/ Emekçiden / Mikrofon Emekçilerde 28 – Boğaziçi Üniversitesi İşçisi: Greve Doğru Gidiyoruz

Mikrofon Emekçilerde 28 – Boğaziçi Üniversitesi İşçisi: Greve Doğru Gidiyoruz

on 9 Temmuz 2021 - 10:45 Kategori: Emekçiden
Facebooktwitterlinkedin

Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışan işçilerin üye olduğu Tez-Koop-İş sendikası ile Ocak ayında atanan ve tepkilere yol açan Melih Bulu’nun başında olduğu üniversite yönetimi arasında devam eden toplu iş sözleşmesi süreci tıkanmış durumda. Arabuluculuk sürecinde de anlaşma sağlanamazken, süreç greve doğru gidiyor. Biz de mikrofonumuzu Boğaziçi Üniversitesi işçilerine uzattık. Üniversitenin işçilerinden biriyle gerçekleştirdiğimiz röportajı paylaşıyoruz.

Sosyalist Gündem: Merhaba, mikrofon bugün üniversite emekçilerinde. Boğaziçi Üniversitesi emekçileri şu an nasıl bir süreçten geçiyor?

Biz Nisan 2018’de taşerondan “kadro”ya geçtik. Bu süreçte hiçbir sendikayı dikkate almadan, herkesi Yüksek Hakem Kurulunu’nun %4’lük zam oranına mahkûm ettiler. Bu arada bizim, önceki dönemde “asgari ücret farkları” olarak bilinen ücret oranımızı da gasp ettiler.

Kasım 2020’de de Yüksek Hakem’in “toplu sözleşmesinin” süresi bitti. Bu süreçte yine işkolları değiştiği için bütün üniversite personeli Tez-Koop-İş Sendikasında toplandı. Yılbaşından itibaren de sendikamızla üniversite yönetimi arasında toplu sözleşme görüşmeleri başladı. 8 aya yaklaşan bir süreç yani. Şu an için herhangi bir anlaşma olmadı.

Şöyle söyleyeyim, 2018 Nisan’da aldığımız maaşın neredeyse aynısını şu anda alıyoruz. 3 senedir aynı maaşı alıyoruz diyebilirim.

Sosyalist Gündem: Toplu sözleşme görüşmelerinde gelinen aşama nedir? Siz işçiler olarak ne talep ediyorsunuz, sendika ne diyor?

Biz bir süredir bir grup işçi arkadaşla sıkı bir şekilde çalışarak, aslında sendikaya aşağıdan bir basınç uyguluyoruz. Daha önceden, toplu sözleşme görüşmeleri başlamadan önce yapmış olduğumuz bir taslak çalışma vardı. Taslak çalışma üzerinden kırmızı çizgilerimizi belirledik ve sendikanın görüşmelerde bu çizginin altına düşmemesi için bir çabamız var.

Sendika yönetimi ise üniversiteyi pek fazla sıkıştırmak istemiyor. Biliyorsunuz üniversiteye yeni bir yönetim atandı. Bu yönetim öğrenciler ve akademisyenlerle ciddi problemler yaşıyor ve olay ülkenin de gündeminde. Sendika da aslında sıkışmış durumda kaldı. Bizim basıncımızla üniversitenin teklifini imzalayamıyor, ama bir yandan da üniversite yönetimi ya da hükümetten çekindiği için çok da masaya yumruğunu vuramıyor. İki tarafı da idare etmeye çalışıyor yani. Yine de şöyle bir güzellik var, üniversitenin sefaleti kalıcılaştırmak isteyen teklifine de şimdiye kadar sendika imza atmadı.

Şu anda tablo bu yönde. Greve doğru gidiyoruz.

Sosyalist Gündem: Üniversitenin teklifi nasıl oldu peki?

Biz aslında üç yıllık kaybı da telafi etmek için şöyle bir hazırlık yapmıştık: En düşük 160 TL net günlük ücret. Üniversite ise çok komik rakamlar teklif etti bize. “En fazla 135 TL brüt verebiliriz, çünkü bizim bütçemiz yok” dediler.

Sosyalist Gündem: Bu süreçte işçilerin olaya müdahil olma süreci nasıl şekillendi? Toplu sözleşme sürecini aktif olarak takip ediyorsunuz, bu enerji nasıl ortaya çıktı?

Son toplu sözleşme görüşmesinde toplantı sırasında görüşmenin yapıldığı rektörlük binası önünde toplandık 15-20 kişi. Çalışma ya da ev işleri nedeniyle orada olamayan da pek çok arkadaşımız vardı.

Bunun aslında bir öncesi var. Daha önce, bir arkadaşımıza üniversitede mobbing uygulandığında biz birkaç kişi bu mobbinge karşı direnç göstermiştik. Ve belli kazanımlar elde etmiştik, bu da diğer işçi arkadaşların dikkatini çekti ve bağlarımız sıkılaştı. Bir birliktelik sağlamış oldu.

Sonuçta bizim rektörlük önünde TİS görüşmesi sırasında toplanmamız çok dikkat çekti. Öyle eylemsel birşey de olmadı, slogan falan. Ama “biz buradayız” demiş olduk ve aldığımız kulis bilgilerine göre üniversite yönetiminde bir panik havası oluşmuş.

Sosyalist Gündem: Görülen o ki, Boğaziçi Üniversitesi işçileri greve doğru gidiyor. Ne yapmalı bu süreçte? İşçiler greve nasıl hazırlanmalı?

Aslında önce kendi aramızda bir grev propagandası yapmamız gerekiyor. Ben bütün işçileri şu anda greve tam olarak hazır görmüyorum. Ama bunda da tabii hem bizim hem sendikanın payı var. Sendika henüz greve ilişkin hiçbir hazırlığa girişmedi.

Üniversite yönetimi bize sürekli olarak “bütçe yok” diyor. Biz üniversitede yaşayan, çalışan insanlarız. Bütçe yok diyorlar ama bize ayrılacak bütçenin kat kat fazlasını tuhaf tuhaf inşaatlara, enteresan peyzajlara harcıyorlar. Biz görüyoruz. Bize geldikleri zaman “bütçe yok”! Bu da zaten bizim sorunumuz değil. Bütçe yoksa bütçe istesinler. Sonuçta biz üç senedir enflasyonun altında ezilmişiz.

Bütçenin olmaması onların sorunu. Bizim sorunumuzsa örgütlü olmak. Hep birlikte greve hazırlanmamız gerekiyor. Niçin grev yapmamız gerektiğini anlatmamız gerekiyor.

Bu grev sadece Boğaziçi emekçilerini değil, bugünkü siyasi ortamı da düşünürsek tüm Türkiye’yi etkileyecek bir grev olarak önümüzde duruyor.

Sosyalist Gündem: Sendikayı biraz daha konuşalım isterim. Tez-Koop-İş Sendikası’nın genel durumu nasıl? Sizin toplu iş sözleşmesi sürecinizdeki tavırları nasıl oldu?

Sendika sürekli iki tarafla uyum halinde hareket etme peşinde. Ne üniversite yönetimini kızdıralım ne de işçilerle arayı kötü tutalım… Aslında sendika işçinin açığını bulsa direkt üniversitenin teklifine imza atacak. Ama bizim sağlamış olduğumuz tabandan basınç sayesinde şimdiye kadar kötü sözleşmeye imza atmalarını engellemiş olduk.

Klasik sendikal bürokrasisine dair sorunlar devam ediyor. Sendika yöneticilerinin altında birer araba, onunla konuşuyor, bununla konuşuyor, ellerinde dosyalar, işçileri mücadeleye örgütlemekten ziyade üniversite yönetimiyle sürekli toplantı yapmak peşinde koşan, o sırada işçilerin gazını alan ama masaya da yumruğunu vurmayan bir sendika.

Üniversite, bu süreçte kendisine yönelik hiçbir tehdit hissetmiyordu. Ta ki bizim 15-20 kişi tamamıyla kendi inisiyatifimizle toplu sözleşme görüşmesi sırasında toplanmamıza kadar. Bu toplanmayı biz örgütledik, sendika teklif etmedi bize. Hatta sendika yöneticileri “gelmeyin, gerek yok” gibi telkinlerde bulundu ama biz “geleceğiz” dedik. Bizim toplantı sırasında dışarıdaki sessiz bekleyişimiz bile bir karşılık buldu, gerek üniversite yönetiminde gerek sendikada. 15-20 kişinin basıncı, 400 kişiyi ilgilendiren TİS sürecinde çok kötü bir sözleşmeye imza atılmasına engel oluyor şu anda. Ama daha örgütlü bir işçi hareketi elbette ki daha iyi sonuçlar alabilir.

Sosyalist Gündem: Mücadele çok şey öğretiyor insana. Üniversite yönetiminin işçilerin taleplerine gözlerini kulaklarını tıkamasına karşı verdiğiniz mücadele nereye gidiyor, neler yaşanacak?

Artık greve doğru gittiğimizi söyleyebilirim. Böyle bir greve gidilmesi, işçinin önündeki korku duvarını aşmasını sağlayacak. Grev, bütün işçilere hakların yöneticilerin vicdanından gelmediğini, mücadeleyle kazanıldığını anlatacak.

Bunun için bence sadece Boğaziçi Üniversitesi’nde maaş ve haklar anlamında değil genel yaşam anlamında da bir kazanım olacak. Bu grev belki işçilerin bütün hayatlarına yansıyacak. Üniversite işçileri grev ve mücadele anılarını başkalarına anlatacak, bu sefer başkaları da bu deneyimlerden etkilenmiş olacak. Bu belki bir mücadelenin kapısını açacak.

Ben Türkiye genelindeki işçilerin Boğaziçi grevinden etkileneceğini düşünüyorum. Çünkü Boğaziçi bugün ülke gündeminde çok özel bir noktaya geldi. O yüzden Boğaziçi Üniversitesi işçileri herkese korku duvarını aşmayı ve hakkın nasıl kazanılacağını öğretmiş olacak.

Biz hakkımız nasıl alacağımızı öğreneceğiz. Gerçi bunları hep kendi aramızda konuşuyoruz işçi arkadaşlarla ama bu defa bunları pratikte de yaşayacağız. Az önce de söylemiştim, biz bir mobbing olayını aştıktan sonra, başta mücadele için bir araya gelmiş 2-3 kişiydik, 15-20 kişi olduk. Grevle de hakkımızı kazandığımız zaman bence çok daha fazla işçi bu işi sahiplenecek ve bütün ülkeye örnek teşkil edecek.

Sosyalist Gündem: Epey konuştuk, süreci bütün yönleriyle ele aldık. Toparlamak açısından son sözü size bırakalım.

Biraz klişe olacak ama… Karl Marks “dünyanın bütün işçileri birleşin” diyor ya, bizim birleşmekten başka çaremiz yok. Gerek patronların gerek egemen sınıfın vicdanlarına üfleyerek değil, mücadele ederek, yumruğumuzu havaya kaldırarak hakkımızı alacağımızı bilmemiz gerekiyor. Bu bilinçle hareket etmemiz gerekiyor. Artık kaybedecek bir şeyimiz olduğunu düşünmüyorum. Sınıf bilinciyle, sınıf mücadelesiyle bu düzeni değiştirebileceğimizi düşünüyorum.

Sosyalist Gündem: Teşekkür ediyoruz, grev sürecinde de her zaman yanınızda olacağız. Hep birlikte kazanacağız.

Ben teşekkür ediyorum.

Facebooktwitterlinkedin

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı