/ Bolşevik Geleneğimiz / 100. Yıl Anısına – Bu Tarih Bizim: MUSTAFA SUPHİ TKP’si “SÜREKLİ DEVRİMCİ”DİR! (V. U. Arslan)

100. Yıl Anısına – Bu Tarih Bizim: MUSTAFA SUPHİ TKP’si “SÜREKLİ DEVRİMCİ”DİR! (V. U. Arslan)

Facebooktwitterlinkedin

TKP’nin 100. kuruluş yıl dönümündeyiz. Günümüz TKP’si (SİP-TKP) tarihi sahiplenerek çeşitli 100.yıl etkinlikleri düzenliyor. Bu işin şov kısmı, 100 yıllık partiyiz havaları… Oysa 10 Eylül 1920’yi sahiplenmek için o gün ortaya konmuş olan program, ilkeler ve mücadeleyi (geleneği) benimsemek ya da en azından bunlarla ters düşmemek gerekir.

Oysa Mustafa Suphi TKP’sinin belgelerini ve ne uğurda mücadele ettiğini biraz incelediğimizde bu partinin sonrakilerden (sonraki TKP’ler, 1968 ve 78 Türkiye solunun tamamı) bambaşka bir içerikte olduğunu görürsünüz.

Mustafa Suphi’lerin temsil ettiği gelenek konusu, sadece politik farklılaşmaların izini sürmek bağlamında tarihin konusu değildir. Bugün de sosyalist devrim-demokratik devrim, yurtseverlik-enternasyonalizm, ulusalcılık-dünya devrimi, sınıf uzlaşmacılığı-bağımsızlığı, Kemalizm, ilerleme-aydınlanma, ulusal sorun, Stalinizm gibi tartışmalar sosyalist solun temel meseleleridir. Yani bu konu sosyalist sol için geçmişin tartışılması değil, bugünün tartışılmasıdır. Diğer taraftan Mustafa Suphi ve katledilen yoldaşlarının (Onbeşler) salt devrim şehitleri olarak anılması, bir anlamda mücadelelerinin içinin boşaltılmasıdır. Bütün bu sebeplerden 10 Eylül 1920’nin içeriğini yerli yerine oturtmalıyız.

  • 1) Mustafa Suphi TKP’si (1920-1922) Kuruluş-1.Kongre 10 Eylül 1920. Bakü. Amele-Reçber Şuraları (İşçi-Köylü Sovyetleri) Cumhuriyeti, Cihan Komünizmi (Sosyalist Dünya Devrimi)- Sürekli Devrim, Bolşevizm, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (UKKTH).
    28 Ocak 1921-Mustafa Suphi ve lider kadronun burjuva milliyetçileri tarafından katledilişi. 15 Ağustos 1922- 2.Kongre. Genel Sekreter Salih Hacıoğlu (Baytar). Eylül 1922 Ankara Hükümeti komünist faaliyet alanlarını tamamen kapatır.
  • 2) Şefik Hüsnü TKP’si (1925- 1986) 3.Kongre, 1 Ocak 1925, Genel Sekreter Şefik Hüsnü, tasfiyeler, Kemalist Cumhuriyet, aşamalar teorisi, sosyal şovenizm, sınıf işbirlikçiliği, 1936 Separat Kararı (CHP’ye tam endekslenme). Kritik 1970’li yıllar: İleri Demokratik Bir Düzen, Ulusal Demokratik Cephe (UDC), CHP yancılığı, DİSK’in bürokratik kontrolü ve frenlenmesi, faşist teröre karşı pasifizm, 12 Eylül cuntasına-askersel yönetim. SSCB’nin yıkılmasıyla tasfiye.
  • 3) Günümüz TKP’si SİP-TKP (2001 – ) Kemalizm, sol cumhuriyetçilik, pasifizm…

İkinci TKP ile üçüncüsü arasında elbette bir takım farklar sıralanabilir, ama yine de bunlar tali konular olarak kalacaktır. Ama Mustafa Suphi TKP’si ile sonraki TKP arasındaki çok keskin farklılıklar vardır ki bunlar mutlak bir kopuşa işaret eder. Bu kopuşu anlamak için Mustafa Suphi TKP’sinin programını ve mücadelesini sonraki dönemlerle karşılaştırmak yeterli olacaktır.

Ekim Devrimi’nin Çocuğu Olarak Mustafa Suphi TKP’si

TKP’nin kuruluşu doğrudan doğruya Bolşeviklerin devrimi dünyaya yayma çabalarının bir ürünüdür. Bolşevikler devrimleri Doğu’ya yaymak, sömürge ülkelerdeki ayaklanmaları desteklemek için Bakü’de Doğu Halkları Kurultayı (1-7 Eylül 1920) düzenlemiştir. İşte TKP’nin kuruluşu da 10 Eylül’de Bakü’de olmuştur. TKP’nin lideri Mustafa Suphi ve kurucu birçok isim Ekim Devrimi’ne, sonrasındaki iç savaşa ve/veya Komünist Enternasyonal (III.Enternasyanal) çalışmalarına katılmış, devrimci tedrisatlarını sınıf savaşının en uç biçimleri içerisinde bizzat Bolşeviklerden almışlardır. Bu bağlamda Mustafa Suphi TKP’sini Lenin dönemi Komünist Enternasyonal’inin çizgisinden ayıramayız. Bu bağlamda Mustafa Suphi TKP’si açık seçik şekilde sürekli devrimcidir. Şöyle ki;

  • 1920 yılının Türkiyesi’nde sosyalist devrim için yola çıkılmıştır: Amele ve Reçber Şuraları Cumhuriyeti, adı üzerinde, Sovyetik bir rejimi öngörmektedir. Böylelikle Enternasyonal’in (daha sonra da Stalinizmin) az gelişmiş ülkelerde sosyalist devrimin mümkün olmadığı safsatası çöpe atılmaktadır.
  • Yine sürekli devrim esaslarına göre bu amele ve reçber inkilabı cihan komünizmidavasıyla birleşecektir. Yani ulus merkezli tek ülkede sosyalizm düşüncesi yerine sosyalizm mücadelesi uluslararası sınıf mücadelesi perspektifine oturtulur ve Sosyalist Dünya Devrimi hedefi benimsenir.

Mustafa Suphi TKP’sinin sürekli devrimciliğini işaret eden çok sayıda uzun alıntılar yapabiliriz, ama bu yazının sınırlarını gözeterek içlerinden bir kısmını kullanabiliriz. Örneğin 1920 yılındaki TKP’nin ilk programının şu ifadeleri sürekli devrim teorisini anlatıyor gibidir: “Toplumsal devrim gibi; devrimin bütün dünya burjuvazisi üzerindeki zaferinden çıkan komünizm uygulaması da evrensel içerik taşır… Doğu’nun hammaddesiyle Batı’nın sanayi ürünleri de yine öyle bir bütün teşkil ediyor, onun için Komünizm uygulamasında da evrensel bir içerik ve zorunluluk vardır… Son kırk yıllık sömürgecilik faaliyeti neticesinde ve bilhassa Avrupa Genel Savaşı’ndan sonra, siyasal sınırları bir kat daha belirmiş olan bu şartlar içinde, burjuvaziye dayanarak geliştirilen herhangi bir hareket, Doğu’nun zavallı millet ve memleketlerini kurtarmak yeteneğini kaybetmiştir” (Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar-I (1908- 1925), “Türkiye’de Sol Akımlar (1908-1925) Belgeler”, s. 299). Yani Mustafa Suphi sürekli devrim teorisinde anlatıldığı üzere burjuva devrimi olanağını yadsır, burjuva yolun Doğu’nun yoksul halklarına bir gelecek vaat etmediğini vurgular, dünya burjuvazi karşısına sosyalist dünya devrimi hedefini ortaya koyar.

“Tarih gösteriyor ki, yeryüzünde yaşayan toplumsal oluşumların bir kısmı derebeylikten burjuvazi dönemine yeni giriyor. Diğer kısmı burjuva devrimine girmiş, proletarya hareketinin değişik evrelerini yaşıyor. Üçüncü bir kısım ise, burjuvazi döneminden, proletaryanın egemenlik dönemine geçmiş bulunuyor. Ulusların içinden geçmekte olduğu ekonomik gelişimin, tarihi ve politik koşulların, toplumsal devrimin bir an evvel başlaması ve yaygınlaşmasında, büyük bir ilişki olmakla birlikte, devrim başladıktan sonra, ulus ve ülkeleri birbirinden ayırmak doğru değildir. Doğu ve Batıdaki bu hareketler, dünya ekonomisinin özünde burjuva saltanatını ve yayılmacılığını tekelci bir karakter almasından dolayı, birbirinden doğar ve birbirini tamamlar.”   (Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar-I (1908- 1925), “Türkiye’de Sol Akımlar (1908-1925) Belgeler”, s. 299).

Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere TKP’nin programı sürekli devrim teorisinin diyalektik arka planını oluşturan eşitsiz ve bileşik gelişim yasasından hareket etmektedir. Dönemin Türkiye’sinin geri kalmışlığının yarattığı engeller dünya devrim hareketinin birleşen güçleri tarafından rahatlıkla aşılacaktır.

Bir alıntı da Troçki’den verelim.

“İşçilerin ileri bir ülkeden önce ekonomik olarak geri bir ülkede iktidara gelmeleri mümkündür. Proletarya diktatörlüğünün teknik gelişmeye ve ülkenin kaynaklarına şu veya bu şekilde otomatik olarak bağlı olduğunu düşünmek, saçmalığa varıncaya kadar basitleştirilmiş ekonomik maddeciliğin ön yargılarından biridir. Bu bakış açısının Marksizmle ilişkisi yoktur.” ( L.Troçki, Kardelen Yayınları, Sonuçlar ve Olasılıklar, s.48)

Rusya’da Bolşevikler önderliğindeki işçi sınıfı iktidarı alarak Troçki’nin öngörüsünü haklı çıkarmıştır. Mustafa Suphi’nin çıkış noktası da dönemin Türkiye’sinin geri kalmışlığı değil, birleşik cihan komünizmi hareketine katılmaktır. Devrim heyecanın dünyanın bütün yoksullarını kendisine çekmektedir. Anadolu’nun yoksul halkının da Ekim Devrimi’nden ve belki de “Yeşil” bir “Ordu” olarak gelecek komünizmden nasıl heyecanlandığı bilinmektedir. Dönemin bu özelliği resmi tarih tarafından hasıraltı edilir, ama devrim heyecanını, burjuvaların korkusunu ve bu anlamda zamanın ruhunu en iyi anlatanlardan biri (kendisi bu durumdan nefret etse de) Kazım Karabekir’dir. O halde bu halk cahildi, daha Kemalizmi anlamadı türünden çıkışlar boş laftan öte bir şey değildir.

“İşçi ve Köylü Sovyetleri cumhuriyeti ise, emek sarf etmeksizin yaşayan asalak sınıflar hariç olmak üzere, halkın çoğunluğunu etrafına toplayarak, işçilerin kapitalistler tarafından soyulmasına son verecek her türlü çareyi sağlar. (Sovyetler Cumhuriyeti) sınıfları ortadan kaldırıp, her türlü savaş ve boğazlaşmayı özgür, aydın ve mutlu bir geleceğe doğru götürecek olan kapitalizm ve komünizm arasındaki geçiş dönemine ait geçici bir devlet biçimidir.

Yoldaşlar, bilindiği gibi, eğer Fransız-İngiliz kapitalizminin başı Avrupa’da ise gövdesi Asya’nın geniş alanlarında bulunuyor. Ve biz, Türk sosyalistleri için acil görev Doğu’da kapitalizmin köklerini söküp atmaktır. Ancak bu yolla İngiliz-Fransız sistemini hammade kaynaklarından yoksun kılabiliriz. Türkiye, İran, Hindistan, Çin ve diğerleri İngiliz-Fransız sanayilerine kapılarını kaparlarsa, hem Avrupa borsaları pazar olanaklarından yoksun kalır hemde kaçınılmaz bir krize yol açmış olur ve bunun sonucu hakimiyet proletaryanın eline geçer ve sosyalist düzen kurulur. Türk proletaryasının bütün gücüyle dünya sosyalist devriminin savunusuna ve gelişimine katılacağı güvenci içindeyiz (Mustafa Suphi’nin Birinci Komintern Kongresi’ndeki konuşmasından. Konuşma metni “ızvestia B. Ts. I. K.” No. 51 6 Mart 1919 nüznasında “Türkiye ve Doğudan Ne Beklenebilir” başlığı altında yayınlanmıştır.) (aktaran Tunçay, M., Türkiye’de Sol Akımlar-I (1908-1925), Belgeler”, s. 268)

Bu satırlarda da Mustafa Suphi TKP’sinin sürekli devrimci çizgisi açıklanmaktadır: Sovyet cumhuriyeti, enternasyonalizm ve dünya devrimi. Unutmamak gerekir ki Mustafa Suphiler ve TKP o dönem Komünist Enternasyonal sancağı altında savaşmaktadır ve Komünist Enternasyonal’in temel metinlerini kaleme alan Troçki’den başkası değildir. O halde Mustafa Suphi’lerin çizgisinin daha sonra adı Troçkizm’e çıkartılacak olan Bolşevik-Leninist çizgi olması gayet normaldir.

Mustafa Suphi TKP’sinin sınıf uzlaşmacılığına olan karşıtlığı nettir. Oysa Stalinistleştirilen TKP sosyal ilerleme bahanesiyle Kemalist burjuva gelişimi alkışlamaya koyulacaktır.

“Memleketimizin her türlü dereceden sınıf uzlaşmalarının ve yalanlarının ortaya döküldüğü böyle bir dönemde, böyle bir buhran döneminde halkın kaderini kendi eline alarak iş görmesi bir zaruret haline giriyor. Bu işte doğru yolu gösterme görevi, Komünist Partisi’nin üzerine düşmektedir. Komünist Partisi için memlekete musallat olan düşmanları kovmak nasıl bir görev ise, içte halkın sırtından geçinen yağmacı ve asalak sınıfları da hazır yiyicilik halinden çıkarıp, yumruk altında çalıştırmak da o derece esaslı bir görevdir (Mete Tunçay, Eski Sol Üzerine Yeni Bilgiler, s.140).

Mustafa Suphi TKP’si ve Ulusal Sorun

Mustafa Suphi sonrasında Stalinistleştirilen ve giderek gerici bir içerik kazanan TKP Ermeni soykırımında resmi tezleri savunur, Kürt isyanlarının kanla bastırılmasını alkışlar hale gelmiştir. Kopuş burada apaçık ortadadır. Mustafa Suphi TKP’si Ermeni ve Kürt sorununda da enternasyonalist çizgisini sürdürmüş, ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesini Anadolu’da tatbik etme niyetini ortaya koymuştur.

“Bundan hemen on sene evvel bizler: hükümetçi veya köylü sosyalistler, minimalist milletçiler, federalistler, hulasa Türk gençliğinin mutasallıt şoven İttihad ve Terakki siyasetine karşı ayaklanan kısmı, bir taraftan memleketi ve rençper halkı faleketten felaketlere sürükleyecek muharebelere nihayet vermeğe çalışırken, diğer taraftan Anadolu’ya hayat verecek medeni, inkılabî inkişaflara zemin ve yol arıyorduk. Bu inkişaf, bizim fikrimizce, dahilde Makedonyalılar’ın, Arnavutlar’ın, Araplar’ın, Kürtler’in, Ermeniler’in ilah…medeniyet, muhtariyet ve hatta istiklallerine istidatları [yetenekleri] derecesinde yol vererek hür milletlerin hür ittihadı halinde “milli tesanür”ler vücut bulacaksa, hariçten de Alman ve İngiliz emperyalizminden ziyade beynelmilel amele hareketine istinad ile kuvvet alabilecekti.”
(Tarihi Vazife”. içinde: Suphi, Mustafa (1974). Mustafa Suphi, kavgası ve düşünceleri (1. bas.). Info-Türk Ajansı. s. 39-40)

Sonrada iyiden iyiye şovenist kesilecek Stalinci TKP’ye karşın Mustafa Suphi TKP’si ulusların kendi kaderini tayin hakkı (UKKTH) konusunda nettir.

“TKP değişik uluslara mensup devrimci işçi ve köylü sınıfları arasındaki eski düşmanlıkları kaldırmak için, aşağıdaki en keskin çözümlere girişilir:

a) Dil ve kültür açısından her ulusun tam özgürlüğünü sağlamak ve (eşitsizlikleri telafi etmek üzere) herhangi bir ulusa özgü her türlü ayrıcalığı ortadan kaldırır.
b) TKP devlet örgütlenmesinde farklı uluslara mensup işçi ve köylülerin Sovyet Cumhuriyetinin kurulmasını kabul eder; “özgür ulusların özgürce birliği” esasında olmak üzere federasyon usulunü tercih eder.
c) TKP, işçi ve köylü sınıfları da tamamen ayrı ve bağımsız yaşamak istediğini ifade eden akımlara kapılmış olan uluslar arasında, kanlı kavgalar çıkmasına yer vermemek için, bu gibi “plebist” usulüyle, genel oya başvurarak çözülmesi yolunda öncülük eder.” (aktaran E.Göksu, Komintern Üyesi TKP: Üstü Örtülen Geleneğimiz)

Mustafa Suphi TKP’si Bolşevikler gibi çeşitli azınlık ulusların özerklik ve bağımsızlık dahil taleplerini de kabul eden ve bunun için halk oylaması öngören bir programa sahiptir. Diğer taraftan işçi hükümeti idaresi altında federatif sosyalist gönüllü birliğin savunulması konusunda da Mustafa Suphi TKP’si nettir. Bu konu “Tarihi Vazife” olarak ortaya konur.

“Türk ve Kürtlerin Ermenileri, Ermenilerin Kürtleri ve Türkleri takibe, mahva, yok etmeye koşmaları; bu fetihlik davasında medeniyetleri vahşiyetle yoğrulmuş Avrupalı emperyalistlerin insan ruhuna ektikleri, akıttıkları zehir; bu, masum milletler arasında kast ile sokulan, din ve millet hırslarıyla yakılan bir düşmanlık;
Ermenilere Anadolu’nun yarısını vaat edip sonra Türk ve Ermeni milletleri arasında katliamlar ve yağma ateşleri yakıp, daha sonra da tutuşturdukları bu yangını söndürmek için Küçük Asya’nın işlerine karışmak…
Anadolu’yu ne Türklere, ne Kürtlere, ne de Ermenilere değil, ancak kendilerine almak…
İşte onların maksatları…
Bu hakikati Türk ve Ermeni işçi ve köylüsünden bilmedik, anlamadık hiç kimse kalmamış olmalı;
Bu hakikati halka anlatmak ve o feci cinayetlerin önünü almak, Türk ve Ermeni inkılâpçıların ve bu inkılâpçılardan özellikle komünist enternasyonalistlerin vazifesidir.
Türk emperyalistleriyle Ermeni burjuvaziyasının bu iki halkın mahvına yürüyen hareketlerini takip ve bu hususta bütün dünyayı aydınlatma Türk komünistlerine düştü;
bizler üstümüze düşen bu işi bütün imkânsızlıklarına bakmadan elden geldiği kadar işlemeye çalıştık; bundan so
nra da çalışacağız, fakat bu husustaki uğraşın bir kısmı da Ermeni yoldaşlara kalıyor.
Enver Paşa’dan fukara halka bir fayda gelirse, Taşnaksütyûnlardan iyilik beklenebilir,

fakat Ermeni enternasyonalist dostlarımız bizim en büyük ümitlerimizi temsil etmektedirler…”  (Tarihi Vazife”. içinde: Suphi, Mustafa (1974). Mustafa Suphi, kavgası ve düşünceleri (1. bas.). Info-Türk Ajansı. ss. 39-40.)

İkinci (Yeni) TKP

TKP Mustafa Suphi’lerin katledilmesi Türkiye’nin kaderi için bir dönüm noktası olmuştur. 1921 Ocak ayı sol “tehlike”nin ortadan kalktığı bir zaman dilimi olmuştur: Mustafa Suphi’ler, Çerkez Ethem, Halk İştirakiyun Fırkası, BMM’deki Halk Zümresi’nin tasfiyesi… TKP daha sonra 2.Kongresi’ni Ankara’da 15 Ağustos 1922 tarihinde yapar ve genel sekreterliğe Salih Hacıoğlu(Baytar) seçilir. 7 Aralık 1922′de Moskova’da yayımlanan “Kızıl Şark” adlı dergide Baytar Salih’in; “Burjuva Beyefendileri” diye başlayan ve TBMM hükümetini protesto eden bir yazısı yayımlanır. Ardından tutuklanır. TKP bu sıralarda yeniden toparlanmaya çalışsa da tutuklamalar ve baskılardan başını kaldıramamaktadır.

TKP’nin 3.Kongresi 1 Ocak 1925’te yapılır. Bu kongreyle birlikte artık İkinci TKP’den bahsetmenin zamanı gelmiştir. Artık devir değişmiş, Lenin’in ölümünün ertesinde SSCB’de Stalinizm zafer kazanmış, politikalarda ve dünya komünist hareketinde köklü değişiklikler yaşanmıştır. Buna uygun şekilde TKP’de de aralarında Baytar Salih ve Nazım Hikmet’in de olduğu birçok kişi “Troçkist Polis Muhalefeti” suçlamasıyla tasfiye edilecektir. Hacıoğlu Salih (Baytar) daha sonra Stalin’in toplama kamplarında öldürülecek, Nazım da sonraları yoldaşının dramını anlatan bir şiir kaleme alacaktır.

Stalinistleşen TKP en çirkin yöntemlere başvurarak parti içi muhalefeti afişe etmiş, yasadışı partinin kovulan üyeleri olarak isimlerini yayınlamıştır. Parti içi muhalefet polislikle suçlanırken insanları adeta polise ihbar eden TKP olmuştur. Hain ve ajan suçlamaları çok sayıda insanın canını yakmıştır. Ajan ve hain ilan edilmek için parti siyasetinin bir noktasına karşı çıkmak bile yeterliydi. TKP, Orak Çekiç’in 12. sayısında “polisin ajanlarına, provokatörlere amele safları içinde nefes aldırmayın!” söylemiyle 64 kişilik bir kara liste yayınladı. Bu yayında bu provokatör listesini 45 kişilik partiden kovulanlar listesi takip etmekteydi. Orak-Çekiç, 7. ve 8. sayılarında kara liste ve partiden kovulanlar listelerini yayınlamaya devam etti. Suçlananlardan biri de Nazım Hikmet’ti:

“Son zamanlarda, sizin artan hareketiniz ve Türkiye komünist fırkasına karşı yükselen teveccünüz önünde burjuvazinin maskeli uşakları olan Nazım Hikmet ve hempası sizi mücadeleden alıkoymak ve Türkiye Komünist Fırkası hakkında beslediğiniz teveccühü kırmak için yaptıkları propagandalara germi verdiler… Yoldaşlar! Bunlara aranızda yer vermeyin! Onlar burjuvaziye satılmış hainlerdir! Onlarla şiddetle mücadele edin!” T.K.F. Merkez Komitesi (Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar-II (1925-36), Belgeler(1925- 36), s.306)

Yeni TKP’nin programı kökten biçimde değişmiştir. İşçi-reçber şuraları hükümeti ve sosyalist devrim hedefi çoktan rafa kalkmış, Kemalizme ve ulusal burjuvaziye cephe alma fikri yerini Kemalizmin ilerici sayılmasına bırakmıştır. Dahası yeni TKP burjuva cumhuriyetin Kürt isyanlarını büyük vahşetle bastırılmasını da desteklemiştir. Yani yeni TKP ulusal sorunda da Mustafa Suphi TKP’sinden köklü biçimde ayrılmaktadır. Burjuva rejime bu kadar payanda olan ve daha fazla hizmet vermek için yanıp tutuşan TKP’ye bu saatten sonra devrimci bir parti denmesi söz konusu bile edilemez.

O halde Mustafa Suphi’nin sürekli devrimci geleneği ile Şefik Hüsnü ve devamcılarının Stalinist geleneği arasında gece ile gündüz kadar fark vardır. Bu fark aynı zamanda Bolşevikle Menşevikler arasındaki farktır. Menşevikler, Kautsky’nin sözde Marksizm anlayışıyla, tarihsel ilerleme gereği olarak geri kalmış ülkelerin öncelikle demokratik burjuva bir aşamadan geçmesi gerektiğini savunuyorlardı. Buna göre, Marksistlerin görevi gericilik karşısında ilerici burjuvalarla işbirliği yapmak ve burjuvaziyi ilerici hamleler konusunda cesaretlendirmek olarak tarif ediliyordu. Stalinistler sınıf işbirliği konusunu, aşamalı devrim teorisini ve “ilerlemeci” tekerlemeyi Menşeviklerden devraldıkları için bir noktada Menşevizm ve Stalinizm iç içe geçiyor.

Sol Stalincilerin Tutarsızlığı

Mustafa Suphi sonrası TKP ayan beyan bir düzen partisi olduğu için kimi Sol Stalinciler de kendilerini meseleye bir yaklaşım getirmek zorunda hissediyor. Bunlara göre TKP’nin reformist bir düzen partisine dönüşmesinin bütün sorumluluğu Şefik Hüsnü’dedir. Stalin’in imajına halel gelmesin diye ne taklalar atılıyor! Ne yani Şefik Hüsnü TKP’nin strateji ve taktiklerini kendi başına mı tayin ediyordu? İşin gerçeği Şefik Hüsnü Moskova’daki Stalinist şeflerinden izin almaksızın bakkala bile gidemezdi. Durum bu kadar barizken Şefik Hüsnü’yü günah keçisi ilan edenler ya tarih ve politika konusunda tam cahiller ya da tam samimiyetsiz! Moskova’nın bir dönem sürdürdüğü 3.dönem taktikleri gereği Şefik Hüsnü’nün Kemalizme ağzına geleni verdiği (“Toprak ağalarının ve burjuvazinin çıkarlarını temsil eden Kemalist hükümet”) örnekler de çoktur. Yoksa bu zikzaklar Şefik Hüsnü’nün dengesizliği midir? Peki O dengesiz de bütün parti bu dengesizi mi takip ediyordu?

Bu dengesizliğin basit bir açıklaması var: Bütün KP’ler gibi TKP de artık SSCB’nin milliyetçi devlet çıkarlarının bir aracına dönüşmüştür. Politik tutarlılık SSCB’nin dış politika dengelerinde darmadağın olmuştur. Bu zikzakların sebebi budur. O yüzden rezil politikalar için bütün sorumluluğu Şefik Hüsnü’ye yıkmak, saçma sapan ve gayrı ciddi bir iştir. İşleri kolay değil tabii. İşin ucu Stalin’e çıkarsa bu arkadaşların bütün ideolojik-politik çizgileri darmadağın olacaktır. O yüzden çevir kazı yanmasın! Baylar, siz Kemalizm severliği Şefik Hüsnü’nün parlak zekasının ürünü mü sanıyorsunuz! Yok efendim 2.Dünya Savaşı sırasında da Şefik Hüsnü yüzünden TKP, CHP içerisindeki faşizme eğilimli unsurlara karşı İngilizlere eğilimlilerin tarafını tutmuşmuş, bir emperyaliste karşı diğer emperyalist nasıl desteklenirmiş? Uyanın da balığa gidelim! 2.Dünya Savaşı sırasında (1939-41 arasındaki Hitler ittifakından sonra) Stalin’in resmi politikası İngiliz ve ABD müttefikliğiydi, bütün dünyada KP’ler çok daha kötü örnekleri verdiler. Irak Komünist Partisi’nin 2.Dünya Savaşı sırasında halkı katleden İngiliz işgalcileri çiçeklerle karşılamasının sorumluluğu da mı Şefik Hüsnü’nün sırtında? Uygulanan strateji bütün dünyada aynıydı, ama günah keçisi Şefik Hüsnü! (https://gazete.alinteri1.org/mustafa-suphi-ve-tkp)

Bu sol Stalinci arkadaşlar sözde Mustafa Suphi’yi canhıraş biçimde savunuyor, ama onunla aynı çizgide olmadıkları açık. HDP’nin büyük burjuvazi ve hatta emperyalizm ile ilişkisi ortadayken HDP yörüngesinde siyaset yapmanın sınıf işbirlikçiliği ve oportünizm olduğu ortada değil midir? Yoksa yine mi Şefik Hüsnü suçlu? 1920’de Türkiye’de sosyalist devrimi savunan Mustafa Suphi geleneğine rağmen 100 yıl sonra hala Menşevik aşamalar teorisinde ısrar edilmesinin anlamı nedir? Sözün kısası emperyalizm çağında sürekli devrim programı olmadan devrimcilik yapılamayacağıdır.

Stalinizasyona Direnç Gösterenler – Ali Cevdet Örneği

TKP’nin Stalinizme geçmesi ve devrimciliğini kaybetmesi dirençsiz gerçekleşmiş değildir. Tabi ki Mustafa Suphilerin katledilmesi bu direncin zayıf kalmasına neden olacaktır. Ama örneğin Ali Cevdet (Fahri) gibi örnekler de var.

Komünist Enternasyonal’in 1928 yılında toplanan 6. Kongresi’nde, TKP adına konuşan Fahri (Ali Cevdet) Kemalizm hakkında şu değerlendirmeleri yapar:

“Kemalist burjuvazi tamamen karşı-devrimci bir konuma gelmiş oldu. (…) Kemalistler şimdiden emperyalist burjuvazi ile örneğin İtalya kapitalizmiyle anlaşmalar yapmaktadır. (…) Türkiye’de çalışan yığınların önünde Kemalistleri ülkenin bağımsızlığına ve devrime ihanette bulunmuş hainler ve karşı-devrimci bir sınıf olarak teşhir etmeli ve Kemalist burjuvaziye karşı işçi ve köylülerin devrimci savaş cephesini oluşturmalıyız. Kemalizme ve onun Sovyetler Birliği’ne yönelik savaş hazırlıklarına karşı bitmez tükenmez, yorulmak nedir bilmeyen bir savaşıma girmeliyiz.” (Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar-II (1925-1936), BDS Yay., İstanbul, 1992, s. 164-165)

Ali Cevdet aynı zamanda Türkiye devriminin sosyalist karakterde olmasında da ısrar edecek ve sözde bilim adamı Türkiye uzmanlarının Türkiye’nin arkaik şartlarda bir ülke olduğuna karşı çıkacaktı. Ali Cevdet açık biçimde sürekli devrim tezlerinden hareket etmekteydi. 6.Kongre zamanları artık Komintern’de bir tartışma yürütmek imkan dahilinde değildi. Stalinizm tüm ağırlığı altında Komintern’i yok ediyordu. Ali Cevdet’in bu çıkışına cevap bile verilmedi, yok sayıldı. Ama Stalinist aygıt belli ki Ali Cevdet’i not etmişti. Ali Cevdet SSCB’deki Büyük Temizlik’te katledilen yüz binlerce komünistten birisi olacaktır (1937) Mustafa Suphi ve çizgisinde yürüyüp hayatını verenlere saygıyla, anıları mücadelemizde yaşayacak.

Facebooktwitterlinkedin

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı