İran’da 11 gündür devam eden ve şimdiye dek en az 35 kişinin öldürülmesi ile sonuçlanan eylemlerin niteliğini, bileşimini ve taleplerini İranlı Marksist Nida Kaveh ile konuştuk.
İran’da şu an neler oluyor? Protestolar neden ortaya çıktı? Sokakta kim var ve ne talep ediyor?
İran’da yaşanan şey, teokratik neoliberalizmin iflası. Sokaktakiler, 1979 devriminden bu yana sermaye birikimini elinde tutan “Bonyad”lar (dini vakıflar) ve Devrim Muhafızları (Sepah Pasdaran-e Enghelab Eslami) mafyası tarafından mülksüzleştirilenler, büyük zenginlik kaynaklarına rağmen her şeyden mahrum bırakılanlar. Protestoların nedeni, sokaklarda sloganlara da yansıdığı üzere sadece “özgürlük” değil, ekmek ve onur.
Yoksullaşma artık tahammül edilebilir bir seviyede değil. Gerçek enflasyon çok daha yüksek olsa da resmi enflasyon bile %50’lerin üzerinde. Ulusal para birimi pul oldu. Kent yoksulları, geleceksiz bırakılan gençlik (prekarya) ve kadınlar bu öfkenin çekimiyle sokakta şu an. Bu, klasik bir seküler “orta sınıf” hareket değil; İran’da uzun yıllardır alışıldık olan isyanlardan çok daha köklü, çok daha derin bir kitle hareketi var. “Yalınayakların” (mustazafin) öfkesi, onları “temsil ettiğini” iddia eden rejime döndü. Bu durum İslami kılıflı devlet kapitalizminin genel krizidir. Ve hatta benim fikrime göre bu, iki-üç yılda bir gördüğümüz eylemlerden, ayaklanmalardan farklı bence artık bir ön devrimci duruma evriliş söz konusu olabilir. Bunu neden söylüyorum çünkü İran’da rejim zaten karşıtı olan büyük çoğunluğun üzerinde silahla hükmedebiliyor ancak. Artık tabanı da kopuş halinde. Bu, rejimin üzerinde durduğu kaidenin sallanması demek: Sokağın omurgası, rejimin “Mustazafin” (Ezilenler) diyerek kutsadığı ama sömürünün en dibine ittiği kesimler. Gençlik ve öğrenciler de sokakta ki bunlar muhalif ailelerin çocuklarını da içeren güvencesiz, geleceksiz bırakılan genç kuşaklar. Rejim korkup kampüsleri kapasa da sivil itaatsizlik eylemleri gibi yöntemlerle mahallelerde eylemlere girişiyorlar. Kentin en yoksulları diyeceğim, en dipte olanların; kirasını ödeyemeyen, pazar artıklarını toplayarak karnını doyuran hiçbir şeyi olmayan bu mahalleler sokaktalar. Kadınlar elbette sokakta; rejimin ideolojik baskısının en ağır muhtapları hep kadınlar oldu. İşçiler şimdilik “bekle ve gör” taktiği ile henüz gücünü kullanmamış olan bir dev. Şu an petrol endüstrisinde de grev olduğunu ancak bunların mevcut hareketle birleşmediğini de ifade edeyim. Burası gerçekten çok ciddi bir potansiyel taşıyor. İşçi hareketinin politikleşmesi son darbeyi vurabilir. Böyle bir potansiyel var.
Ekonomik kriz uzun zamandır İran halkının bir gerçeği. Esnaf neden şimdi eyleme geçti?
Evet burada kritik bir dönemeç var gerçekten de. Tarihsel olarak “Bazaar” (Geleneksel Küçük Burjuvazi), Mollaların finansörü ve rejimin omurgasıydı. Ancak son 20 yılda Devrim Muhafızları, ekonomiyi militarize ederek ticareti tekeline aldı. Geleneksel tüccar, askeri sermaye karşısında ezildi. Ve şu an rejimin kendi çıkarlarının temsilcisi olduğunu düşünmeyen esnafın (Bazaar) sokağa çıkması, rejimin sosyal tabanının erimesinin en açık göstergesi. Kırılma anı ise döviz kurunun (Riyal/Dolar) tamamen kontrolden çıkmasına tekabül ediyor. Esnaf sabah sattığı malı öğlen yerine koyamıyor. Hükümetin bunu çözebileceğine dair bir inancı yok çünkü ekonomide Devrim Muhafızları’nın kontrolündeki holdinglerin (Bonyad’ların) payı çok büyük ve sistem onlara çalışıyor. Haliyle öfke de yozlaşmış, zenginleşmiş mollalara yöneliyor. Esnaf, hükümetin doğrudan rakibi haline geldiğini ve bu rekabette ezildiğini anladı. Bu bir “ekmek” davası olduğu kadar, mülksüzleşmeye karşı bir çığlık, yani rejimin ayakta durduğu temellere yönelik bir itiraz var burada.Tam da bu sebeple rejim ilk etapta bu kitleyi sert şekilde karşısına almak yerine “dinliyoruz”, “çözmeliyiz” gibi uyumlu bir görüntü çizmeye çalıştı.
10 Aralık’ta Güney Pars ve Asaluye petrol işçilerinin grevi uzun yıllardır görülmedik bir enerjiklikte gerçekleşmişti. Şeker fabrikası ve altın madenlerinde grevler yaşanmıştı. İşçi sınıfı bu hareketin neresinde duruyor? Sokak hareketi ile işçi hareketi arasında bir bağ kurulabildi mi?
Bu dinamik elbette mevcut ve ekonomik krizin, ülkenin en büyük gelir kaynağının üreticisi olan doğalgaz ve petrol işçilerine yoksulluk vaat vermesinin bir sonucu. Yani iki hareketin kökeni de aynı. İşçi hareketi mevcut hareketin bir parçası olarak gücünü birleştirecek bir adım atmadı, en azından şimdilik durum bu. İran’da politik bir emekçi hareket hiçbir zaman bitmedi. Sözgelimi emekliler, hemşireler, öğretmenler, Haft Tappeh gibi büyük işçi konseyi deneyleri yaratan şeker işçileri, otobüs işçileri… bunun çok fazla örneği var.
Petrol, şeker,altın işçilerinin grevleri 1979’dan beri en politikleşmiş grev dalgasını oluşturuyor. İşçiler sadece ücret artışı istemiyor; “İşçilerin Denetimi” ve “Bağımsız Sendika” diyorlar. Güney Pars ve Asaluye, İran’ın döviz damarları. İşçi sınıfı burada şalteri indirdiğinde, rejim ne dışarıya petrol satabilir ne de ordusunu finanse edebilir. İşçi sınıfı, sokağın o dağınık enerjisini üretimi durdurma gücüyle birleştirdiği an rejim çöker.
İran halkı sokaklara alışık. Ancak bu sefer alışıldık senaryonun dışında bir şekilde eylemler coğrafi olarak yayılmış durumda. Önceki isyan dalgalarında Tahran ve Tebriz başta olmak üzere çok büyük kalabalıklar çok ısrarlı şekilde sokakta olurdu ancak şu an bu şehirler görece sessiz görünüyor. Bunun sebebi nedir?
Tahran, Tebriz, İsfahan gibi merkezlerde kalabalıkların “göreli” azlığı bir geri çekilme değil, Monarşi yanlılarının eylemlerde görünür hale gelmesiyle birlikte yaşanan bir dağılma hali. Tebriz ve Tahran gibi yerler solun, rejim karşıtı olanların en güçlü olduğu yerler. Diğer yandan daha üst sınıflar ve ekonomik olarak daha güçlü kesimler de buralarda yer alıyor. Büyük kentlerdeki rejim karşıtı emekçiler arasında ise Bazaar esnafıyla başlayan bu harekete yönelik şüpheler var. Kitleler hem geçmişten gelen kodlarla hem de eylemlerin hedefleri konusunda yaşanan belirsizlik nedeniyle temkinli. Eylemlerin sonucunda ne olacak? Bu soru şu an en büyük soru bu. Şah’ın geri gelmesi dışında bir fikrin öne çıkmaması da bu özgürlük ve demokrasi için defalarca kez sokaklara çıkmış, canını kanını vermiş insanları mevcut hareketten geride tutuyor. Ancak eylemlere sempati tabii ki çok yüksek. Büyük kentlerdeki sessizlikse hareketin en zayıf noktasına dönüşüyor. Rejime yönelik vurucu hamle kırsaldaki küçük kentlerin dağınıklığı ile mümkün değil.
İran’ın kırsalı işsizlik, kuraklık ve ekolojik yıkım altında. Eskiden rejimin “kalesi” sayılan küçük şehirler ve köyler şimdi yanıyor. Çünkü oralarda gizlenecek bir yer yok; açlık çıplak ve doğrudan yaşanıyor. Rejim, güçlerini Tahran ve büyük kentlerde yoğunlaştırınca, taşra “zayıf halka” haline de geldi. Bu, rejimin savunma hattını germek ve kırmak üzerine kurulu rizomatik bir yayılıma neden oluyor. Tebriz ve Tahran’da hayat olağan akışı içinde sürerken her yerde rejimin güvenlik güçlerinin yoğun varlığını görüyoruz. Halk sessizce izliyor, şimdilik. Küçük kentlerin ve taşranın sokakta kalma süresi arttıkça bu tepki merkeze doğru yayılım gösterecektir bence.
İran doğrudan savaş tehditlerine maruz kalıyor. İran-Irak savaşından sonra ilk kez başkent 12 gün boyunca İsrail tarafından bombalandı. Venezuela’daki haydutluk operasyonu sonrasında İran tekrardan Trump tarafından tehdit edildi. Bu emperyalist baskının eylemlerdeki, halktaki yansıması nedir?
İsrail’in 12 gün boyunca İran’ı bombalaması, rejimin “Caydırıcılık” masalını bitirdi. Halk, dış tehditten korkup rejimin arkasında hizalanmıyor. Aksine, “Biz açlıktan ölürken füzelerimiz neden bizi korumuyor?” veya “Bu savaşı siz çıkardınız, bedelini biz ödemeyeceğiz” diyor. Ekonomik kaynakların ve siyasetin merkezinin rejimin dış düşmanlar söylemine akması artık kabul görmüyor. Gerçek sol muhalefet, hem emperyalist saldırıya hem de rejimin militer maceracılığına karşı elbette, bunu sendikaların yaptığı açıklamalarda da görebiliyoruz. Bu konuda solda bir kafa karışıklığı bulunmuyor. Ancak rejim, her protestoyu “İsrail operasyonu” diye damgalayarak meşruiyeti kirletmeye çalışıyor.
Trump’ın haydutluğu ve Maduro operasyonu, emperyalizmin uluslararası hukuku tanımadığının kanıtı. İran halkının büyük çoğunluğu milliyetçi bir reflekse sahip ve dış müdahaleye (özellikle askeri) karşı. Trump’ın “haydutça” tehditleri, aslında rejime can suyu veriyor. Halk, Trump’ın veya Netanyahu’nun kendilerine “demokrasi” getirmeyeceğini biliyor (Irak ve Afganistan örnekleri önlerinde).
Emperyalistlerin sahte “desteği”, eylemlerin meşruiyetine gölge düşürmekten başka bir işe yaramıyor. Emperyalistlerin manipülasyonu halkın açlık gerçeğini yok edemez. Halkın derdi “rejim değişsin de kim gelirse gelsin” değil, “insanca yaşamak”.
Eylemlerde sık sık rejim karşıtı sloganlar da atılıyor. Bu sloganları atanlar zaten muhalif olan kesimler mi yoksa rejimin eski taraftarı olan kitle de bunun içinde mi?
Sloganların radikalliği (“Hamaney’e Ölüm”), bu kitlenin artık “reform” umudunu kestiğini gösteriyor. Bu kitle içinde eskiden rejimi destekleyen muhafazakâr tüccarlar da var. Bu, hegemonya krizidir. Antonio Gramsci’nin dediği gibi; “Eski ölüyor ama yeni olan doğamıyor.” Rejimin kendi tabanı, ekonomik çöküş karşısında ideolojik sadakatini yitirdi. Artık slogan atanlar sadece seküler modernistler değil; iflas eden, yoksulluk çeken dindar hacı amcalar. Bu, rejimin sonunu getirecek en müjdeli kopuştur. Yani, Bazaar esnafının ağzından çıkan “Diktatöre Ölüm” sloganları, rejimin eski taraftarlarının da saf değiştirdiğini gösteriyor. Bu artık sadece sekülerlerin değil, dindar ama yoksullaşmış kitlelerin de öfkesinin bir ifadesi. İdeoloji, boş mideyi doyuramaz hale geldi.
Sosyal medyada yayılan videolarda Şah destekçisi, monarşi yanlısı sloganları da sıkça görüyoruz. Bu eylem dalgasında, daha önceki seferlerden daha yoğun şekilde Pehlevi de sosyal medya üzerinden sürece müdahale etmeye çalışıyor. Şah geri gelsin fikri daha çok kimler arasında öne çıkıyor?
Sosyal medyada köpürtülen Pehlavi sloganları, örgütlü bir sol seçeneğin yokluğunda ortaya çıkan bir “hafıza boşluğu”nun ürünü.Gençlik ve genel kitle sadece “mevcut olandan kurtulmak” istiyor. Molla rejimi gitsin de kim gelirse gelsin diye çok basit bir ikilik üzerinden çıkıyor bu slogan çünkü on yıllardır her sol örgütlenme girişimi acımasız şekilde bastırıldı. Rejim giderse bir iktidar boşluğu oluşacak. Bu somut gerçeğin yarattığı fikirsel boşluğu da emperyalizm tarafından kenarda bekletilen ancak aslında İran içinde bir örgütlü yapısı olmayan Şahçılık dolduruyor. Şah destekçileri dışarıdan fonlanan bir medya gücüne sahip olsa da, sahada (grevlerde, mahalle komitelerinde ve …) Şahçıları göremezsiniz. Orada halkın kendi öz-örgütlenmesi var.
Eylemlerden önce İran’da kadınlara yönelik başörtüsü zorunluluğunun artık rejim tarafından uygulanamadığı bir noktaya gelinmişti. Kadınlar açısından İran’da son durum ne?
Başörtüsü zorunluluğu artık fiilen kâğıt üzerinde. Kadınlar bu mevziyi canları pahasına kazandı. Bu mesele sadece “kılık kıyafet” değil, rejimin ideolojik yeniden üretiminin kalbi. Başörtüsü, siyasal İslam’ın bayrağı; o düştüğünde rejim ideolojik olarak çıplak kalır. Gelinen noktada kadınlar fiili bir zafer kazanmıştır. Tahran ve diğer büyük şehirler sokaklarında başörtüsüz gezmek artık bir sivil itaatsizlik değil, yeni normaldir. Bu durum, devletin şiddet tekeli olsa bile, toplumsal rıza üretim mekanizmasının tamamen çöktüğünü gösteren ve rejimin tarihsel bir tıkanma içine girdiğinin bir başka göstergesiydi. Kadınlar, bedenleri üzerindeki denetimi geri alarak, patriyarkal kapitalizme en büyük darbeyi vurdular. Şu anki eylemlerde de üniversitelerin kapatılmasına rağmen özellikle genç kadınlar sokakta en görünür güçlerden biri oldu, bir kez daha.
Rejim ekonomik sıkışmışlık, uluslararası baskı ve toplum tepkisi altında baskı altında sıkışmış görünüyor. Sizce rejimin ve ülkenin geleceğindeki olasılıklar neler?
Şu an rejim, Gramsci’nin bahsettiği “fetret devri”ndedir (interregnum). Canavarların ortaya çıkabileceği bir dönem. Ancak İran halkının, özellikle işçi sınıfının ve kadınların direnci, tarihin tekerleğini ileriye doğru itmek için muazzam bir enerji barındırıyor.
Yani, Rejim sıkışmış durumda. Bence gelecek için üç senaryo var:
Birinci senaryo Mısır modeli bir askeri darbe. ABD ve İsrail’in hedeflediği rejim değişikliği için sürekli birilerini satın almaya, ikna etmeye çalıştığını 12 gün savaşları sırasında açığa çıktığı gibi İran içindeki İsrail ajanlarının ve işbirlikçilerinin varlığından artık kanıtlarıyla da biliyoruz. Halk desteğinin çökmesinin, rejimin en üst kademelerine kadar yayılan bir “anlaşma” isteği uyandırması kaçınılmaz. Bu durumda Esad’ın Rusya’ya kaçtığı gibi bir senaryo, İran içinde noktasal infaz, ya da Maduro örneğinde olduğu gibi daha büyük bir haydutluk yaşanması şaşırtıcı olmaz. Diğer yandan içerden bir çözülmeyi yönecek bir askeri kanat olduğunda bu fiilen bir askeri darbe seçeneğine dönüşür. Devrim Muhafızları’nın Mollaları tasfiye edip Batı ile anlaşması gündeme gelebilir. İran’ın petrol kaynaklarının ve siyasal sisteminin Batı emperyalizmine uyumlu hale getirilmesi rejimin sahiplerinin ayrıcalıklarından vazgeçmeden taraf değiştirmesi seçeneği şu an en muhtemel seçenek. Bu durum elbette emperyalizmin İran’da kazanması anlamına geliyor. İsrail ve ABD’nin bölgede büyük güç tahkim etmesi anlamına geliyor. Oldukça karanlık bir tablo. İran halkının sömürüsüne ve kaynaklarının yağmasına Batı emperyalizmin de dahil olması anlamına geliyor. Mollaların kendi çıkarları için ülkeyi ABD’ye satması anlamına geliyor.
İkinci seçenek emperyalizmin çevrelemesi, ambargosu ve rejimin sıkılmışlığın uzaması yoluyla ortaya çıkacak olan çürüme: Rejimin ne yıkılabildiği ne de yönetebildiği, toplumsal çürümenin ve ufak çaplı çatışmaların kronikleştiği bu süreç bir süre daha devam edebilir ancak hem uluslararası konjonktür hem de İran toplumunun iç dinamikleri bu durumun çok da sürdürülemeyeceğini net şekilde gösteriyor. İran tarihsel bir yol ayrımına geldi.
Üçüncü seçenek ise bir emekçi devrimi. İşçi şuralarının ve mahalle komitelerinin birleşerek iktidarı halkın eline alması İran ve Ortadoğu halkları için en iyimser seçenek olur. Ki bu bizim uğruna mücadele ettiğimiz yol. İran gibi zengin kaynaklar sahip bir ülkede yoksulluk, temel haklar ve eşitsizlikler basit bir sistem içi yer değiştirmeyle çözülemeyecek kadar derinde yer alıyor. Sistem özgürlük verdiğinde halk devrimcileşiyor, bastırdığında isyanlar patlıyor. Mollalar gitse yerine başkası da gelse bu radikal toplumsal dinamikler egemen sınıf için her zaman bir tehdit olarak var olmaya devam edecek. Böylesine emperyalist haydutluk çağı ve coğrafyasında ise refah içinde yaşamak zaten söz konusu değil. Molla tipi kapitalizm bu konuda bir yanılsama yaratsa da Ortadoğu coğrafyasında Batı tipi bir liberal demokratik yönetim özlemi içinde olanlar imkansızı istiyor. Emekçi milyonların kaynaklara ve iktidara el koyması yoluyla Ortadoğu’nun geri kalanına da ilham ve örnek olacak bir devrim hem ekmek hem de özgürlük sorunlarını çözecek tek gerçek alternatif. Diğer senaryolar şu dünya ortamında İran halkına da çok da iyimser olmayan bir senaryo sunuyor.
Tablo bu kadar net ve bu kadar ağır. İran halkı sadece bir hükümeti değil, bir sistemi kusuyor.













