/ Manşet / Babacan ve Burjuva Muhalefet – V. U. Arslan

Babacan ve Burjuva Muhalefet – V. U. Arslan

on 26 Mayıs 2020 - 12:38 Kategori: Manşet
Facebooktwitterlinkedin
Ali Babacan'a sosyal medyada 'AK Parti geçmişi' eleştirisi | Euronews
AKP diktasına karşı muhalefetin izleyebileceği iki strateji var:
 
1) Emekçileri Hareketlendirmek. Yoksulluk ve işsizlikle lafla değil, gerçekten mücadele etmek. Eylemler, mitingler, kampanyalar, talepler, sendikalar, grevler ve örgütlenme… Emekçileri özneleştiren bu mücadeleye “emekçi muhalefeti” diyelim.
2) “Demokrasi Bloğu”nu Genişletmek: AKP’yi seçimlerde yenip parlamenter sisteme geri dönmek için en sağdan (Saadet, Davutoğlu vb) en sola (HDP, Sol Parti) en geniş ittifakı sağlamanın zorunlu olduğunu savunan “burjuva muhalefet”. 
Birinci muhalefet stratejisi, sınıf çatışmacı bir yol öneriyor. Toplumsal ayrışmanın “emekçi-kapitalist” şeklinde baştan inşa edilmesine dayanıyor. AKP’nin büyük kentlerdeki yoksul emekçi destek tabanının bu şekilde çözüleceğini ve AKP’nin ekonomik kriz koşullarında böyle bir mücadele karşısında tamamen gözden düşeceğini savunuyor. Öte yandan böyle bir mücadele tarzı, AKP karşıtlığından çok fazlasını ifade edip genel sermaye karşıtlığını gündeme getirdiğinden burjuva muhalefet için asla kabul edilecek bir strateji değil.
İkinci muhalefet stratejisi (burjuva muhalefet), parlamenter sisteme geri dönüşü ve burjuva demokratik hakları “ılımlı” ve “sakınımlı” biçimde savunmayı öngörüyor. Ana mottoları ılımlılık ve toplumsal uzlaşma. Bu ılımlılık yüzünden burjuva muhalefet silik kalıyor ve neticede gündem belirleme şansını büyük ölçüde RTE’ye terk ediyor. Bu strateji burjuva demokratik hassasiyetlerin ulaşamadığı varoşlara penetre etmeyi başaramıyor, kriz koşullarında bile.  
Stratejinin merkezindeki CHP, AKP’den kopacak % 1-2’lik parçalarla %50-50 dengesini lehine çevirip seçim kazanma planı yapıyor. Bu yüzden Davutoğlu ve Babacanların küçük partileri büyük değer kazanıyor. 
Babacan Neoliberalizmin Kahramanı
Son günlerde Ali Babacan’ın epey cilalandığını görüyoruz. Gerek dış politikası gerekse de muhalefete karşı tavrı haşinlikle hatırlanan Davutoğlu’nun aksine Babacan, AKP karşıtı kesimlere hitap edebilecek, ılımlı ve “başarılı” bir figür olarak sunuluyor. Halk TV ekranlarında boy boy söyleşiler yapılıyor, muhalefet kaynakları şişirme kampanyalarına başlıyor ve nihayet Babacan sosyal medyada büyük olay oluyor. 
RTE ve Bahçeli’nin yeni partilerin önünü kesme girişimlerine alelacele başlamaları, AKP-MHP cephesindeki korku olarak görüldü. Böylece Babacan’a biçilen misyon daha da büyüdü, neredeyse kurtarıcı olarak sunacaklar. AKP cenahı İmamoğlu’nu yıpratmayı şimdiye kadar başardı, bu yıpranma sürerse Babacan’ın RTE’ye karşı ortak muhalefet adayı olarak öne çıkması şaşırtıcı olmayacaktır. Nitekim Babacan’ın kayyum atanan belediyelerin HDP’ye iade edilmesini savunarak belirleyici seçmen gücü olan HDP’ye göz kırpması büyük oynadığını gösteriyor.      
Peki kimdir bu Babacan? 
Babacan emekçilere karşı neoliberal saldırıları azgın bir şekilde uygulayan AKP iktidarının ekonomi bakanıydı. Bu yıllar özelleştirmeler, esnekleştirmeler, inşaat ve rant ile geçti… Bunlar emekçi halka başarı olarak yutturuluyor. Babacan kiralık işçi uygulamalarından, sosyal güvenlik sisteminin çökertildiği bireysel emeklilik sistemine (BES) kadar birçok emek düşmanı uygulamanın hararetli savunucusuydu. Örnekler çoğaltılabilir…
Sosyalist Politika 
CHP’nin sosyalist olmayan eleştirmenlerinin ufku laikliğin ötesine geçebilmiş değil. Saadet ve Babacan gibi isimlere bozulmalarının arkasındaki esas motif bu. Bunlara göre İmamoğlu ya da Muharrem İnce gibi isimler iyi; ama örneğin bir Bekaroğlu sağcı ve kötü. Çünkü Bekaroğlu CHP’ye Saadet’ten geldi. Bu dar görüşlülüğün sağ-sol tanımlaması Kemalizmin çizdiği laiklik ve çağdaş medeniyet sınırlarına göre belirlendiği için Babacan eleştirileri de bu yaşam biçimciliğin ötesine geçemiyor.   
Burjuva muhalefetin demokrasi bloğu stratejisi, Ekrem İmamoğlu’nun İBB’deki sürpriz başarısıyla tutmuştu. HDP’den İyi Parti’ye, ÖDP ve TİP’ten Saadet Partisi’ne kadar çok farklı partiler İmamoğlu için emek vermişlerdi. Kendisine sosyalist diyen partilerin emperyalist-kapitalist sisteme uygun bir çeşit “normalleşme” peşindeki bu bloğun cazibesine kapıldığını yerel seçimlerde gördük. Özellikle HDP’nin çok sayıda sol parti ve çevreyi peşinden sürüklediğini düşündüğümüzde sosyalist soldaki durum daha da netleşmiş olur. Türkiye’de “sosyalistler” ana hatları itibariyle devrimci-demokrat gelenekten geldiği için radikal demokrasiye bağlanması ya da bununla iç içe geçmesi zor olmadı. Yüksek politikanın sunduğu imkanların cazibesini de buna ekleyelim. Şimdi de CHP’nin oyun kurucu olduğu, Türkiye büyük sermayesinin ve uluslararası finans kapitalin de desteklediği böyle bir projeye eklemlenmek konusunda bir sıkıntı yaşamıyorlar. 
Devrimci sosyalistlerin stratejisi elbetteki birinci strateji olmalı, sınıf savaşına yoğunlaşılmalıdır. CHP öncülüğündeki bloğun amaçladığı burjuva normalleşme, emekçilerin sömürüsü konusunda bir fark ortaya koymamaktadır. Bu yüzden de bu blok, işçiler ve kent yoksullarına hitap edememektedir. Burjuva demokratik hassasiyetlerin ulaşamadığı kent varoşlarında AKP gücünü korumaktadır. Ama emekçileri harekete geçirmeye dayalı bir stratejinin böyle bir sorunu yoktur. AKP’nin kalesi Sultangazi’de çalışma yürüten yoldaşlarımızın muhafazakar işçi tabanında karşılık bulması bunun uygulamalı kanıtıdır. Yapılması gereken bu mücadeleyi büyütmektir. 
Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı