/ Devrimci Perspektif / Sonu Zor Gelir Bu Döngünün: Kur Şoku, Enflasyon – Güneş Gümüş

Sonu Zor Gelir Bu Döngünün: Kur Şoku, Enflasyon – Güneş Gümüş

on 19 Kasım 2021 - 16:20 Kategori: Devrimci Perspektif, Ekonomi, Güneş Gümüş, Kriz
Facebooktwitterlinkedin

Dolar 11 TL sınırını aştı. Merkez Bankası, faiz indirimlerine devam edeceğini ilan ettiğine göre dolardaki artışın durduraksız devam edeceği de açık. Doları ve ekonomi ithalata bağımlı olduğu için enflasyonu sıçratan bu ekonomi politikası birçoğuna anlaşılmaz geliyor. “Dolar zengini AKP’li patronlara hizmet için bilerek kur zıplatılıyor” gibi akla zarar analizler yapan muhalif iktisatçılar az değil. Oysa mesele hiç de karmaşık değil. Erdoğan iktidarı elinde tutmak için gemileri yaktı. Önümüzdeki bir yılı bir seçim zaferiyle atlatsın da gerisi tufan olmuş önemli değil. Seçmen desteğini tekrar toparlamanın yolu olarak ekonomiyi canlandırmak; ekonomiyi canlandırmak için harcamaları, yatırımları artırmak; harcamaları, yatırımları artırmak için de faizleri düşürmek gerek mantığıyla hareket ediyorlar. Ev, araba almak için faiz indirimi bekleyenler bir süre piyasayı canlandırır diye düşünüyorlar. Kredi faizleri düşünce elinde doları olan, zirveden satıp ev alacak, yine parası olan kazanacak; konut satışları da bir miktar canlanmış olacak. Tabi bu canlanmanın ömrü kelebek misali olacağından 2022 içinde faizleri %12-13 bandına çektikten kısa süre içinde erken seçimin de yapılması gerek. Seçimi kazanmak için ekonomide küçük bir canlanma yetmeyeceği için yıllarca neoliberalizmin kralı olan AKP halka kesenin ağzını da açacak. Asgari ücret için 3500-4000 bandı konuşuluyor; EYT’lilere göz kırpılıyor; 3600 ek gösterge ile birçok kamu çalışanı için hem bugünkü hem de emeklilikteki maaşların artırılması gündem ediliyor… İktidarda kalırlarsa verdiklerini misliyle alacaklar tabi.

AKP iktidarı, uzun yıllar boyunca sermaye sınıfıyla çeşitli konularda anlaşamasa da sermayenin programını azılı bir uygulayıcısı oldu. 2016 sonrasında tek adam rejimi kendi iktidarı için kritik seçimleri kazanmak adına burjuva rotadan sapmalar gösterdi; seçmen desteği düştükçe rotadan çıkış hızlandı. Bugün AKP karşıtları cephesinin “saygın” birçok isminin nasıl su katılmamış liberal olduğunu anlamak istiyorsanız AKP’nin ekonomik popülizminden yakınmalarına bakın: “Erdoğan, oy kaybını durdurmanın yolunu halkın cebine daha çok para koymakta bulmuş görünüyor. Asgari ücretin artırılması projesi bunun açık göstergesi. Tabii asgari ücret artırılınca, diğer ücretler de artacak. Kamu maaşları nasıl olsa yine bütün vatandaşların cebinden çıkıyor… Öte yandan 1992’de Demirel hükümetinin en kötü kararlarından biri olan erken emekliliğin yeniden tartışıldığı görülüyor. Bütün bunlar kısa sürede ekonomiye ve halka daha büyük yük getirecek sorunlar.” (Murat Yetkin, https://yetkinreport.com/2021/11/15/erdogan-para-basip-kopru-acarak-secim-kazanabilir-mi)

TÜSİAD’ın ağababaları zenginliklerine zenginlik katarken sıkıntı yok; Hazine kaynakları emekçilere biraz akacak diye “aman” demeye başlıyor ikiyüzlü liberaller. Oysa ki bırakınız yaklaşan büyük ekonomik fırtınanın ağır sonuçlarını bugün de asıl yoksulluk yükü emekçinin sırtındadır. TÜİK’in açıkladığı %19’larla bağımsız akademisyenlerden oluşan ENAG’ın açıkladığı %49 arasındaki büyük uçurum, emekçilerin soyulması demektir. Maaş zamlarını %19 üzerinden alanlar muazzam bir yoksullaşmayla hayat sürdürmeye zorlanmaktadır.

Hesaplar Tutar mı?

Dünya gazetesinde OSTİM Sanayici ve İş İnsanları Derneği (OSİAD) Başkanı Süleyman Ekinci’nin bir röportajı yayımlandı, aktaralım:

Dövizdeki artış nedeniyle yatırımdan korkuyoruz. Tabiri caizse Avrupa’ya mal üretmeye başladık ama başta enerji olmak üzere girdi ve ham madde maliyetlerindeki artışlar gibi bir açmazımız var. 35 yıllık sanayiciyim, hayatımda hiç bu kadar para kazanmadım… Hem TL hem döviz bazında hem de tonaj olarak ciro inanılmaz. Ancak hiç hayatımda bu kadar borçlanmadım. Dolar bazındaki girdilerimizin maliyeti çok yükseliyor. Hem TL karşılığı hem dolar cinsinden. Ana metal sektöründe girdilerin neredeyse yüzde 80’i ithal. Dövizin bu kadar iniş çıkışlı olduğu, son 3-4 ayda özellikle artışların bizlere satın alma gücü yönünden zararı var. Fiyat veremiyoruz, önümüzü göremiyoruz, yatırım yapmaktan korkuyoruz. Hâl böyle olunca, sürdürülebilir kurun olmaması, yatırım iştahımızı azaltıyor, hem de her geçen gün biraz daha fakirleşiyoruz. Ani iniş çıkışlardan tedirgin oluyoruz, rekabet gücümüzü kaybediyoruz. 1 yıl önce dolar 7 lira iken tonu 600 dolar olan yassı mamul (sac) bugün 1000 dolar ve doların fiyatı da 10 lira. Yani geçen yıl 5 milyon liraya aldığımız ürünü bu yıl 10 milyon liraya almak zorunda kalıyoruz.”

Erdoğan ekonomi politikasını röportajın “pandemi sonrası dış talep canlanması nedeniyle temelli ciro artışı”na dayandırmış durumda. Ama meselenin gerisi daha belirleyici. Ekinci uluslararası düzeyde enflasyonun etkisinin ithalatla alınan hammadde fiyatlarını artırdığını, içerde enerji maliyetlerinin arttığını, dolardaki oynaklık yerine ticaretin tıkandığını, satılan malın yenisinin yerine konarken zarar edilebildiğini anlatmış. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç da başka bir bağlamda piyasa adına şikayet ediyor: “Piyasa dinamikleri ile TCMB faizi arasındaki bağ giderek zayıflıyor. Döviz kurlarının ihracat açısından rekabetçi kur sınırını aştığını, faiz indirimlerinin bankaların rotatif ve taksitli kredilerine yansımadığını ve kredilere ulaşımda sıkıntının devam ettiğini görüyoruz… İş dünyası için asıl konu öngörülebilirliktir. Yani kurun, enflasyonun ya da faiz seviyesinin yüksekliğinden ziyade öngörülebilir olmaması asıl meseledir. Türkiye ekonomisi kur-faiz-enflasyon üçlüsüne hapsedilemeyecek kadar büyüktür. Beklentimiz, bir an önce öngörülebilirliğin en üst seviyeye çıkarılması; Kur, faiz ve enflasyonun bir dengeye kavuşturulması ve iş dünyasının “fiyatlayamama” sıkıntısından kurtarılmasıdır.

Maliyetlerdeki oynaklık nedeniyle ticaret ve üretimdeki tıkanmanın üzerine 1 yıl içinde ödenmesi gereken döviz cinsinden borçlu şirketlerin hanesine yazdığı zararı ekleyin. Merkez Bankası verilerine göre vadesi bir yıl içinde dolacak olan dış borç toplamı 167 milyar dolar. Dolardaki her sıçrama ekstra yük demek, kimileri için iflas demek. Yani Saray rejiminin ekonomi politikası sanayi üretimini tıkanmaya doğru itiyor.

2022 yılı gelişmekte olan ülkeler için tehlike sinyalleri verirken hem de. Küresel ekonomide hammadde ve enerji fiyatlarının yükseliyor; enflasyon artarken durgunluğun kalıcılaşmasının adı olan stagflasyonun merkezin açmazı haline geliyor. 2022 içinde FED’in faiz artırımına başlayacağı, gelişmekte olan ülkelere akan para miktarının azalacağı kesinleşti gibi. Batılı merkez bankaları parasal genişlemeden kopuş içinde. Kapitalist merkezlerin ufuklarındaki fırtına buralara hortum olarak döner. Bu koşullarda Saray rejimi yangına körükle gidiyor. 2022 yılı Türkiye için 90’ların tekrarı kontrolsüz bir enflasyon, yurtdışı para girişi olmayınca ödenemeyen döviz borçları ile birlikte dövizdeki artış, talep azalması nedeniyle yaşanan yaygın iflaslar ve işsizliğin sıçramasıyla tarihe geçecek. Bu yıkıntıdan hesaplarının aksine AKP de seçim zaferiyle çıkamayacak. Ama asıl enkaz altında kalan, sınıf mücadelesini yükseltemezse emekçi halk olacak.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı