- Bu İktidarla Yeni Anayasa Olmaz! – Güneş Gümüş - Ekim 5, 2026
- Röportaj | ‘Lise Öğrencileri Bir Gedik Açtı, Şimdi İşçi Sınıfına Uzanmalı’ - Ekim 5, 2026
- Olası AfD İktidarı: Almanya’ya Faşizm mi Geliyor? – V. U. Arslan - Eylül 10, 2026
Fransa’da yoksul mahallelerdeki liselerde başlayarak ülke geneline yayılan lise gençliği isyanını, Fransa’da mücadele eden devrimci parti NPA-R’nin gençlik kanadı liderliğinden Hugo Ludès ile konuştuk.
Paris banliyölerinde başlayıp diğer şehirlere hızla yayılan radikal öğrenci eylemlerinin talepleri nelerdir? Bu isyan dalgası neden şimdi ortaya çıktı? Macron protestolara nasıl yanıt verdi?
Lise öğrencilerinin hareketi Paris banliyölerinde, işçi mahallelerinde başladı. Öğrencilerin taşıdığı dövizlerde bütçe kesintilerine, okullardaki kaynak eksikliğine dair sloganlar ya da “meritokrasi” eleştirileri okunabiliyordu. Ancak daha derinde, eşitsizliklere ve ikili bir okul sistemine karşı güçlü bir öfke dile getiriliyor. Öğrenciler daha fazla kaynak, daha çok öğretmen ataması ve benzeri taleplerde bulunuyor. Ancak aynı zamanda saygı ve itibar istiyorlar, özellikle de yoksul banliyölerde yaşayan, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü hisseden göçmen kökenli gençler bu talebi dile getiriyor.
Hareket hızla yayılarak şehir merkezlerindeki daha varlıklı bölgelerdeki liseleri de içine aldı. Çok yoksul işçi mahallelerinden gelen gençlerin bu benzeri görülmemiş kitlesel hareketi, siyasi tartışmaları da beraberinde alevlendiriyor. “Barışçıl” eylemler yapmaya kararlı olan ve “isyancılardan” uzak duran küçük burjuva kesimden lise öğrencileri arasında bölünmeler ortaya çıkabilir. Ancak bu bölünmelerin üstesinden aktif olarak gelmeye çalışan gençler de var. Polisin banliyö gençliğine karşı çok daha sert bir müdahalede bulunduğunun ve bu ayrışmanın hareketi zayıflattığının farkındalar.
Eylül ayından bu yana, özellikle akaryakıt fiyatlarındaki artışla birlikte sosyal durumun özellikle gergin olduğu aşikardı. Sarı Yelekliler’in yeniden sahalara dönmesi için çeşitli çağrılar yapılmıştı. Ancak bu oldukça gergin toplumsal iklimde, lise öğrenci hareketindeki büyük kabarma beklenmedik bir sürpriz olarak ortaya çıktı. Hükümet, lise ablukalarını dağıtmak üzere polisi sevk ederek sert bir tepki gösterdi; göz yaşartıcı gaz ve plastik mermileri yoğun şekilde kullandı. Yalnızca 1 Ekim’de 1.949 genç gözaltına alındı. Bu rakam, Sarı Yelekliler hareketinin en çatışmalı günü olan 8 Aralık 2019’dakinden bile fazla. Şu sıralar Milli Eğitim Bakanı liseleri kapatıyor ve dersleri çevrim içi eğitime kaydırıyor. İsyanı bastırmak ve hareketin nüfusun diğer kesimlerine sıçramasını önlemek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.
Sendikalar ve kamu emekçileri bu eylemlere ne kadar dahil oluyor? Örneğin, öğretmen sendikaları ve diğer sendikalar eğitimle ilgili taleplere nasıl yanıt veriyor?
Birçok eğitim emekçisi lise öğrencilerine desteğini gösterdi. Bazı öğretmenler grev yaptı, kimileri ise ablukalara katıldı. Öğretmen sendikaları şu sıralar lise öğrenci hareketine ve taleplerine destek olmak amacıyla 6 Ekim’de ulusal grev çağrısı yapıyor. Ancak lise öğrencileri bir haftadan uzun süredir protesto yaptığı için, bu çağrı biraz geç kalmış durumda. Üstelik, daha da önemlisi, bu çağrı yalnızca eğitim emekçilerini hedefliyor. 1968 Mayıs’ında sendikalar, polis şiddetine uğrayan öğrencilerle dayanışma amacıyla grev çağrısında bulunmuştu. Ancak bugün işçi sendikaları, işçiler benzeri görülmemiş bir toplumsal saldırıyla karşı karşıyayken ve çocukları polis tarafından darp edilip baskı görürken bile pasif kalmaya devam ediyor.
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu protestolar Fransız kamuoyunda ne ölçüde destek görüyor?
Medya ve hükümet, lise öğrencilerini siyasi talebi olmayan “isyancılar” olarak ya da siyasi partiler tarafından manipüle edildikleri şeklinde göstermeye çalışan güçlü bir propaganda kampanyası yürütüyor. Özellikle hareketin şiddet içeren doğasını öne çıkarıyorlar ve insanları bunu kınamaya teşvik ediyorlar. Bu söylem, her şeyi kırıp döken birer holigan olarak gördüğü bu gençlere mesafeli yaklaşan bazı işçilerde karşılık bulabilir. Ancak lise öğrencileriyle dayanışma içinde olan pek çok işçi de var; özellikle de Sarı Yelekliler gibi geçmişte toplumsal hareketlerde yer almış ve medyanın amacının bu hareketleri gözden düşürmek olduğunu bilen işçiler. Üstelik gençlerin kaygılarının kendi kaygılarıyla birebir örtüştüğünü açıkça görebiliyorlar. Lise öğrencileri, işçilerin arkasından ilerleyebileceği bir gedik açmış olabilir. Fakat bu hareketin, işçi sınıfına aktif bir şekilde el uzatması gerekiyor.
Üniversitelerde, eğitim yılının başında durum nispeten sakinken, giderek daha fazla öğrenci lise öğrencilerine katılımı değerlendiriyor. Lise protestolarında epeyce üniversite öğrencisi gördük. Birkaç kampüs ablukası da yaşandı. Ancak hükümet liseleri fiilen kapatırken, belki de bunun yerine liselilerin eylemlerini sürdürebilmesi için üniversiteleri onlara açmalıyız. Üniversitelerde taban meclisleri düzenleme yönündeki ilk girişimler başarılı görünüyor. Nantes’ta 600 öğrenci kampüslerindeki hareketi örgütlemek üzere bir araya geldi. Diğer şehirlerde ise gelecek hafta için öğrenci meclislerinin toplanması planlanıyor.
Böylesine yaygın bir öğrenci hareketi nasıl koordine ediliyor? Sol, bu eylemlere nasıl müdahale ediyor?
Hareket kendiliğinden yayıldı. Örgütlenme biçimleri konuma göre büyük değişiklik gösteriyor. Bazen eylemci gruplar, hareketi örgütlemeye çalışmadan bağımsız olarak hareket ediyor. Bazen liselerde taban meclislerini örgütlemek mümkün oluyor. Bazen bu olmuyor, bunun yerine farklı okullardan temsilcilerin katıldığı okul arası temsilcilerin toplantıları yapılıyor… Mümkün olan her yerde NPA-R aktivistleri, hareketin tabandan örgütlenmesini ve koordine edilmesini sağlamak için çalışıyor. Örneğin Paris’te, yirmi farklı okuldan yaklaşık elli lise öğrencisini bir araya getiren okullar arası bir toplantı yapıldı. Bordeaux’da ise yaklaşık bin lise öğrencisinin katılımıyla okullar arası bir açık öğrenci meclisi düzenlendi. Bu tartışma çerçeveleri, lise öğrencilerine kendi şehirlerinde etkinlikler organize etmek gibi kararlar alma imkanı tanıyor. Ancak şu an için ulusal düzeyde bir koordinasyon bulunmuyor.
Medyada lise öğrencileri, Mélenchon’un partisi olan La France Insoumise (FI) tarafından “manipüle edildikleri” şeklinde gösteriliyor. FI, lise öğrencilerini destekliyor ve sadece hareketin büyümesi çağrısında bulunuyor. Gerçekte ise gençler arasında oldukça popüler olmalarına rağmen, pek çok açıdan öngörülemez kalmaya devam eden bu hareketi kontrol etmekten çok uzaktalar. Ancak, insanlar onları dinliyor. Desteklerini göstermek için milletvekillerini lise ablukalarına gönderiyorlar. Fakat oraya vardıklarında temsilciler, esas olarak polisle olan gerilimi düşürmeye ve öğrencileri sakin kalmaya çağırmaya odaklanıyorlar.
Öğrenci sendikalarının ve taban koordinasyon organlarının, hareketin taleplerini kazanmak için yeterli güce sahip olduğunu düşünüyor musunuz?
Baskının şiddeti bize tek bir şey gösteriyor: Hükümet korkuyor. Polisi gençleri terörize etmesi için göndererek hareketi beşiğinde boğmayı umuyordu. Şimdi de okulların kapatılmasını emrediyor. Bir sonraki adım, hareketin taleplerinden bazılarını taviz olarak vermek olabilir. Ancak lise öğrencileri mücadelelerinin üç kuruşa satılmasını önlemek istiyorlarsa, örgütlenmelerini güçlendirmek zorundalar. Kendi hareketlerinin kontrolünü ellerinde tutmalılar.
Lise öğrencileri polisle karşı karşıya kaldıklarında tek başlarına savunmasız kalıyor. Hareketi başarıya ulaştırmak için, öğrencilerin geri kalanını ve işçileri de mücadelenin içine çekmeyi başarmalıdır. Bu durum yalnızca Macron’u geri adım atmaya zorlamak için değil, aynı zamanda burjuvaziye bir yenilgi yaşatmak ve onun toplumsal saldırısına karşı koymak için de bir fırsat olacaktır. Evet, hareket kazanabilir. Ancak hareket büyüdükçe, insanlar kendilerini daha güçlü hissettikleri için olasılıklar da genişliyor. Bir örnek vermek gerekirse, 2019’da Sarı Yeleklileri sokağa döken karbon vergisi, birkaç haftalık protestoların ardından rafa kaldırılmıştı. Fakat insanlar sokaklarda kalmaya devam etti ve o an elleri güçlü olduğu için yeni talepler öne sürdü.
Almanya’daki artan askeri bütçelere karşı toplumsal tepkiler ve İspanya’daki konut hakkı eylemleri gibi Avrupa genelinde yaşanan daha geniş sorunlar göz önüne alındığında, yakın gelecekte Avrupa genelinde sınıf mücadelesinin potansiyeli hakkında ne söyleyebiliriz?
Şimdilik insanlar diğer Avrupa ülkelerinde yaşananlar hakkında çok fazla konuşmuyor. Farklı oranlarda ve farklı siyasi bağlamlar içinde olsa da, tüm kıtada yaşam koşulları kötüleşiyor. Almanya’da bir lise öğrenci hareketinin varlığına rağmen, liselerin kendi aralarında çok az bağlantı bulunuyor. Ancak Fransa’da yaşananlar yurt dışında manşetlere taşınıyor. Kendi şehrim olan Lille’de lise öğrencileri bana, The New York Times tarafından yayımlanan okullarındaki protestolara ait fotoğrafları gösterdiler. Belçika’da ise lise öğrencileri, Fransa’daki hareketten ilham alarak okullarını bloke etmeye başladılar. Dolayısıyla hareket yayılırsa başkalarına da ilham verebilir. Genel sosyal bağlam bunun için oldukça elverişli.
Fransa’daki yaklaşan seçimlerle ilgili durum nedir? Almanya’da, aşırı sağın ve reformist solun aynı anda zemin kazandığı siyasi bir kutuplaşma görüyoruz. Fransa’da durum nasıl?
Okul yılının başından itibaren tartışmalarımızın çoğu seçimler etrafında dönerken, biz eyleme geçmek için “2027’yi beklemememiz” gerektiği fikrini vurguladık. Sol kesim, ister üniversitelerde ister sendikalarda olsunlar, Le Pen’in iktidara gelme olasılığı konusunda oldukça kaygılılar. Anketlerde bir Mélenchon-Le Pen ikinci tur ihtimali, inandırıcı bir senaryo olarak sunuluyor. Dolayısıyla bu çevre bizim fikirlerimize açık olsa bile, Mélenchon’a oy verme baskısı çok güçlü.
Bu seçim bağlamındaki bir toplumsal hareket, hızla bir soruyla karşı karşıya kalacaktır: Hareketin siyasi çıkış yolu ne olacak? Burjuva partiler şüphesiz seçimi mücadele için bir fırsat olarak sunacaktır. Bu nedenle, reformistlerin seçim odaklı çözümlerine karşı alternatifleri savunmak için mücadele etmek zorunda kalacağız.
NPA-R’nin mevcut gençlik ayaklanmasına ve yaklaşan seçimlere ilişkin programı nedir? Ne öneriyorsunuz?
Dediğimiz gibi, hareketin tabanda örgütlenmesini, ulusal ölçekte koordine edilmesini ve toplumun geri kalanına ulaşmasını istiyoruz. Faal olduğumuz şehirlerde taban komiteleri ve koordinasyon çabaları örgütlemek için çalışıyoruz.
Yaklaşan seçimlerde kampanyamız, her gün savunduğumuz değerleri yansıtacaktır. Bu kampanya, emek dünyasının mücadele platformunu savunan işçi sınıfı merkezli bir adaylık olacaktır. Bu, emekçilerin mücadelelerini savunan bir programla yola çıkan, işçi sınıfının adaylığı olacaktır. Paris bölgesinde otobüs şoförlüğü yapan yoldaşımız ve adayımız Selma Labib, hayatlarını değiştirmek için mücadele etme gücünün bizzat işçilerin kendisinde olduğunu savunacak. Bu mücadele programı: sınırların kaldırılmasını, işten çıkarmaların yasaklanmasını, ücretlerin enflasyon karşısında korunmasını; kapitalistlerin, devletin ve toplumsal yaşamın tüm alanlarının işçiler tarafından denetlenmesini; işçi iktidarı ve sömürülenlerin uluslararası dayanışmasını savunan bir program.














