/ Emre Güntekin / Onlar Zenginleştikçe Biz Kaybediyoruz!: Demirörenler Son On Yılda Nasıl Büyüdü?

Onlar Zenginleştikçe Biz Kaybediyoruz!: Demirörenler Son On Yılda Nasıl Büyüdü?

on 9 Haziran 2021 - 09:38 Kategori: Emre Güntekin, Gündem
Facebooktwitterlinkedin

Türkiye’de büyük sermayenin gelişim sürecinde gayrimüslimlerin, azınlıkların mallarına nasıl çöküldüğü artık saklanamaz bir gerçektir ve Türkiye’de büyük burjuvazinin neredeyse tamamının geçmişinde bu sürecin lekelerini bulmak mümkündür.

Sedat Peker’in videolarının başkonuğu olan Demirören sülalesinin de geçmişindeki karanlık işler biliniyordu. MİT raporlarında baba Erdoğan Demirören’in adı Rum işadamı Yorgo Papadapulo’nun öldürülmesi ve Arşimidis şirketine çökülmesinde geçerken; iddialara göre bu olay 1982 yılında Başbakanlığa kadar ulaşıyor, fakat Semra Özal tarafından üstü örtülüyordu.

On yıllar sonra AKP’nin iktidar olması Demirörenler için allahın bir lütfu oldu. Tabi ki bu ilişkinin öte yüzüne bakmakta da fayda var. AKP Demirörenlere kendi açısından kritik gördüğü medya ve spor gibi alanlarda da adeta bekçilik görevini verdi. 2011 yılında Demirörenler Milliyet ve Vatan gazetesini satın aldılar ve medyaya adım atmış oldular. 

Süreç içerisinde bu yayın organları kimi zaman iktidarın hışmını üzerine çeken isimlerden temizlendi. Bu süreçte en dikkat çekici olay 2013 yılında Milliyet gazetesinde İmralı’da Öcalan’la görüşme tutanaklarının yayınlanması olmuştu. Bu haberin ardından RTE’nin Erdoğan Demirören’i fırçaladığı telefon görüşmesi daha sonra sızdırılmıştı. Demirören bu telefon konuşmasının sonunda ağlayarak “nasıl girdim ben bu işe, kim için” diyecekti.

Fakat bu “tatsızlık”, iktidarla Demirören ailesi arasındaki ilişkileri kökünden sarsacak boyuta ulaşmadı. Ailenin kamuoyunun en fazla tanıdığı yüzü olan Yıldırım Demirören 2012 yılında Beşiktaş başkanlığının ardından TFF Başkanlığı koltuğuna oturmuştu ve görev süresi boyunca iktidarın futbol alanındaki zabıtalığını üstlendi. 2019 yılında ise Futbol Disiplin Talimatı’nda başkan ve yönetim kurulu üyelerinin bahis oyunlarına doğrudan veya dolaylı olarak katılmalarının yasak olmasına rağmen Demirörenler İddaa’yı satın aldılar ve Demirören ancak kamuoyunun yoğun tepkisi sonrasında istifa etme kararı aldı. 

Demirören’in Beşiktaş dönemini bilenler kulübün menajerlerin elinde nasıl oyuncağa çevrildiğini, nasıl bir borç sarmalına sokulduğunu hatırlayacaklardır. Hatta bir dönem dünya futbolundaki kirli ilişkileri ifşa eden Football Leaks belgelerinin başkonuğu da Demirören’di ve belgelerde Beşiktaş başkanlığı döneminde Jorge Mendes ve Ahmet Bulut gibi menajerlerle girilen akçeli işler aktarılıyordu. Ancak bu iddialar ailenin medya üzerindeki kontrolü nedeniyle muhalif medya organları dışında sessizlikle geçiştirildi.

Doğan Holding’in medya ayağının, bugün halen tartışılan şaibeli bir finansman yöntemiyle, Demirörenlere satışı sonrasında Türkiye’de ana akım medyanın önemli bir bölümü ailenin ve dolayısıyla iktidarın kontrolüne geçmiş oldu. Sedat Peker’in ifşalarından da öğreniyoruz ki çiftçinin, öğrencinin kredi borcu söz konusu olduğunda aslan kesilen Ziraat Bankası, söz konusu iktidarın kıymetlisi Demirörenler olduğunda süt dökmüş kedi kesiliyor ve borcu unutuveriyordu. Aradan günler geçmesine rağmen kredinin ödenip ödenmediğine dair bir açıklama yapılmış değil. Yalnıza AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan mecliste sorulan sorulara verdiği yanıtta “her günün faizi ödenecektir.” diyerek bir anlamda iddianın doğruluğunu teyit etmiş oldu. 

Demirören’in Doğan Medya’yı satın almasının ardından yaşanan tiraj ve reyting kaybı nedeniyle zarar ettiği sıkça dile getiriliyordu. Ancak bu sorun da yine iktidar desteğiyle Demirören’in başına talih kuşu kondurularak çözüldü. Varlık Fonu’na devredilen Milli Piyango 2019 yılında Demirören-Sisal ortaklığına satıldı. Bu satışın ardından Milli Piyango’da dönen dolaplar ise ayyuka çıktı. 2021 yılı içerisinde ise Azerbaycan’ın piyango şirketi Azerlotereya Demirörenler tarafından satın alındı. 

Demirörenlerin son on yılda iktidarın kıymetlilerinden biri haline gelmesinde için girilen kirli ilişkilerin payı büyük. Özellikle de Mübariz Mansimov’un FETÖ üyesi ilan edilmesi ve mallarına çökülmesi sürecinde muhbirlik yapan Mansimov’a yakın isimlerin Demirören Holding bünyesinde aktif rol almaya başlaması ve bu isimlere ait şirketlerle girilen ilişki deşilirse buradan daha büyük pisliklerin ortalığa saçılması kaçınılmaz görünüyor. Belki Sedat Peker’in heybesinde “Pambıkören”lerin bu şaibeli işlerine dair bilgiler saklıdır. Bunu zaman gösterecek.

Bir dönem gazeteci Sebahattin Önkibar, Tayfun Demirören ve Meltem Demirören’in “Devran döndüğünde, AKP ve Tayyip Erdoğan gittiğinde bizi yok ederler” sözleriyle iktidarla kurulan ilişkiyi eleştirdikleri ve aile içinde bu yönde bir ayrışma yaşandığını dile getirmişti

Demirörenlerin hikayesi esasında iktidarın kendi çeperinde yaratmaya çalıştığı, kendisiyle uyumlu bir sermaye projesinin bir prototipi… AKP iktidarı boyunca bunlara ne istedilerse verdi ve bu politikayı halen sürdürüyor. Milyonlarca insan sefaletle boğuşurken, bir avuç sermayedar kamunun tüm zenginliğini büyük bir iştahla yağmalamayı sürdürüyor. Bu devran elbet birgün sona erecek ve emekçiler kendilerinden çalınanların hesabını soracaktır.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı