/ Emre Güntekin / Pandemi de Yoksullar Nasıl Yüz Üstü Bırakıldı?

Pandemi de Yoksullar Nasıl Yüz Üstü Bırakıldı?

on 7 Şubat 2021 - 11:45 Kategori: Emre Güntekin, Gündem

Boğaziçi protestoları ve gözaltı-tutuklama dalgası sürerken, Türkiye Covid-19 pandemisinin etkilerini de ağır bir şekilde yaşamayı sürdürüyor. Özellikle emekçi sınıflar ve yasakların vurduğu küçük burjuva katmanlar bu krizin etkisini en ağır şekilde yaşayan kesimler. 

Erdoğan hemen her konuşmasında pandemiye rağmen Türkiye ekonomisinin büyümesine ve dünya geneline göre salgını en az hasarla atlattığına vurgu yapsa da sokağa yansıyan gerçekler bundan tamamen farklı. Saray duvarları neredeyse bir yıla yaklaşan bu kriz sürecinde ortaya saçılan sosyal ve ekonomik buhrana tamamen kendi kapatmış vaziyette.

DİSK-AR’ın yaptığı araştırma dünyada ve Türkiye’de Covid-19 pandemisinin sosyal ve ekonomik etkileriyle mücadele etmek için ayrılan kaynaklarla ilgili çarpıcı veriler ortaya koyuyor. 

Raporda zengin ülkelerin gayrı safi yurtiçi hasılalarının % 12,7’sini Covid 19 ile mücadelede nakit harcama ve desteklere ayırdığı belirtilirken; bu oran yoksul ülkelerde % 1,6’ya, Türkiye’de ise % 1,1’e düşüyor. Yani Türkiye vatandaşlarına yoksul kategorisine alınan ülkelerden daha az destek sağlıyor.

Raporda Türkiye ile ilgili olarak belirtilen çarpıcı noktalardan birisi de G-20 ülkeleri arasında en az desteğin sağlandığı ülke olması. Türkiye’nin toplam gelir ve harcama desteği sağlık harcamalarının toplamı 7,6 milyar dolar olarak belirtiliyor. Bu tutarın Covid-19’la mücadelede küresel düzeyde sağlanan desteğin içindeki oranı ise sadece binde 1!

Öte yandan pandemi sürecinde sağlanan desteklerin sadece % 11’lik bir kısım vatandaşa nakit destek olarak yansıdı. Yani bu bir yıl içerisinde büyük şaşaayla açıklanan paketlerin % 89’undan patronlar yararlanmış oldu. % 11’lik tutarın kaynağı olarak büyük oranda işsizlik sigortası fonu kullanıldı. Türkiye’de yapılan toplam 42,8 milyar TL’lik nakit desteğin 35 milyar TL’si işsizlik sigortası fonundan, yaklaşık 6,4 milyarı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonundan ve 2 milyar TL’si ise bağış kampanyasından sağlanmıştır. Kısacası iktidar pandemiden etkilenen yoksul emekçiler için merkezi bütçeyi kullanmak yerine, işsizlik fonunu kullanmayı tercih etti. 

Yine raporda dikkat çeken bir başka detay ise dünyada Türkiye dışında sadece Irak, Lübnan, Sri Lanka, Güney Afrika ve Senegal’in bağış kampanyası yapmış olması. Dünyada iktidarın bize abartarak anlattığı masalların aksine Türkiye’nin konumunu göstermesi açısından dikkate değer bir veri.

Peki soruyoruz, emekçi sınıflardan toplanan bu kadar vergi, kesinti söz konusuyken; neden yoksul emekçi kesimler bu kadar az destek alabiliyor? Yani nereye gidiyor bu paralar?

Bilindiği üzere Türkiye’nin vergi dağılımındaki adaletsizlik dillere destan. Strateji ve Bütçe Başkanlığının açıkladığı aşağıdaki dağılım özellikle dolaylı vergilerle (KDV ve ÖTV) ve gelir vergisiyle bütçeyi emekçilerin sırtladığını gösteriyor:

Öte yandan buna karşılık emekçiler ödediklerinin karşılığını alamazken, hemen her gün yeni bir vergi borcu affedilen patronlar pandemiden de karlarını büyüterek çıktılar. Özellikle pandemi sürecinde bankalar karlılıklarını büyük oranlarda arttırırken, milli gelirden ücretli emeğin aldığı pay patronlar lehine azaldı. TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisinin % 6,7 büyüdüğünün iddia edildiği 2020 yılı üçüncü çeyreğinde, işçi sınıfının milli gelirden aldığı pay % 29,7’den % 26,6’ya geriledi. Sermayedarların payı ise bir önceki yıla göre % 61,4’ten % 63,9’a yükseldi. Bu oranlar yılın ilk iki çeyreğinde sırasıyla % 56,2 ve yüzde 58,5 olarak gerçekleşmişti. Sonuç olarak, bizim yoksulluğumuz onların zenginliğine dönüştü.

Bitirirken son bir noktayı da ekleyelim. Türkiye’de kurumlar vergisi, yukarıda da görüldüğü üzere, emekçilerden alınan dolaylı ve dolaysız vergilerin yanında devede kulak kalıyor. Büyük şirketler ve beyana dayalı olarak vergi ödeyen şirketler bir şekilde işi kitabına uydurup vergiden kaçınabiliyorlar veya örneğini pek çok seferinde gördüğümüz üzere çeşitli aflarla ödüllendiriliyorlar. Öte yandan aşağıdaki tabloya baktığımızda Türkiye’nin off-shore hesaplarda biriken zenginliğin GSYH’ya oranı göz önüne alındığında, Suudi Arabistan ve Arjantin’in ardından dünyada üçüncü sırada yer aldığı görülecektir. Yoksul emekçi vatandaş bordrosu üzerinden her ay vergisini tıpış tıpış ödemek zorundayken, zenginler servetlerini bir şekilde “güvence” altına alarak vergiden kaçınabiliyorlar.

Covid-19 pandemisi tüm dünyada gelir dağılımındaki adaletsizliği artıran bir süreç oldu. Türkiye’de emekçi sınıfların yaşadığı geçim sıkıntısını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Artık iktidar medyası bile emekçilere markete gittiklerinde “üzülmemeleri” için ne yapmaları gerektiğini öğütler hale geldiler. Her türlü soyulan biziz; fakat sömürünün, çelişkilerin en katmerlisini de yaşayan bizleriz. Gerçekler bunu fazlasıyla ortaya koyuyor.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı