Home / ManÅŸet / Habermas’ın Ölümünün Ardından: Müzakereci Demokrasinin Sınırları – GüneÅŸ Gümüş

Habermas’ın Ölümünün Ardından: Müzakereci Demokrasinin Sınırları – GüneÅŸ Gümüş

Habermas, geçtiÄŸimiz günlerde hayata gözlerini yumduÄŸunda, akıllarda Filistinliler soykırıma uÄŸrarken İsrail’in Hamas karşısındaki saldırı haklarını savunan o talihsiz bildiriyle kalmış oldu. Elbette bir aydının tüm teorik üretimi tek bir imza ile çöpe atılamaz; ancak savunduÄŸu aktörler Orta DoÄŸu’yu ve dünyayı kana bulamaya yeminli Netanyahu ve yönetimi olunca, gelen tepkiler de son derece anlaşılır hale geliyor.
Habermas’ın İsrail’e destek veren bu tavrı basit bir “talihsizlik” deÄŸil; uzun yıllardır Batı solunu esir alan “demokrasicilik zehrinin” doÄŸrudan bir yansımasıdır. ABD; Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de iÅŸgal veya rejim deÄŸiÅŸikliÄŸi harekatları düzenlerken Batı’daki sosyalist hareketin önemli bir kısmını tepkisiz kılan bu burjuva ideolojik etkinin baÅŸlıca mimarlarından biri de Habermas’tır. Bugün bile ABD-İsrail emperyalist bloÄŸunun olası bir İran savaşına Batı’dan güçlü bir tepki gelmiyorsa, bu durum, adından baÅŸka Marksizmle bağı kalmamış post-Marksistlerin eseridir.

Müzakereci Demokrasi

Habermas, Frankfurt Okulu’nun “EleÅŸtirel Teori” geleneÄŸinin son temsilcisi olarak bilinir. Ancak okulun diÄŸer teorisyenlerinden farklı olarak Aydınlanma’yı hedef tahtasına koymak yerine, onu “yarım kalmış bir proje” olarak deÄŸerlendirir. Kapitalizmin küresel bir uygarlık haline geliÅŸini ifade eden moderniteden kopma taraftarı deÄŸildir. Habermas, Batı toprağının gerçeklerini evrensel bir deneyim kabul ederek bizlere hayatımızın “eksik parçası” olarak müzakereci demokrasiyi sunar.
Habermas’a göre modernizmin özgün yanı; devlet ve ekonominin “yaÅŸam dünyasından” (Lebenswelt) ayrılmasıdır. Ancak bu ayrım, sosyal devlet gibi faktörler nedeniyle kesintiye uÄŸramakta; devlet ve ekonomi (sistem), yaÅŸam alanını (aile, kültür, tartışma alanları) adeta sömürgeleÅŸtirmektedir. Ona göre bürokrasinin (güç) ve ekonominin (para) istilasını engellemek, yaÅŸam alanını bu sistem baskısından kurtarmak gerekir. Bunun yolu da toplumun her kesiminin katıldığı akılcı bir iletiÅŸimsel süreç olan müzakereci demokrasidir.

Kamuoyu ve Sivil Toplum

Sivil toplum, yaÅŸam dünyasının sömürgeleÅŸtirilmesine karşı bir “kuÅŸatma harekatı” yürütmelidir. Habermas, bu çerçevede “kamusal alan” kavramını literatüre kazandırmıştır. Bu alan bir iletiÅŸim platformudur; medya, sendikalar, dernekler ve forumlar aracılığıyla ortak meseleler rasyonel bir tartışmaya açılır ve ortak bir kanaat oluÅŸturulur. Bu yolla oluÅŸan kamuoyu; parlamento, hükümet ve bürokrasi üzerinde denetleyici bir güç kurar. En basit haliyle Habermas’ın iletiÅŸimsel rasyonel eylemi bu ÅŸekilde özetlenebilir.

Gerçeklikten Kopuk Bir Teori

Bu tablo, Laclau ve Mouffe’un radikal demokrasi anlayışını ne kadar da andırıyor! Mesaj ÅŸudur: “Kapitalist iliÅŸkiler ekonomi alanında sürsün, onu deÄŸiÅŸtirmenin yolu yok; biz sadece kapitalist mantığın gündelik yaÅŸamımıza sızmasını engelleyelim.” Laclau ve Mouffe en azından kapitalizmin devlet üzerindeki belirleyiciliÄŸini kırmayı dert edinmiÅŸti; Habermas’ta o bile yoktur. Geriye kala kala aile, kültür ve bireysel iliÅŸkiler ağını kurtarmak kalmış! Sanki tüm dünyayı kendi çıkarları doÄŸrultusunda dönüştüren bir meta ekonomisinde bu mümkünmüş gibi…

VatandaÅŸ forumlarıyla müzakereci demokrasi iÅŸleyecekmiÅŸ… ÖrneÄŸin, Trump döneminde Minneapolis’te özel kuvvetler gibi çalışan göçmen karşıtı birimlere (ICE) karşı, birbirini anlamaya odaklı bir iletiÅŸim ne kadar sonuç verebilirdi? Habermas’ın bize söylediÄŸi aslında ÅŸudur: “Hepimiz aynı gemideyiz, sadece aramızda anlamaya dayalı bir iletiÅŸim eksik.” Gerçekten mi? Dünyayı kâr hırsıyla kana bulayan egemen sınıflar, “hedef odaklı rasyonaliteye” sahip oldukları için dünya bu halde deÄŸil; aksine bu hedefler onları var eden asıl zemindir. Egemen sınıfları vahÅŸi bir sömürü ve zulmün içerde ve/veya dışarıda yürütücüsü haline getiren çıkarlarıdır. Bu düzende yoÄŸun rekabet basıncı altında insan ve doÄŸayı en fazla ÅŸekilde sömüren yol alır; emperyalizmin tepesindeki güç olmanın avantajını korumak istiyorsanız ve eski kapasitenizde deÄŸilseniz rakibi askeri olarak ekarte etmek, daha çok ucuz hammadde ve enerji kaynağına ulaÅŸarak karlılığı artırmak elzemdir. Burjuvazinin stratejik aklı böyle iÅŸler.

Habermas’ın müzakereci demokrasi anlayışı ancak dünyanın küçük ve imtiyazlı bir parçasında anlam taşıyabilir. Dünyanın geri kalanı, bu “demokratik” dünyanın çıkarları uÄŸruna otoriter rejimlerle yönetiliyor. EÄŸer halk zor yoluyla haklarını almazsa, tepedekiler onların ne düşündüğünü asla umursamıyor. Aksine, halkın sesini bastırmak için devletin tüm kurumsal zor aygıtları bir gelenek halinde iÅŸlemeye devam ediyor.

Son söz olarak gelişmiş kapitalist ülkelerde yönetmenin yolu, egemen sınıfların sopayı eksik etmesinden değil sistemin cilalanmasından gecmektedir. Bu cilanın en parlağı olağan şekilde demokrasinin halkın çıkarına işleyebileceği yalanıdır.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir