/ Denizhan Eren / Boğaziçi Direnişinin 1. Yılında Neredeyiz? – Denizhan Eren

Boğaziçi Direnişinin 1. Yılında Neredeyiz? – Denizhan Eren

on 4 Ocak 2022 - 23:37 Kategori: Denizhan Eren, Gündem
Facebooktwitterlinkedin

Boğaziçi Üniversitesi’nde direnişin 1. yılı doldu. 6 ayda biter denilen direniş tüm baskılara rağmen hala sürüyor. Boğaziçi direnişi hem bu toplumda insanca bir yaşam dileyenler için ilham oldu hem de hakkımızı savunmak ve daha fazlasını kazanmak için neler yapmamız gerektiği konusunda bizlere önemli dersler bıraktı.

Erdoğan ODTÜ ve Boğaziçi gibi muhalif geleneği güçlü üniversitelerde bir türlü ele geçirilemeyen yönetim ve susturulamayan gençliği, kayyum atayarak ele geçirmek ve susturmak istedi. Ama Boğaziçi’nde mutlak otorite kurma hevesi fena çuvalladı. 2016’dan beri Boğaziçi’nde devam eden kayyum politikalarının okula zararı ile (Melih Bulu Boğaziçi’ne atanan 2. kayyumdu) baskı politikalarından dolayı yıllardır biriken AKP karşıtlığı bu dönemde patlama yaşadı. Bulu’nun atandığı gün, 4 Ocak 2021’de en az 2000 kişi protestoya katılmıştı. Sadece öğrenciler değil halkın önemli bir bölümü de Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin haklı direnişinin yanındaydı.

Çoktandır gençlik arasında meşruiyetini kaybetmiş olan AKP öğrenci gençliğe karşı yapabileceği tek şey olan sopaya başvurdu. İlk protesto gününün gecesinden itibaren, öğrencilerin evlerinin uzun namlulu silahlar kuşanmış polislerce basılmasıyla başlayan bu baskı sürecinde Türkiye çapında en az 663 öğrenci gözaltına alındı, 11 öğrenci tutuklandı, yüzlercesine davalar açıldı ve hala yargılanıyorlar. Ayrıca iki öğrenci arkadaşımız, Berke Gök ve Perit Özen 90 gündür Silivri Cezaevi’nde tutuklu; 3 gün sonra da duruşmaları olacak.

Kitlesel eylemler karşısında 6 Ocak 2021’de Beşiktaş ve Sarıyer sınırları içinde toplantı, gösteri ve yürüyüşleri yasaklanmıştı. Polis toma ve akreplerle Boğaziçi kampüslerinin hemen dışına yerleşerek üniversiteyi abuka altına alırken; bitmeyen bir OHAL durumuna soktu, kampüs içine sıklıkla girip okul içinde gözaltı yapmaya ve üniversite bileşenlerini sindirmeye çalıştı.

Bunun dışında yıllardır üniversitede dersler veren Feyzi Erçin, Can Candan, Ecmal Ayral ve Özcan Vardar gibi hocalarımızın derslerine okul yönetimi tarafından son verildi. Can Candan, rektörlük talimatıyla kampüse alınmadı. Bunlar da yetmedi, öğrencilere çeşitli suçlar icat edilerek disiplin soruşturmaları açıldı. LGBTİ+ öğrenci kulübü, Cinsel Tacizi Önleme Ofisi fiilen kapatıldı. Okulu ele geçirmek amacıyla bir gecede kurulan fakültelere, enstitülere seçimle insanların gelmesi engellendi; dışarıdan dekanlar ve müdürler atandı.

Bütün kitleselliği ve meşruiyeti yanında direnişin önemli eksikleri de mevcuttu. Boğaziçi öğrencileri ilk defa böyle bir deneyimi yaşamanın dezavantajını fazlasıyla yaşadı. Halihazırda var olan veya sonradan kurulan öğrenci dayanışmaları deneyimsizdi, içinde olan devrimci örgütlerin etki potansiyeli zayıftı. Buna bir de Boğaziçi’nde dominant olan kimlik siyasetinin “biz bu toplumun marjinalleriyiz ve bu toplum öyle veya böyle bizi kabullenecek” anlayışıyla birleşince öğrencilerin canlılığı ve yaygınlığı zaman içinde şekilsizleşti, kapsayıcılığı zayıfladı. Polis baskısının yoğunluğunu da ekleyecek olursak kitle bu sıkıntılar içerisinde zorunlu bir şekilde savunma halinde kaldı, zaman içinde yoruldu, eylemlere katılım sayısında niteliksel bir azalma yaşandı; sonucunda okul içinde öğrencilerin belli bir kesiminin aktif desteği pasif desteğe dönüştü. Bu sorunlar direnişin öznesi olan öğrenci dayanışmalarının içine de sıçradı. Pasif kitleyi tekrardan aktif hale getirebilmek, okuldaki direnişin başını çeken dayanışmaların hem kendi aralarında, hem de diğer bileşenler ile (işçiler, akademisyenler) birlikte hareket edebilmesinin zeminini yaratabilmek bugün Boğaziçi Direnişi önündeki problemler olarak hala çözülmeyi bekliyor.

Direniş gençlik içerisinde önemli etkilere imza attı. Daha önce politik olarak aktif olmayan yüzlerce öğrenci ilk kez bu kadar politize oldular. Fanus içerisinde yaşayan bir gençlik modeli imajını kırmak için önemli bir adım atmış oldular. Evleri uzun namlulu silahlar kuşanmış polislerce basıldığı halde; terörist vb suçlamalara, tutuklanma riskine ve yaygın polis şiddetine rağmen bu yeni politize olmuş öğrenciler içerisinde geri çekilme oranı tahmin edilenden çok daha düşük oldu. Türkiye’nin dört bir yanından 40’a yakın öğrencinin gözaltına alındığı haberleri normalleşmeye başlasa bile öğrenciler geri çekilmedi. Melih Bulu 6 ay içinde protestolar biter demişti; kendisi 6 ay dayanamadı fakat 1 senedir direniş bitmedi, yakın zamanda da bitecek gibi gözükmüyor. Direniş içinde yeni politize olan öğrenciler uzun süre direnişin aktif parçası oldu; direniş boyunca müzik, tiyatro, basın açıklaması, nöbet, toplantı, forum, atölye, yürüyüş gibi araçları sıklıkla kullanmaya devam ettiler, direniş pratiklerinin etkisi Boğaziçi’nin dışına da taştı. Okul içinde politize olan öğrencilerin dışında sırf bu direnişin parçası olmak için üniversite tercihlerinde Boğaziçi’ni tutturmaya çalışan öğrenci sayısında artış gözlemledik. Boğaziçi öğrencileri, mini bir çapta da olsa tıpkı 68 gençliği gibi iyisiyle kötüsüyle gelecek nesillerin de içince yetişebileceği, solun beslenebileceği bir mücadele geleneği bırakmış oldular.

Bu politize olmanın bir avantajı da sosyalistler için çalışmanın Boğaziçi’nde çok daha verimli hala gelmesidir. Boğaziçi’nin her zaman muhalif ve sol bir eğilimi vardı ama bu olaylardan sonra sosyalistler için çalışma yapmanın getirdiği verimin oldukça arttığını söylersek abartmış olmayız, nitekim arayış içine girip sosyalist örgütlerle temas kurmaya çalışan ve onlara katılan öğrenci sayısında ciddi bir artış gözlemledik.

Boğaziçi’nde güç dengesini öğrenciler, emekçiler ve akademisyenler lehine değiştirebilecek en önemli faktörlerden biri Boğaziçi’nin hali hazırda aktif politize ortamından beslenecek, liderlik edebilecek, Marksist ideoloji ile öğrencilere güçlü bir şekil, içerik, canlılık ve kapsayıcılık verebilecek sosyalistlerin büyümesi olacaktır. Sosyalist örgütler bunu başardığı takdirde bu canlı damardan güçlenip öğrencilere öncülük edebilecek, Boğaziçi öğrencileri savunmadan saldırıya geçebilecek, şu ana kadar üniversiteye verilen bütün zararların tersine çevrilmesine uzanan süreç başlayabilecektir.

 

 

 

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı