/ Emre Güntekin / 50. Yılında 15-16 Haziran’dan Ders Çıkarmak – Emre Güntekin

50. Yılında 15-16 Haziran’dan Ders Çıkarmak – Emre Güntekin

on 14 Haziran 2020 - 08:49 Kategori: Emre Güntekin, Manşet, Türkiye Devrimci Geleneği
Facebooktwitterlinkedin

15-16 Haziran 1970: Türkiye işçi sınıfının en büyük eylemi gerçekleşti

15-16 Haziran için bu topraklarda işçi sınıfının gücünün nelere kadir olabileceğini gösteren en önemli örnektir. 50. yılına geldiğimizde bile hala tartışıyor olmamızın nedeni büyük ölçüde bu. Sermayedarların işçilerin İstanbul ve İzmit gibi iki büyük işçi kentinde neredeyse bütün fabrikaları saran bu büyük isyanın korkusuyla, tıpkı Vasıf Öngören’in “Zengin Mutfağı” eserinde de temsil edildiği üzere, arkalarına bile bakmadan yurtdışına kaçmaları herşeyi anlatıyor. Ortada var olan gerçek 1968’in salt bir öğrenci-gençlik mücadelesi değil, sömürücü sınıflara karşı verilen bir sınıf savaşı olduğunu gösterirken; 15-16 Haziran 1970 bunun zirve noktasını temsil ediyordu.

Bu büyük isyanı salt romantik bir anmayla geçiştirmek yerine gelişiminde yatan dinamiklerin, mücadelenin pratiğindeki işçi radikalizminin, dönemin sol aktörlerinin verdiği tepkilerin sonuçlarını incelemek gerekmektedir. Özellikle sınıf mücadelesinin sermayenin ve otoriter iktidarının emeğe yönelik saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde bu daha da önem kazanmaktadır.

  • 15-16 Haziran en başta işçi sınıfı bilincinin zirve yaptığı bir noktada örgütlülüğüne ve kolektif gücüne nasıl sahip çıkacağının bir göstergesidir. Dönemin AP iktidarı 1967’de kurulan ve kısa sürede işçi sınıfı içerisinde büyük güce erişen DİSK’i kapatmak ve işçi sınıfının sendikal haklarını yok etmek için harekete geçerken, ilginç bir şekilde daha sonra DİSK içerisinde etkili bir güç haline gelecek olan CHP de bu konuda AP’ye desteğini esirgemez. İşçi sınıfı 1960’ların büyük mücadeleleri içinde olgunlaşan DİSK gibi bir mevziyi güle oynaya sermayenin insafına terk etmeyecektir. Üstelik bunu DİSK yönetiminin direnişi sınırlama konusundaki çabalarına rağmen gerçekleştirecektir. Sermaye iktidarı AP’nin Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk’ün deyişiyle “Çok yakında DİSK’in çanına ot tıkayacağız.” diye yola çıkılmıştı, ancak patronların çanına ot tıkayan işçi sınıfı oldu.
  • 15-16 Haziran anlık bir tepkiselliğin ürünü müydü? Aksine, 31 Aralık 1961’de gerçekleşen Türkiye tarihinin ilk büyük işçi eylemi olan Saraçhane Mitingi’nden 1970’e kadar işçi sınıfı pek çok şanlı direnişe imza atmıştı. Kavel, Paşabahçe, Açların Yürüyüşü… Örneğin Paşabahçe Grevi karşısında Türk-İş’in gösterdiği baltalayıcı tutum işçi sınıfı ve konfederasyonun içerisinde yer alan muhalif sendikalar için bir kırılma noktası olmuş ve kopuşun önünü açmıştır. Bu durum 1967’de DİSK’in kurulmasıyla sonuca ulaşacaktır.
  • Öte yandan bu süreçte işçi sınıfı yeni eylem biçimlerini lügatına katmıştır. Ankara sokaklarında hakları için yalınayak yürümekten[1] fabrika işgallerine kadar pek çok eylem 1970’e gelene kadar işçi sınıfının eylem ve sınıf bilinci kazanmasında rol oynar. 1970’te ise 15-16 Haziran’la birlikte bu birikim örgütlü işçi sınıfının kendiliğinden bir refleks geliştirmesine zemin oluşturmuştur. 15-16 Haziran öncesi bu birikim olmasaydı, belki de bu denli büyük bir etki yaratamayacaktı.
  • İşçi sınıfının radikalizmine rağmen isyanın kendiliğindenliği aynı zamanda onun sınırını çizecektir. İşçi sınıfı kendisine yönelen saldırılara karşı nasıl tepki vermesi gerektiği konusunda donanımlıdır; ancak neredeyse iki kenti işgal ettiği, patronların yurtdışına kaçmasına neden olduğu, düzenin bütün güvenlik aygıtlarının iki gün boyunca çaresiz kaldığı bir anda isyanı nereye evriltmesi gerektiği konusunda perspektife sahip değildir. En güçlü anında, bu gücünü dünyayı değiştirmenin bir kaldıracı haline getirecek bir sınıf örgütünden yoksundur.
  • Dönemin sosyalist hareketinin bu süreçteki yönelimi ise tartışılmaya değer. Bütün kahramanlıklarına, devrimci mücadele tarihimizdeki sembolik önemlerine rağmen ne Denizlerin THKO’su ne Çayanların THKP-C’si ne de bir başka sosyalist özne bu eylemlerin gücünü ve önemini kavrama noktasında başarılı olabilmiştir. Bu durum sosyalist hareketin politik ve programatik yönelimleriyle doğrudan bağlantılıdır. Gençlik büyük oranda zamanın ruhunun etkisiyle gerillacı deneyimlerin peşinden sürüklenirken, mücadelenin belirleyici olduğu alanlardan uzaklaşır. Eylemlere gençlik saflarından katılımlar gerçekleşse de, gençlik işçi sınıfı hareketini etkilemekten ziyade onu izlemekle yetinir.
  • 60’ların yıldızı olan TİP ise eylemlere gelindiğinde zaten politik anlamda iflas etmiştir. Bütün pratiğini üzerine kurduğu seçimlerde, büyük hedefler koyduğu 1969 seçimlerinde başarısız olmuş ve büyük bir mana kaybı yaşamıştır. 60’larda DİSK’i kuran yöneticilerin de yakın olduğu TİP, bu belirleyiciliğini yaşadığı bunalımın etkisiyle kaybedecek ve DİSK yönetimi TİP’ten uzaklaşarak zaman içerisinde TKP’ye yakınlaşacaktır. Dahası TİP’in reformist ve her türlü radikalizmden uzak tavrı böylesine radikal bir eyleme bırakın öncülük etmeyi, içerisinde yer almasını bile imkansız hale getirir.
  • O dönemde hayli revaçta olan sol-cuntacı yönelimlerin programında ise işçi sınıfı ancak toplumun zinde güçlerinin (subaylar, aydınlar, entellektüeller, milli burjuvazi…) arkasında yer almak zorundadır ve bu ittifakın bozulmaması adına radikal eylemlerden kaçınmalıdır. Mihri Belli bu yaklaşımın dönemsel sembolüdür. Aşamalı devrim anlayışına kılıf hazırlamak için adeta Türkiye’de işçi sınıfının sayısal gücü üzerine aritmetik hesap yapanlara, işçi sınıfının gücünün sayısal hesaplamalarla ölçülemeyeceğini bizzat tarih göstermiştir. Nitekim 15-16 Haziran’da sokağa çıkan 150.000 işçi neredeyse bütün bir ülkenin havasını, dönemin politik atmosferini değiştirmiş; bir devrimin asli öncüsünün neden işçi sınıfı olması gerektiğini göstermiştir.
  • DİSK yönetimi ise işçi sınıfının radikalizminin yarattığı dalgada adeta boğulurken, önüne set çekmeye çalışır. İşçilerin kki gün boyunca dindirilemeyen öfkesi karşısında DİSK bürokrasisinin tavrını anlamak açısından DİSK Genel Sekreteri Kemal Sülker’in şu sözleri önemlidir: “Girişilen tahripkar eylemlerle ilgimiz olmadığını İçişleri Bakanı’na söyledik ve kesinlikle bu tahripkar olayları tasvip etmediğimizi bildirdik. Ayrıca işçilere de radyoda bir uyarma yaparak kötü cereyanlara alet olmamalarını istedik.”[2]
  • İşçi sınıfının ayağa kalktığı bu dönemde solun işçi sınıfıyla arası fersah fersah açıktır ve bir anlamda kaçan balık büyük olmuştur. 60’lı yıllar boyunca devrime öncülük edecek özne arayışı konusunda büyük tartışmalar sarf eden sol hareket, 15-16 Haziran’da işçi sınıfının tarihsel bir özne olarak sahaya çıkışına şahit olsa da bu durumu programlarını sorgulama konusunda bir fırsata dönüştürmekten köşe bucak kaçınır. Velev ki Devrimci Marksist bir yaklaşımla bu şanlı isyana müdahale edilebilseydi, belki de Türkiye’de bir başka öykü yazılmış olacaktı. Ancak sonrasında öykünün kalanını tamamlayan egemen sınıflar olur. 12 Mart Muhtırası’yla birlikte egemenlere bol gelen 61 Anayasası budanır, sosyalistlere yönelik büyük bir terör dalgası başlatılır, muhalefet bastırılır. Kısacası işçi sınıfının radikal mücadelesi egemen sınıfları bir karşı taarruzun başlatılması konusunda tetikleyen bir dönemeç olur.[3]
  • 15-16 Haziran’dan en büyük dersi çıkarması gerekenler bugünün sendikal örgütlenmeleridir. İşçi sınıfına yönelik saldırıları göstermelik eylemlerle geçiştiren ve günü kurtarmaktan vazgeçmeyen DİSK ve KESK gibi sınıf örgütleri işçi sınfının devasa sorunlarının böyle çözüme kavuşturulamayacağını görmelidir. Mesele yakın zamanda iktidar işçi sınıfının tarihsel bir kazanımı olan kıdem tazminatını gasp etmek için harekete geçecektir. 15-16 Haziran’ı dillerinden düşürmeyenler, saldırıların göstermelik nutuklarla püskürtülemeyeceğini ve emekçi sınıflara gerekenin yeni 15-16 Haziranlar yaratmak olduğunu da bir zahmet görmelidir.

50. yılında 15-16 Haziran’ı yaratan işçi sınıfına selam olsun! Sömürünün olmadığı, insanlığa barışı, kardeşlik ve eşitlik vadedecek bir dünyayı kurma mücadelesinde yerimiz işçi sınıfının yanıdır.

Referanslar

[1] http://yeniyasamgazetesi1.com/aclarin-yuruyusu-ve-yalinayak-ismet-kavgasina-alkis-istemedi/

[2] https://www.evrensel.net/haber/115298/buyuk-isci-direnisi-15-16-haziran

[3] Özellikle devletin güvenlik aygıtlarının eylemler sonrasında nasıl teyakkuza geçtiği buradan okunabilir. http://bianet.org/bianet/siyaset/62450-15-16-haziran

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı