/ Emekçiden / Sendikal Örgütlenmede Parola: Genel Direnişe Hazırlık – Engin Kara

Sendikal Örgütlenmede Parola: Genel Direnişe Hazırlık – Engin Kara

on 15 Haziran 2021 - 14:50 Kategori: Emekçiden
Facebooktwitterlinkedin

Salgın dönemi, pek çok şeyin yanında sendikal mücadelede de belli düzeyde bir keskinleşme yarattı. Henüz başrolü ele geçirmiş olmasa da işyerlerinde sendikal örgütlenmeye ilişkin mücadeleler hem yaygınlaşıyor hem de bir tıkanıklık sürecinden geçiyor. Grevler artık masadaki anlaşmazlıktan değil patronların sendikayı hiç muhattap almamasından başlıyor. Nasıl aşılacak bu durum?

Patronlar Bu Cüreti Nereden Alıyor?

Önce mahkeme yoluyla yıllar süren oyalamalar, bu seçenekler sona erdiğinde bu defa ücretsiz izin, kod 29 gibi hukuksuzluklar, sonunda yasal toplu sözleşme görüşmeleri başladığında ise sendikayı muhatap bile almamak… Artık sendikalar, masada anlaşılmadığı için değil patronlar masaya oturmadığı için greve çıkıyor, direniş yapıyor.

Grevin 5. ayını geride bırakan Baldur’daki metal işçileri, Mayıs ayında greve başlayan Bel Karper ve Döhler’in gıda işçileri, Çorum’daki Ekmekçioğlu ya da Dilovası’ndaki HSK Systemair işçileri, Türkiye’nin dört bir yanındaki PTT taşeron işçileri… Hepsinde aynı tabloyu görüyoruz: Patron olduktan sonra Türk, Alman, İspanyol, Fransız, İsveçli fark etmiyor. Devlet ya da özel sektör de.

Aynı tavrı uzun yıllardır sendikalı olan işyerlerinde de görmek mümkün. Örneğin 2013’te özelleştirilen Cengiz-Kolin ortaklığındaki Bedaş’ta işveren, iş kolundaki grev yasağını da kullanarak masada işçileri oyaladı, ardından topu Yüksek Hakem Kurulu’na attı. Şirketin masadaki ilk teklifi %12 zam olmasına rağmen YHK işçilere %6 zam verdi. Patron sendikayla çözüme yanaşmadı, sarı sendika Tes-İş olan biteni seyretti, hükümetin kontrolündeki YHK ise işçilere kazığı attı.

Açık ki patronlar bu cüreti, iktidardan ve yasal boşluklardan alıyor. Grev yasakları ve sendikal engeller konusunda her türlü hukuki ve fiili engeli yaratan AKP iktidarı, sendikal harekete karşı patronlara güç veriyor.

Tek İşyerinde Sonuç Almak Zorlaşıyor

Ekonomik krizin salgının etkisiyle daha da ağırlaşmasıyla birlikte örgütsüz işyerlerinde sendikalaşma eğiliminin yükseldiğini gözlemleyebiliyoruz. Ancak henüz tekil düzeylerde hayata geçirilebilen bu eğilim, işyeri sınırları içerisinde çokça engelle karşılaşıyor. Maalesef işyeri bazlı ciddi kazanımların sağlanabildiği örnekler şimdilik parmakla sayılabiliyor.

Örneğin, Birleşik Metal-İş sendikasına üye olan Baldur işçileri, 5 aydan fazladır grevdeler ancak şirket yönetimi hâlâ sendikayla görüşmeyi bile kabul etmiş değil. İşçilerin daha önce grev kırıcılığına karşı aldığı mahkeme kararı bile patron tarafından bürokratik ve fiili yollarla aşılmaya çalışılıyor.

Polisinden hâkimine, müfettişinden bürokratına patronların dostu çok. Peki ya işçilerin dostları?

15-16 Haziran’ın Yıldönümündeyiz: Yeni Bir Genel Direniş Şart

Dönemin iktidarı Adalet Partisi ile ana muhalefet CHP’nin ittifakıyla meclisten geçirilen ve Cumhurbaşkanı onayıyla 11 Haziran 1970’te yürürlüğe giren sendikal mevzuatta yeni engeller getiren yasa Türkiye işçi sınıfının masaya yumruğunu vurmasıyla püskürtülmüştü.

Yeni kurulan ve hızla güçlenen DİSK’i “kapatıyoruz” diyemezlerdi, bu yüzden DİSK’in önüne geçmek için yasal ayak oyunlarına başvurmuşlardı. Ama işçiler bu zokayı yutmadı. DİSK yönetiminin bürokratik hantallığını da aşarak 15-16 Haziran 1970’te patronlara ve siyasi egemenlere sağlam bir ders verdi. Parola “genel direniş” oldu. DİSK veya Türk-İş üyesi on binlerce işçi sokağa döküldü, “kükreyen sel gibi aktı yürüdü”, sendikal özgürlüklerini dişleriyle tırnaklarıyla korudu. İşçinin dostu, devrimci işçi oldu.

Türkiye işçi sınıfı, 1970’lere 15-16 Haziran’la girdi, on yıllık zaman diliminde ciddi ekonomik, sosyal ve siyasal kazanımlar elde etti. Bugün de işyerlerindeki ciddi kazanımların önünü açmak için patronlara ve iktidara karşı genel ve kitlesel bir mücadeleye hazırlanmak zorundayız. Ekonomik ve siyasi koşullar giderek bunu dayatıyor. İyi hazırlanırsak ve işçi sınıfının öncü güçlerini bir araya getirmeyi başarırsak, bu defa 1970’lerdeki kazanımları hem nicelik hem de nitelik olarak aşmak mümkün olacak

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı