/ Dünyadan / Taliban Rejiminin Birinci Yılı Dolarken: Afganistan’da Neler Oluyor? – Omid Jurrat Rastakhiz

Taliban Rejiminin Birinci Yılı Dolarken: Afganistan’da Neler Oluyor? – Omid Jurrat Rastakhiz

on 28 Temmuz 2022 - 21:05 Kategori: Dünyadan
Facebooktwitterlinkedin

15 Ağustos’ta Taliban’ın Afganistan’da gücü ele geçirişinin üzerinden tam bir sene geçmiş olacak. Geçen sene tam da bu günlerde Afganistan’ın illeriyle ilçeleri tek tek tarih kusmuğu barbar Taliban tarafından işgal edilmekteydi, Batı emperyalizminin kolladığı hükümetin elinde ise başkent Kabil ile birkaç büyük şehir kalmıştı. ABD, Taliban ve Gani yönetiminin arasında hala diplomasi trafiği devam etmekteydi. Halk, tüm bunların oyun olduğunu, Taliban’a hükümetten büyük bir pay vererek mevcut rejime katacaklarını düşünerek son ana kadar bekledi. Halbuki perde arkasında neler cereyan ettiğinden habersizdi ve bunu ancak 15 Ağustos’ta Kabil düşünce anlayacaktı. Nitekim, herkes hazırlıksız yakalandı. Aydınlar bile, bir gün ABD’nin gideceğini bildikleri halde, olayların bu denli hızlı gelişeceğini tahmin etmemişti doğrusu. Oysa şimdi geriye bakınca her şey daha net görünüyor.

Batı medyası, 15 Ağustos 2021’de Kabil Havaalanı’ndaki mahşeri görüntüleri sıkılmadan “sürpriz” ve “inanılmaz” olaylar olarak aylarca dünyaya sundu. Ancak bütün bu propaganda Afganistan’da  yaşananların göz göre göre gerçekleştiğini gizlemeye yetmiyor. SSCB’nin Afganistan’ı işgali sonrasında ABD, emirerleri Pakistan ve Körfez Arap rejimlerinin iş birliğiyle cihatçı canileri besledi büyüttü. 2000’lerin başında ise cihatçı çetelerin tüketim tarihinin geçtiğini görünce Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştirmek amacıyla “Terörizme Karşı Savaş” adı altında kısa sürede toplayıp daha sonraki planları için bir kenarda beklemelerini sağladı. Bir yıl önce cihatçı canileriyle CIA’nin yetiştirdiği teknokratlar, Afganistan’ı yeniden yirmi yıl öncesine götürdüler.

Batı aradan geçen bu yirmi yılda Karzai ve Gani’nin kukla rejimleri için “Güvenlik Güçleri” oluşturdu ve “Özgürlük”, “Demokrasi”, “Kadın Hakları” gibi soyut kavramlarla bu iki isme de ideolojik bir kalkan yaratmak istedi. Ama bunları dillendirirken ülkenin başına en cani, en hain ve en yozlaşmış kişileri getirmekten de çekinmedi. Bir taraftan milyarlarca dolar Afganistan’a akarken bir yandan da aynı şekilde milyarlarca dolar yine ABD’nin kendi şahısları tarafından yağmalanarak ülkeden çıktı. Ülke, tarihte görülmemiş şekilde dünyanın uyuşturucu merkezi haline dönüştü, öyle ki dünya uyuşturucusunun % 90’ından fazlasını üretmeye başladı. Dolayısıyla, gırtlağına kadar yozlaşmış ve dünya çapında yolsuzluklarıyla tanınan yöneticilerin yaptıklarının ABD ve müttefikleri her zaman farkındaydı. Yine de bu isimler ABD ve müttefikleri tarafından ödüllendiriliyorlardı. Dolayısıyla ön saflarda savaşanlar, “Güvenlik Güçleri”nin başındakilerden tut, bakanlıklar ve valilerine kadar, onların yemeğiyle giyecek elbiselerine kadar çalanlar için neden savaşacaklardı? Hayasızlığı öyle bir yere taşıdılar ki, ölen bir askerin eşi, kocasının az bir miktar maaşını almak için gittiğinde, ancak bu savaş ağalarıyla cinsel ilişkiye girdiğinde bunu alabilecekleri gerçeğiyle karşılaşıyorlardı. ABD bunların hepsini biliyordu, sadece bunlara göz yummakla kalmadı, yolsuzluğun yaygınlaşmasına hatta teşvik etti.

Emperyalizm zulüm altındaki milletlerin aşığı değildir, onların özgürlüğünü hiçbir şekilde düşünmemektedir. Sadece kısa vadeli stratejisi gereği birkaç restorasyon yapar ve bu ancak arkada sürdürülen barbarlığı makyajlamaya yarar. Bunun örneğini, Suriye’de Kürt halkının sırtından bıçaklanmasından da görebiliyoruz. Emperyalizmin iğrençliğini dünyada en iyi betimleyen Lenin, “Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” kitabında “Emperyalizmin özgürlük ve demokrasi için değil, geri kalmış ülkelere hâkim olmak için çabalamaktadır.” demektedir. Dolayısıyla ABD emperyalizmi için dost yoktur, çıkar vardır.

Afganistan’ın Taliban tarafından ele geçirilişi önceden planlanmış mıydı?

Şüphesiz böyle bir plan Karzai yönetiminden beri masa üzerindeydi ve yavaş yavaş hayata geçirildi. Emperyalizmin inşa ettiği sahte devletin, yalın ayak savaşan Taliban’ın on katını bile bozguna uğratabilecek teçhizat ve askeri gücü varken tek bir kurşun sıkmadan ülkeyi Taliban’a bırakması haklı olarak perde arkasında bazı planların yattığını gösteriyor. Karzai yönetiminde bile helikopterlerin Taliban saflarına erzak, silah ve mühimmat bırakması herkesin bildiği bir şeydi. Karzai, yönetiminin ikinci döneminde kardeşini bile öldürdükleri halde Taliban’dan “kardeşlerim” ve “Afgan Çocukları” diye söz etmekten geri kalmadı. Hatırlıyorum da bundan 13 sene önce Faryab’ın Andhoy ilçesinin küçük bir köyünde bir düğüne davetliydim. Orada kendini Belçikalı olarak tanıtan orta yaşlı, şişman ve sarışın bir kadınla tanıştım. Andhoy’da yaşadığını söyledi. Ülkenin öylesine uzak ve uç bir yerinde ne yaptığını sorduğumda, yardım için orada bulunduğunu, okul yaptırmak istediğini söylemişti. Daha sonra öğrendiğime göre bir kız okulu yaptırmıştı da. Ama bunun yanında Andhoy’a yakın köylerde üç dini medresenin yapılışına yardım etmişti. Oysa o medreseleri yönetenler doğrudan Taliban ile iletişim halindeydi, birkaç yıl geçmeden de kendini din uğruna havaya uçurmak için can atan radikal İslamcılar, her sene Taliban safına katılmak için yalvaran yüzlerce beyni yıkanmış genci yetiştirecekti. Bu anlattığım örneklerden sadece bir tanesi. Yüzlerce dini medrese, ABD Afganistan’ı işgal ettikten sonra Afganistan’ın kuzey kısımlarında hızla yapıldı. Oysa medyada ülkenin işgalinden sonra, okulların açıldığını, kızlar dahil milyonlarca çocuğun okula gittiğini görüyorduk, bu medreselerden bahseden yoktu. Dolayısıyla, bu örnekleri göz önünde bulundurarak, ABD’nin asıl hedefinin ne olduğunu anlamak için fazla kafa yormaya gerek yok. Eğer ABD emperyalizmi Afganistan’ı Taliban’a bırakmak niyetinde olmasaydı Gani’nin cihatçı-mafyatik hükümetini anında rafa kaldırırdı. Ancak ABD, Gani hükümetinin halk nezdinde iyice gözden düşmesini sağladı ki, en azından halk yolsuzluktan, hırsızlıktan ve zorbalıktan kurtulduğu için Taliban’a şükretsin.

Gerici Arap rejimleri ve Pakistan’ın şımarık çocukları olan Taliban rüyalarında bile ABD’yi yenebileceklerini ve ülkeyi ele geçirebileceklerini göremezdi. Devlette bir paylarının olmasını yeterli buluyorlardı oysa. Ama olaylar zinciri öylesine hızla gelişti ki Taliban’ın kendisi bile bunu beklemiyordu. ABD yeni siyaseti gereği Taliban’la her konuda anlaşmasaydı; Taliban değil ABD güçlerini, “Afgan Milli Ordusu”nu bile yerinden kıpırdatabilecek güçte değildi. Hatta son dönemlerde Taliban’a karşı durabilecek savaşçı komutanların esrarengiz bir şekilde tek tek öldürüldüğüne şahit olduk.

Taliban bir sene içinde neler yaptı?

Taliban bir sene içinde ülkeyi krizin içinden çıkarmak için hiçbir şey yapmadı, aksine durumun daha da karmaşık hale gelmesine sebep oldu. İlk yaptıkları iş hemen Kadın İşleri Bakanlığını – gerçi eski rejimde de sembolik bir bakanlıktı ve kadın haklarıyla hiçbir ilgisi yoktu- ortadan kaldırmak oldu. Yerine Din Polisi Bakanlığını getirdiler ki bazı aydın kadınların protestosuyla karşılık verildi; ama bu protestolar çok sert biçimde bastırıldı. Eylem yapan kadınların çoğu tutuklandı ve tehdit edilerek sesleri kısıldı. Sözde özgür medyanın sesini de kıstılar ve kimse medyaya çıkıp Taliban’a karşı konuşamaz oldu. Konuşanların da tehdit, işkence ve hapis ile gözünü iyice korkuttular. Öte yandan ekonomik kriz ile başa çıkamayan ve ne yapacağını şaşıran Taliban, devlet memurlarının çoğunu görevden attı; kalanların da maaşını yarıdan da daha az bir miktara indirdi. Kendi militanlarına bile maaş ödeyemeyen yeni rejim, çareyi tekrar uyuşturucu ticaretini zinde tutmakta buldu.

Diğer taraftan rejim birçok genel ve bireysel özgürlüklere sınırlama getirmeyi de ihmal etmedi. Müzik yasaklandı, müzisyenler işkenceye maruz kaldı. Hatta ülke içinde kalan bazıları öldürüldü.

Neredeyse bir sene geçmesine rağmen orta okul ve lise kapıları kız çocuklarına açılmadı. Üniversitelerde ise sınıflara haremlik selamlık uygulaması getirildi. Okullarda ve üniversitelerde din dersleri arttırıldı. Devlet kurumlarında Batılı giyim tarzı giyinmek yasaklandı. Sakalsız ve sarıksız devlet memurları işlerinden atıldı. Öte yandan medyada yetkililer sakal bırakıp bırakmamak konusunda herkesin özgür olduğunu söylese de sakalı olmayan kişiler, özellikle şehir dışında yaşayanlar zaman zaman Taliban militanlarının hışmına uğradı. Bu satırları yazan ben bile pazar yerinde sakal tıraşı olduğum için tokat yemekten kendimi kurtaramadım. Diğer taraftan Taliban kendine karşı gelenleri öldürdükten sonra, IŞİD militanı veya din düşmanı bahanesiyle şehirlerde cesedini sergiledi birkaç defa.

Diğer bir mevzu da etnik kavgalardır. Öncelikle şunu söyleyelim, Taliban’ın salt çoğunluğu Peştun kökenlilerden oluşmaktadır ki Peştunlar birçok kaynağa göre Afganistan’ın %34’ünü oluşturmaktadır. Taliban’ın geçici hükümetinin, valilerinin % 98’i Peştun kökenlidir. Öte yandan Afganistan’ın birinci resmi dili Darice (Afgan Farsçası)’dır. Ama neredeyse devletin tüm kurumları ve medyası çoğunlukla Peştuca konuşmaya başladı çoktan. Resmi yerlerde Peştuca bilmeyenler çoğu zaman işlerini halledemiyor. Peştuca bilmeyen veya Peştun olmayanlar hiçbir yerde umursanmıyor. Gelecekte çok tehlikeli şekilde etnik çatışmalara şahit olacağız gibi gözüküyor. Hatta bu çatışma başladı bile. Tuhaftır ki bu çatışma ilk önce Taliban’ın kendi arasında baş gösterdi. İlk önce Faryablı Özbek kökenli Mahdum Alim, yıllarca Taliban safında savaşmış olmasına rağmen istihbarat tarafından tutuklanarak Kabil’e götürüldü ve Meymene şehrinde birkaç günlüğüne çatışmaların yaşanmasına sebep oldu. Son olarak da Sarepul vilayetinin Balkhab ilçesi şiddetli çatışmalara sahne oldu. Hazara kökenli ve Taliban safında eski rejime karşı savaşmış Mevlevi Mehdi patronlarına karşı isyan bayrağı çekti. Neredeyse üzerinden bir ay geçti ama Balkhab’da neler oldu, kim kazandı, daha net bilgi yok. Çünkü Taliban Balkhab’ın hem elektriğiyle internetini kesti hem de kimsenin bu ilçeye girip çıkmasına izin vermiyor. Bunun gibi örnekler Afganistan’ın dört bir köşesinden duyuluyor. Sanki ısrarla baştaki birileri etnik konuları körüklemek niyetinde. Durum böyle devam ederse, Taliban safındaki etnik Peştun olmayan birçok militanın IŞİD’e gidip katılacağı ön görülüyor.

Öte taraftan Taliban’ın en altındakiler üzerinde hakimiyeti yok gibi. Son dönemlerde birçok yerde Taliban komutanları birbiriyle çatışır hale geldi. Zaten Taliban şu an Hakkani Şebekesi ve de Kandaharlı Taliban olarak ikiye ayrılmış vaziyette, iktidar kavgası sessizce devam ediyor. Daha Taliban’ın başı veya “Müminlerin Emiri” olarak bilinen Molla Hibbetullah da çehresini göstermiş değil. Gerçekten Molla Hibbetullah var mı yok mu, o da belli değil.

Bundan sonra ne olur?

Taliban’ın önünde iki seçenek var ki her ikisinde de kaybedecektir. İlki ABD ve NATO’nun dediklerini yapacak, Batı’nın isteği doğrultuda eski rejimden bazı teknokratları iktidara kabul edecek, kız okullarını açacak ve kadınlara da bazı sembolik haklar tanıyacak; ama bunun yanında yine eskisi gibi yolsuzluk, karışıklık devam edecek, iktidara küsen unsurlar gidip IŞİD veya diğer terör örgütlerine katılacaktır. Bu doğrultuda ABD emperyalizmi, uzun vadeli stratejisi gereği, Çin’in bölgede etkinliğini kırmak isteyecektir ve bunun için de Uygurlar, ayrılıkçı Tibetliler, IŞİD ve Orta Asya’daki Müslüman ülkelerdeki terör örgütlerini koz olarak kullanacaktır.  Bu durumda Taliban’ın ömrü kısa olur ve birkaç seneye kalmadan düşecektir, yerine ise istediği gibi her yerde cirit atabilen, Batı’nın tam da istediği terör örgütleri geçecektir ve ABD Çin’in bölgedeki çıkarlarını uzun vadeli baltalayabilecektir. İkincisi, radikal statüsünden vazgeçmeyecek, özellikle Peştunizm ideolojisi ile şu anki gibi diğer halkları bastırmaya devam edecektir ki bu da ülkenin bölünmesine yol açacaktır. Eğer ülke bölünmeye giderse bu kanımca bölgede yıllarca sürebilecek kanlı bir savaşa yol açacaktır. Çünkü Afganistan’da otuzdan fazla etnik grup yaşamaktadır ve bu halklar birbiriyle iç içe, Afganistan’ın her yerine dağılmış halde yaşamaktadırlar. Dolayısıyla hangi bölgeyi kime vereceksin gibi bir mesele bile onlarca yıl devam edebilecek bir konu. Bu durumda da güç yine, fırsat kollayan, IŞİD veya El Kaide gibilerinin eline geçecek, ülke uzun yıllar sürecek bunalımlara sahne olacaktır. Sonuçta ABD, Rusya ve Çin’in Afganistan kaynaklarını rahatlıkla kullanmalarına izin vermeyecek ve bunu gerçekleştirmek için tüm kozlarını meydana atacaktır.

Burada Pancşir Vilayeti’ndeki Ahmed Mesud taraftarlarının direnişine de değinmek istiyorum. Medyada da ara sıra haberi çıkan küçük çaptaki direnişlerin, durumu değiştirebilecek güçte olduğunu ifade etmek zor. Çünkü kötü bir geçmişe sahip olan Şuray-ı Nazar (Ahmed Şah Mesud ve şimdi oğlu Ahmed Mesud) halk desteğine sahip değil. Zaten 20 yıl boyunca ülkeyi yağma edenlerle birlikte yürüdüler. Diğer taraftan herhangi dış ülkenin de desteğini alamadılar. Dağlık alanlarda yapayalnız sonuçsuz bir macera peşinde geziniyorlar. Önce Fransa’dan destek istediler olmadı; sonra Rusya ve Tacikistan’a yöneldiler, yine olmadı. Dolayısıyla kısa zamanda direnişlerinin sona ereceğini ön görüyorum.

Bu arada Afganistan’ın soluna da biraz değinmekte fayda var. Bilindiği üzere, çok zayıf ve az sayıda olan sol örgütler ülkede faaliyet göstermekteydi. Fakat içlerinde en aktif olanı ve göze çarpanı, Taliban gelmeden bir ay önce kendi içinde anlaşmazlığa girmişti ve içten bir darbeyle bir şeyler yapabilecekler tasfiye edilmişti. Bu olayların Taliban gelmeden bir ay önce yapılıyor olması ve zamanlaması dikkat çekicidir ve insanın aklında ister istemez soru işareti yaratıyor. Tasfiyeden sonra özellikle genç kadroların dağılması içler acısıdır. Neticede Afganistan sol örgütlerinin merkez kadrolarında emperyalizm için çalışan kişiler vardı desek pek yanlış olmaz. Maalesef bu kişiler daha yeni tanınıyor.

Sonuç olarak Afganistan bu şekilde sahipsiz bırakılırsa yıllarca kanayacağa benziyor. Pek yakında ülke etnik çatışmalara sahne olacak ve bu da Afganistan’ın bölünmesine kadar gidecektir. Ama bölünme de çare olmak bir yana, beraberinde daha büyük savaşları ve daha büyük yıkımları getirecektir. Ama bunu önlemek için görev sosyalistlere düşüyor. Her ne kadar durumun vahameti her türlü umudu kırsa da yılmamak gerekir, gizli şekilde bile olsa yeni kuşakların aydınlanması için uğraşılmalı, özellikle gençlerin örgütlenmesi sağlanmalıdır. Çünkü bu barbar dünyadan kurtulmak için tek çare sosyalizmdir.

Yaşasın Sosyalizm ve tüm dünya halklarının kardeşliği!

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı