıktı. Bu, ideolojik berraklaşma yönünde sağlıklı bir eğilimi temsil etmektedir. Ancak bunu romantize etmemek gerekir. DSF de büyük ölçüde Jawaharlal Nehru Üniversitesi gibi seçkin yükseköğretim kurumlarının sınırları içinde faaliyet göstermekte ve Bihar, Uttar Pradesh ile kırsal Maharashtra’daki geniş işsiz gençlik kitlelerinden kopuk kalmaktadır.

RSS (6)  ile bağlantılı Akhil Bharatiya Vidyarthi Parishad’ın (ABVP), (7)  tarihsel olarak solun güçlü olduğu üniversite kampüslerinde son dönemde elde ettiği ilerleme, örgütlü solun gençliğe ikna edici bir alternatif sunmakta başarısız olduğunu göstermektedir. ABVP’nin Pencap Üniversitesi’nde seçim kazanması, öğrencilerin Hindu milliyetçiliğini benimsediği anlamına gelmemektedir; asıl neden, solun ciddi siyasal eğitim ve örgütlenme faaliyetlerini terk etmiş olmasıdır. Bugün Hindistan’daki öğrenci siyaseti, ülkenin içinde bulunduğu daha geniş krizin bir yansımasıdır: Bir yanda milliyetçilik iddiasını dahi terk etmiş komprador burjuvazi, diğer yanda ise bağımsız devrimci bir güç olmaktan çıkarak Kongre Partisi öncülüğündeki muhalefetin eklentisine dönüşmüş bir sol bulunmaktadır.

Bu koşullar altında sol örgütler, halka herhangi bir alternatif ya da çözüm sunamamaktadır. Bunun en güncel örneklerinden biri eyalet seçimleridir. Kerala’da yapılan eyalet seçimlerinde Kongre Partisi öncülüğündeki Birleşik Demokratik Cephe (UDF), 140 sandalyenin 88’ini kazanarak ezici bir çoğunluk elde etmiş; böylece yaklaşık 50 yıl süren kesintisiz sol yönetim sona ermiştir. Bu sonuç aynı zamanda, 1977’den bu yana ilk kez Hindistan’da hiçbir eyaletin sol partiler tarafından yönetilmediği bir döneme işaret etmektedir. Benzer bir tablo Tamil Nadu’da da görülmektedir. Burada da sol partiler yerine, popülist film oyuncusu Vijay önderliğindeki siyasal hareket iktidara gelmeyi başarmıştır. Geleneksel olarak solun en güçlü kalelerinden biri olan Batı Bengal’de ise yönetim artık Modi’nin BJP‘sinin (8) elindedir. Hindistan gençliği artık geleneksel siyasal partilere güven duymamaktadır. CJP’nin kurucusu Abhijeet Dipke, hareketin neden bir siyasi partiye dönüşmediği yönündeki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Seçimlerin manipüle edildiği ve sonuçların daha baştan belirlendiği bir yerde bunu siyasi partiye dönüştürmenin hiçbir anlamı yok.”

Bu sözler, seçim siyasetine duyulan derin güvensizliği yansıtmaktadır. Bu güvensizlik nesnel olarak haklı gerekçelere dayansa da, stratejik açıdan hareketin önünü sınırlayan bir unsur niteliği taşımaktadır.

Sırada Ne Var?

CJP, Hindistan’daki egemen sınıfın kırılganlığını gözler önüne seren kendiliğinden gelişmiş bir harekettir. Devletin uyguladığı baskı ile göstermelik görüşmelerin bir arada yürütülmesi, rejimin hegemonya kurma kapasitesini yitirdiğini ortaya koymaktadır. Hindistanlı gençlerin cesareti ve kararlılığı hayranlık uyandırıcıdır. Sosyal medyada dolaşıma giren çok sayıda videonun da gösterdiği gibi, devlet baskısına ve iktidar yanlısı zorba grupların tehditlerine rağmen gençler mücadeleyi sürdürmektedir. Genç işsizliğinin yarattığı yapısal kriz, mevcut kapitalist sistemin sınırları içinde çözülebilecek bir sorun değildir. Geleceği büyük ölçüde güvencesizlikle kuşatılmış 300 milyon genç, yalnızca Hindistan devletinin değil, bütün dünyanın da önüne ciddi bir soru koymaktadır. İşsizliğe mahkûm eden bir eğitim sistemi, karşılıksız bırakılan beklentiler ve katılım kanallarını kapatan bir demokrasi bir araya geldiğinde son derece patlayıcı bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Hindistan’ın egemen sınıfı ölümcül bir yanlış hesap yaptı. Gençleri aşağılayarak boyun eğdirebileceğini düşündü. Oysa bunun yerine, bastırılması neredeyse imkânsız hâle gelebilecek bir bilinci uyandırdı. Baskıların ardından gelen haberler, komşu eyaletler Pencap ve Haryana’daki çiftçilerin de protestolara katıldığını göstermektedir. Bunun yanı sıra Assam, Bengaluru, Lucknow ve Hindistan’ın birçok farklı kentinde de protestolar düzenlenmiştir. Buna rağmen, Hindistan Sendikalar Merkezi (CITU) başta olmak üzere en büyük sendikal konfederasyonlar henüz herhangi bir eylem çağrısı yapmamış, protestolarla dayanışmalarını kitlesel eylemler aracılığıyla da ortaya koymamıştır.

CJP, bir uyanış anını temsil etmektedir. Hindistan gençliği aşağılanmış, sömürülmüş ve kaderine terk edilmiştir. Gençler buna boyun eğmek yerine meydan okuyarak karşılık vermiştir. Bu bir son değil, bir başlangıçtır. Modi, senin diktatörlüğün sürmeyecek!” sloganları, giderek derinleşen bir bilincin işaretidir. Hareket varlığını sürdürürse, zamanla bir tür siyasal oluşuma evrilebilir. Hindistan proletaryası ve gençliği, Modi’nin on iki yıllık iktidarı boyunca zor ama önemli dersler çıkarmıştır. Genel işçi grevleri, JNU öğrenci protestoları, Vatandaşlık Değişikliği Yasası (CAA) karşıtı gösteriler ve çiftçi hareketi, yaklaşmakta olan devrim için hem birer prova hem de dünya burjuvazisine verilmiş bir uyarı niteliğindeydi. Bugün ise CJP protestoları, ekonomik olarak nefessiz bırakılan, siyasal olarak susturulmaya çalışılan ancak yenilgiyi kabul etmeyen bir kuşağın sesi hâline gelmiştir. 

Protestocuların önemli bir bölümü, hayatları boyunca Modi dışında başka bir ülke yöneticisi tanımamış olmasına rağmen bugün bir Birlik, bakanının istifasını talep etmektedir. Bu aynı zamanda Güney Asya’da patlak veren isyanlar sürecinin de devamıdır. Sri Lanka, Nepal ve Pakistan yönetimindeki Keşmir’de büyük halk hareketleri yaşanmıştır. Ancak bu örneklerin tamamında devrimci önderlik sorusu yanıtsız kalmıştır. Devrim için gerekli toplumsal dinamikler mevcuttur; bu dinamikler iradelerini ve potansiyellerini de ortaya koymuştur. Bugünün temel ihtiyacı, bu enerjiyi sosyalist bir devrime yönlendirebilecek devrimci bir önderliktir. Böyle bir önderlik, Güney Asya Sosyalist Federasyonunun inşasının da önünü açabilir.

Dipnotlar

  1. https://www.ndtv.com/education/medical-exam-scandals-through-the-years-cases-that-triggered-national-concern-11483114
  2. https://www.dataforindia.com/informal-sector-sizing/
  3. https://www.npr.org/2026/07/20/nx-s1-5889515/india-gen-z-cockroach-party-protests
  4. https://wid.world/www-site/uploads/2024/03/WorldInequalityLab_WP2024_09_Income-and-Wealth-Inequality-in-India-1922-2023_Final.pdf
  5. Hindistan Ulusal Kongresi (INC): Hindistan’ın bağımsızlık hareketine önderlik etmiş, uzun yıllar ülkeyi yönetmiş ve günümüzde BJP’nin başlıca seçim rakibi olan merkez burjuva parti.
  6. Hindistan’da Hindu üstünlükçüsü (Hindutva) ideolojisinin başlıca örgütü ve iktidardaki Modi’nin BJP’sinin ideolojik dayanağını oluşturan aşırı sağcı paramiliter örgüt. (Çevrimen notu)
  7. Sağcı, milliyetçi bir çizgiye sahip olan dünyanın en büyük öğrenci örgütü. (Çevrimen notu)
  8. BJP (Bharatiya Janata Party): Hindistan’da iktidarda bulunan, Hindutva ideolojisini benimseyen aşırı sağcı Hindu milliyetçisi parti. (Çevrimen notu)

 

 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir