/ Bilim ve Teknoloji / Canlı Biliminin Büyük Tarihsel İsmi: Richard Lewontin – Meriç Erdolu

Canlı Biliminin Büyük Tarihsel İsmi: Richard Lewontin – Meriç Erdolu

on 1 Ağustos 2021 - 17:23 Kategori: Bilim ve Teknoloji, Gündem
Facebooktwitterlinkedin

Richard C. Lewontin, Eminent Geneticist With a Sharp Pen, Dies at 92 - The New York TimesEvrimsel biyoloji ve genetik özelinde bilimin egemen sınıfların elinde, emekçilere karşı silah olarak kullanılmasına karşı mücadele eden, aynı zamanda biyolojiye, canlılara olan bakış açımızı önemli ölçüde değiştirecek ve ilerletecek katkılar yapan, tarihi bir ismi, Richard Charles “Dick” Lewontin’i kaybettik.

1929’da New York’ta dünyaya gelen Lewontin, Harvard Üniversitesi’nde biyoloji eğitimi aldıktan sonra 1954’te, evrimsel biyolojinin başka bir büyük ismi olan Theodosius Dobzhansky’nin Columbia Üniversitesi’ndeki laboratuvarında doktora derecesini aldı.

Yaşamı boyunca evrimsel biyolojiye çok önemli katkılarda bulundu. İstatistiksel ve matematiksel yöntemleri evrim teorisiyle birleştirerek popülasyon genetiğinde büyük ilerlemeler sağladı. 1966’da John Hubby ile birlikte elektroforez yönteminin proteinler üzerinden genetik çeşitlilik belirlemek için kullanılabileceğini göstererek popülasyon genetiğinde yeni bir devir başlattılar. 1979’da Stephen Jay Gould’la birlikte yayımladıkları makalede (The spandrels of San Marco and the Panglossian paradigm) evrimsel biyolojideki adaptasyonculuğu ve erekselci görüşü eleştirdiler. Bu görüşlere göre canlıların özellikleri evrimleşirken, bir tür yön belirleyici olan doğanın belli amaçlarına dönük evrimleşiyorlardı. Gould ve Lewontin canlıların özelliklerinin, canlı onu daha kullanmadan belli bir amaca sahip olmadığını, o özelliği inşa ettiği çevresi içerisinde kullanırken bir işleve sahip olduğunu söylediler. Dolayısıyla canlı ya da özellik henüz ortada yokken onun bir varsayılan olarak, herhangi bir amaç için önceden atanmış olamayacağını belirttiler. Örneğin dil, insanlar birbirleriyle iletişim kursun diye doğa tarafından bahşedilmiş bir özellik değil, belli bir biyolojik temelde insanların toplumsal olarak inşa ettiği bir özellikti. Descartes’la başlayan canlıları makine olarak görme anlayışının özellikle de bu erekselci anlayış açısından yanlış olduğunu, canlıların makineler gibi amaçları önceden belli olan parçalardan oluşmadığını ve bu sebeple makine olarak görülemeyeceklerini söyledi.

Ana akım biyolojideki çevre görüşünün aksine Lewontin, canlının içerisinde yaşadığı çevreyi, yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirirken ilişkide bulunduğu canlı ve cansız bütün varlıklarla aktif olarak inşa ettiğini ve bu sebeple organizmanın pasif ve edilgen bir varlık olmadığını söyledi. Bu çevre kavramı üzerinden “niş” kavramına da değinen Lewontin, kelime anlamı “duvarda bırakılan oyuk” olan niş kelimesinin ana akım biyolojide kullanılma amacı, canlılara direktif veren tanrısal bir bütün olarak görülen “doğa duvarının” içindeki oyuklar olarak tasvir edilen görevlerin, bu görevleri yerine getirmek için dünyaya gelen canlılar tarafından doldurulması olduğundan “niş” isminin kullanılmasını eleştirdi. Lewontin canlıların dünyaya geldikten sonra çevrelerini kurarken nişlerini de inşa ettiğini söylüyordu, bu sebeple “niş” yerine “niş inşası” kavramını savundu.

Ana akım biyologlar gen ve organizma arasındaki ilişkide genlerin tanrısal bir rol oynayarak canlıya dair her şeyi belirlediğini savunuyorlar. Örneğin Richard Dawkins “Gen Bencildir” kitabında canlıların sadece “eşleyiciler” olarak ifade ettiği genlerini taşıyan hantal, kocaman robotlar olduğunu söylüyor. Lewontin ise organizmaların, çantasında özel olarak katlı bir şekilde dururken havada açıldığı zaman, kendine özgü şeklini alan bir paraşüt gibi, katlı bir DNA’nın açılmış, özel bir görüntüsü olmadığını savundu. DNA’nın organizma üzerindeki etkisinin sanıldığı kadar baskın olmadığını belirten Lewontin, organizmaların yaşamları boyunca çevreleri, genleri ve kendi organizmal faaliyetlerinden oluşan üçlü bir sarmal içerisinde, diyalektik bir ilişki çerçevesinde şekillendiğini ifade etti.

Politik olarak da aktif biri olan Lewontin Marksist bir kimliğe sahipti. Bilimsel çalışmalarını yaparken de konulara diyalektik bir bakış açısıyla yaklaşıyordu. Bilimi her şeyden kopuk, havada saf bir şekilde duran bir gerçeklik olarak görmüyordu, çünkü onu icra eden bilim insanlarının içerisinde yaşadıkları topluluk hayatındaki deneyimlerinin onların nesnelere ve doğaya olan bakış açılarını şekillendirdiğini, dolayısıyla da bilim yapma biçimlerini de şekillendirdiğini söylüyordu.

Orta Çağ’ın, evreni her parçası birbiriyle sıkı sıkıya bağlı, tek parça bir bütün olarak gören holistik anlayışının Descartes’ın analitik felsefesiyle yıkıldığını ve bunun da modern bilimin yolunu açtığını söyleyen Lewontin, bir noktadan sonra bu anlayışın da indirgemeciliğe yol açtığını ve bilim için başka bir engel olduğunu söylüyordu. Biyolojide karşımıza genetik ya da biyolojik determinizm (indirgemecilik) olarak çıkan bu anlayışa karşı radikal bir mücadele verdi.

İdeoloji Olarak Biyoloji - DNA Doktrini Richard LewontinTarihte Sosyal Darwinizm’le başlayan, toplumsal eşitsizlikleri biyoloji üzerinden meşrulaştırmaya çalışan bu girişimlere karşı bu eşitsizliklerin toplumsal temelli olduğunu savundu. Lewontin’e göre örneğin bazı insanların zengin bazılarının yoksul olmasının sebebi genlerinden ya da başka biyolojik özelliklerinden değil bozuk bir toplumsal düzenden kaynaklanıyordu. İdeoloji Olarak Biyoloji kitabında da dediği gibi petrol istasyonu çalışanlarının çocukları genelde borç alırken petrol sermayerdarlarının çocukları borç verir, örneğin Rockefeller’ın çocuğunun büyüdüğünde bir benzincide pompacı olma olasılığı neredeyse sıfırdır ve herkesin “yaşam yarışında” sadece biyolojik olarak verili olan kapasitesine göre yaşıyor olması tezi, en basitinden bu miras yoluyla geçen statüyü açıklayamaz. Benzer şekilde cinsiyetler arası eşitsizliklerin de sebebinin biyolojik değil toplumsal olduğunu savundu. Sosyobiyolojiye ve evrimsel psikolojiye de insanın bilişsel ve davranışsal özelliklerini bütünüyle biyolojik evrime indirgedikleri için aynı noktadan karşı çıktı.

Amerika’da siyahlara yönelik ayrımcılıkların beyazların genetik ya da evrimsel olarak üstün olmasından kaynaklandığını iddia edenlere karşı mücadele etti. 1972 yılında, dünyada insan toplulukları arasındaki genetik çeşitliliği göstermek için yaptığı çalışmada (The Apportionment of Human Diversity) insan türündeki genetik çeşitliliğin, klasik antropolojinin varsaydığı siyah, beyaz, sarı gibi ırk kategorileriyle açıklanamayacağını, topluluklar arası genetik farklılığın çok küçük olduğunu gösterdi. Böylece biyolojide diğer türler için bile kullanılması tartışmalı hale gelen “ırk” kavramının insan türü için anlamsız olduğunu gösterdi.

Aynı zamanda bir popüler bilim yazarı olan Lewontin bu alanda da bir çok eser verdi. “Üçlü Sarmal”, “İdeoloji Olarak Biyoloji” ve ortak yazarı olduğu “Genlerimizden İbaret Değiliz” Türkçeye çevrilen eserlerindendir.

Harvard Üniversitesi, Organizmal ve Evrimsel Biyoloji departmanı öğretim üyeliği ve Karşılaştırmalı Zooloji Müzesi müdürlüğü görevlerinden 2003 yılında emekli olduktan sonra dahi emekli öğretim üyesi olarak çalışmaya ve bilimsel üretim yapmaya devam etti. Eşi Mary Jane Lewontin’den üç gün sonra, 4 Temmuz 2021 günü öldüğünde 92 yaşındaydı. Bıraktığı eserler ve bilime dair oluşturduğu bakış açısı insanlık için en büyük mirası oldu.

 

Referanslar ve İleri Okuma:

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı