/ Devrimci Perspektif / Sosyal Medya ve Kurucu Failler – V. U. Arslan

Sosyal Medya ve Kurucu Failler – V. U. Arslan

on 8 Haziran 2020 - 12:15 Kategori: Devrimci Perspektif, V. U. Arslan

Ortamın değişmesi ve insan etkinliğinin birbirleriyle örtüşmesi yalnızca devrimci praxis olarak kavranabilir ve akılcı olarak anlaşılabilir” (K.Marx Feuerbach Üzerine Tezler)

Toplumsal mücadelenin hedefi mevcut gerçekliği dönüştürmek ve farklı bir şey inşa etmekse, yani kurucu bir rol oynamaksa, bundan toplumsal mücadele ile ilgili 3 sonuç açığa çıkar:

1) Bu çaba toplumsal bir “etkinlik”tir, pratik ve kolektif eylemdir.
2) Dönüştürücülük için toplumsal çelişkiler doğru biçimde kavranmalı ve pratik bu kavrayışı rehber edinmelidir.
3) Kurucu olabilmek için bu çaba örgütlü olmak zorundadır. Saman alevi gibi parlayıp sönen bir hareketlenme yetmeyecektir.

Bu başlıkları Türkiye’deki muhalefet krizi ile ilişkilendirebiliriz. Zira Türkiye’de muhalefetin etkinlik, pratik, dönüştürücülük, toplumsal çelişkilerin doğru kavranışı (sınıf mücadelesi) ve örgütlülük gibi mega problemleri var.

İktidarın kurduğu oyunda lafla mücadele etmek ve en iyi durumda sosyal medyada “kolektif eylem” yapmak muhalefetin becerilerinin sınırlarını çiziyor. Burjuva muhalefetten sınıf mücadelesine öncülük etmesini bekleyecek değiliz. Diğer yandan maalesef şu anda alternatifsiz olan ilerici halk katmanları demokratik mevzilerin savunulması adına bu partileri takip ediyor ve hemen her durumda hayal kırıklığına uğrayıp, kendisini çaresiz hissediyor. Bu yüzden açık seçik söylemeliyiz: Yüksek siyasetin oy aritmetiğine, burjuva partiler arası lobiciliğe, atıp tutan demeçlere ve boş nutuklarla dönüştürücü, oyun kurucu, sürükleyici bir rol oynanamaz.

Sosyal Medya “Aktivizmi”

“[Praxis felsefesinde] Kendiliğinden, kendi tarafından, kendisi için bir ‘gerçeklik’ yoktur; fakat kendisini değiştiren insanlarla tarihsel ilişki halinde bulunan bir gerçeklik vardır.” (Gramsci, Hapishane Defterleri)

Burjuva muhalefetin alternatifi sosyalistlerin zayıflığı toplumsal muhalefet adına büyük bir boşluk yaratıyor. Bu boşluğu doldurmaya çalışan bağımsız insanlar, gazeteciler, sosyal medya fenomenleri de kendi meşreplerince sosyal medyadan toplumsal muhalefet oluşturmaya çalışıyor. Eylemler sanal aleme kaymış durumda. Yeni Gezi İsyanı yaratmak isteyenler mi, sosyal medya popülerliğine soyunan mı, seyirlik performanslar yarıştıranlar mı ararsınız.

İnternetin ve sosyal medyanın toplumsal muhalefete yeni olanaklar sunduğu su götürmez bir gerçek. Ama sosyal medyanın pratik eylemin, örgütlenmenin ve gerçek sosyal ilişkilerin yerini tutması mümkün değildir. Üstelik sosyal medya alanı güçlü yan etkileri ile birlikte düşünülmelidir. Sosyal medya, kullanan kişilerin paylaşım yapmalarına olanak sağlayan kişisel sayfalar aracılığıyla olaylara bakış açınızı, günlük yaşamınızı, nerede olduğunuzu, fotoğraflarınızı vb çevrenizdeki insanlara ulaştırabilen bir ağ olduğu ölçüde “bireyciliği” yeniden üretme işlevi de üstleniyor. Dikkat çekici olmanın işin püf noktası olduğu, bireyin özel hayatı, deneyimleri ve fikirlerinin vitrine konduğu yepyeni ve güçlü bireysel bir platform oluşmuş oluyor. Sosyal medya solculuğunda da bu tarz bireyciliğin izlerini görmek zor değil.

Peki sosyal medyanın siyasal kullanımı? Elbette toplumsal muhalefet için sesini duyurabileceği, organize olabileceği yeni ve elverişli bir alan. Özellikle toplumsal patlama anlarında örgütsüz kitlelerin harekete geçmesinde hızlandırıcı bir işlev gördüğü tartışma götürmez. Ama sosyal medyanın dönüştürücü ve kurucu bir muhalefete yataklık etmesi mümkün değil. Neden? Bir kere sosyal medyada muhalif politika, daha baştan iktidarlar üzerinde baskı mekanizması işlevine indirgeniyor. Birbirleriyle somut bağları çok az olan bireyler toplamı sosyal medyada ses getirerek baskı aygıtı işlevini üstlenmiş oluyor. Neden sadece baskı aygıtı? Çünkü burjuvazinin vazgeçebileceği konularda iktidarlara geri adım attırmak ya da onları bir adım atmaya zorlamak için kamuoyu oluşturmak yeterli olabilir, ama hepsi o kadar. Önemli meselelere ve zor konulara geldiğimizde sosyal medyadan çok daha fazlasına ihtiyaç var: Eylem, örgüt ve siyasal strateji ile taktikler olmadan köklü değişimler hayalden öteye gidemez. Bütün bunlarsa yüz yüze gerçek ilişkileri, tartışmaları ve karar alma süreçlerini, merkezileşmeyi, uyumu ve disiplini gerektirir.

Sosyal medya bütün bu süreçlere çok uzak bir mecradır. Başat mücadele alanı sosyal medyaya taşındığı ölçüde mücadele sanal alana hapsoluyor ve insana has toplumsal bağlar giderek kopuyor. Bunun sonucu olarak da siyaset, toplumsal hayattaki gerçek ilişkilerden koparak salt söylem (mümkünse dikkat çekici) geliştirmeye indirgeniyor. Sorumluluk yok, örgüt yok, emek yok, disiplin yok! Oturduğu yerden muhalefet yapmakla tatmin olan ve içerisinde sakınımlılığı, konformizmi ve bireyciliği barındıran “sosyal medya solculuğu” çağımızın bir gerçekliği haline geliyor. Gençliğin bu çıkmaza saplanmaması, pratik kolektif hareketin dönüştüren deneyimlerine açılması, pratikten ve teoriden öğrenmesi, sosyal medyanın yüzeyselliğinden kurtulması, emekçilerle temas etmesi ve ortaya bir eser çıkarmak için riskleri göğüslemesi gerekir. Bu alan örgütlü mücadele alanıdır. Toplumsal dönüşüm ancak fiili mücadele ve örgütle başlar. Troçki’den bir alıntı ile yazıyı sonlandırırsak toplumsal dönüşümü gerçekleştirmek için “bilinçli, örgütlü ve güçlü” toplumsal güçlerin var olması gerekir. Gençlik bütün samimiyeti ve enerjisiyle bu toplumsal güçlerin olgunlaşması mücadelesine omuz vermelidir.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı