/ Tarih / Nasyonal Sosyalizm Teriminin Tarihsel Kökleri Üzerine – Bora Usta

Nasyonal Sosyalizm Teriminin Tarihsel Kökleri Üzerine – Bora Usta

on 25 Temmuz 2022 - 20:26 Kategori: Tarih
Facebooktwitterlinkedin

Yirminci yüzyılın kanlı tarihini yazarken Nazileri en başa yazmak yanlış olmayacaktır. Pek çok kişi için Nazizmin resmi adı olan Nasyonal Sosyalizm ifadesi bir çelişki olarak görülebilir. Komünizme ve özellikle ezilen halklara bu denli düşman olan bir hareketin isminde sosyalizm ifadesinin bulunması sebebini bilmeyenler için bir merak konusudur. Bu yazının ana konusu da Nasyonal Sosyalizm kavramının tarihsel gelişimi olacak.

Birinci Dünya Savaşı Sonrası Siyasi Ortam

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Almanya’da devrimci bir sürecin içerisine girmişti (bunların en bilineni Spartakist Ayaklanması’dır) ve devrimlerin bastırılması için çoğunluğunu eski Stosstrupen (1. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru aşırı milliyetçi askerlerden oluşturulan özel birlik) askerlerinin oluşturduğu Freikorps adlı paramiliter güç devlet eliyle oluşturulmuştu. Bu birlikler isyanları kanlı bir biçimde bastırsa da savaşın ve Versay Antlaşması’nın getirdiği ağır tazminat yükü sebebiyle başlayan ekonomik kriz işçi sınıfını gittikçe devrimcileştiriyordu.

Almanya’nın savaş tazminatını ödeyememesi gerekçe gösterilerek ağır sanayinin yoğunlaştığı Ruhr bölgesinin Fransa tarafından işgal edilmesi ve ardından Alman Hükümeti’nin mali durumu düzeltmek için aşırı miktarda para basması ekonomik krizi içinden çıkılamaz hale getirmişti. Öyle ki kömür veya tuvalet kâğıdı almaktansa banknotları yakacak ya da tuvalet kâğıdı olarak kullanmak daha uygun hale gelmişti. Bir de Büyük Buhran’ın etkisi eklenince  işçi sınıfını frenlemek için sosyal demokrasi ve onların devrimcilerin üzerine saldığı Freikorps yetersiz kalacak ve yeni bir aktöre ihtiyaç duyulacaktı; yani Nazilere.

Alman İşçi Partisi ve Hitler

Genel kanının aksine bu partiyi Hitler kurmadı. Ayrıca partinin adı başından beri Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi değildi. Parti 1919 yılında Anton Drexler tarafından Alman İşçi Partisi adıyla kuruldu. İsminden dolayı Alman istihbaratı bu partiyi sol bir parti zannetti ve o dönem istihbarat için çalışan Hitler’e bu parti hakkında bir rapor hazırlaması emredildi. Hitler Alman İşçi Partisi’nin 12 Eylül 1919’da yapılan toplantısına katıldığında zannedilenin aksine partinin aşırı sağ bir parti olduğunu gördü. Parti kendini Nasyonal Sosyalist (Bugün kullanılan anlamı Alman faşizmi olsa da o dönem farklı bir anlama sahipti) olarak adlandırıyordu. Ayrıca kurucuları da dönemin ünlü antisemitist cemiyeti olan Thule Cemiyeti mensuplarıydı. Partinin renkleri de Alman monarşisinin renkleri olan siyah, beyaz ve kırmızıydı. Hitler bu toplantıdan bir hafta sonra üstlerinden aldığı emir ile partiye katıldı. Partiye katıldığında kendisi dahil 55 üyesi vardı. Ancak bu sayı 1920 yılına gelindiğinde 3.000 kişiye ulaşacaktı.

Nasyonal Sosyalizm

Yukarıda da bahsedildiği gibi bu kavram şu an Alman faşizmi anlamında kullanılsa da o dönem farklı bir anlama sahipti. Nasyonal sosyalizm ilk defa 1898 yılında Maurice Barrès tarafından kullanıldı. Barrès, işçilerin yerli sermayeyi korumasını ve yabancı sermayeye karşı mücadele etmesi gerektiğini savunmuş, Marksizmi de “liberal bir zehir” olarak tanımlamıştı. Barrès işçi sınıfı ile ulusal burjuvazi arasında bir ittifak öneriyordu. Sosyalizmi bağlamından kopartarak bu görüşüne de Nasyonal Sosyalizm demişti. Yani genel kanının aksine bu kavram ilk defa Hitler tarafından Kavgam’da kullanılmadı, Hitler tarafından da teorize edilmedi. Hitler, iyi bir hatip olsa da berbat bir yazardı ve bir teorisyen de değildi. Kavgam’ın Hitler tarafından hücre arkadaşı Rudolf Hess’e dikte ettirildiği bilinse de Hess’in katiplikten çok daha fazlasını yaptığı bir gerçek. Hitler’in aksine Hess varlıklı bir aileden gelen eğitimli bir adamdı. Nazi ideolojisine Münih Üniversitesi’nde jeopolitik profesörü olan ve Hess’in de hocası olan Haushoffer’in fikri olan “Lebensraum” ve o dönem özellikle ABD’de yaygın olan Öjeni fikirlerini ekleyen Rudolf Hess’ten başkası değildi. Öyle ki Hitler basit bir parti üyesi olan ve Birahane Darbesinin ardından hapishanedeki hücre arkadaşı olan bu adamı hapisten çıktıktan sonra kendi sağ kolu yapacak ve Kavgam’ı ona adayacaktı.

Almanya’nın o dönemdeki ekonomik koşullarından dolayı işçiler ve işsizler sola kaymıştı. Bu durumdan dolayı Alman İşçi Partisi 1920 yılında Hitler’in bizzat açıkladığı parti programında tüm Almanların eşit olduğundan ve büyük şirketlerin parçalanıp küçük işletmelerin destekleneceğinden bahsediyordu. Bu maddeler parti 1933 yılında iktidara geldiğinde rafa kaldırılacaktı. Bununla da kalmayıp parti propagandasında ulusal “sosyalizm” ve iki devrimden bahsediliyor ve partinin anti-kapitalist olduğu vurgulanıyordu. Antikapitalizm ile kast edilen İtalyan faşistleri gibi asalak kapitalistler olarak nitelendirdikleri finans kapitale karşı bir düşmanlıktı. Nazilerin üretken kapitalistler olarak adlandırdıkları sanayi burjuvazisi ile hiçbir sorunları yoktu, hatta ittifak halindeydiler. Bu yılda partinin adı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP) olarak değiştirildi. Bu popülist propaganda özellikle işsizler üzerinde etkili oldu ve partinin paramiliter gücüne muazzam bir katılım sağlandı. Ayrıca bu propaganda ile beraber; sonradan propaganda bakanı olacak Josef Goebbels, Hitler’in başına bela olacak Ernst Röhm ve Strasser kardeşler de partiye katıldı. Fakat bu popülist söylem ilerleyen zamanlarda parti tabanında bir bölünmeye ve sanayi burjuvazisinin tedirgin olmasına yol açacaktı.

SA, Strasserizm ve Partinin “Sol” Kanadı

Yukarıda bahsedilen sürecin ardından partiye katılanlar genel olarak 1. Dünya Savaşı gazisi işçiler ve işsizlerden oluşuyordu. Ülkedeki ekonomik durum ve savaş sürecindeki milliyetçi propagandanın etkisi ile bu kesim Nazilerin “halkçı milliyetçiliğine” yatkın hale gelmişlerdi. Partiye katılanların bir kısmı da maaş alabilmek için SA üyesi olanlardı. Büyük Buhran ile beraber SA mevcudu 400.000 kişiye ulaşmıştı (o dönem Alman ordusunun 100.000 personeli vardı). SA grev kırıcılık ve sendikaları baskılama rolünü üstlenmişti. O dönem KPD’nin (Alman Komünist Partisi) dikkati sosyal faşist olarak nitelendiği sosyal demokratlar üzerinde yoğunlaştığı için SA fazla bir direnç ile karşılaşmadan hızla büyüdü. SA üyelerinin maaşları partinin büyük şirketlerden aldığı bağışlar ile ödeniyordu. Ancak SA ve parti içerisindeki “halkçı milliyetçilik” bu şirketlerin yöneticilerini tedirgin etmeye başlamıştı ve Hitler onları yatıştırmakta gün geçtikçe zorlanıyordu.

1920 yılında açıklanan parti programının yazarlarından Strasser kardeşler de parti yönetiminden farklı bir ses olmaya başlamıştı. Partinin popülist söylemini daha da ileriye taşıyan Otto Strasser, 1925 yılında yayınladığı bir broşürde sınıf mücadelesinden ve servetin yeniden dağıtımından bahsetmiş; 1930 yılında ise Alman burjuvazisine iyice yakınlaşan Hitler’i Nazi idealllerine ihanet etmekle suçlamış ve partiden ihraç edilmişti. Strasser kardeşler kapitalizmi Yahudilerin iktidarda kalmak için kullandıkları bir araç olarak görüyor ve ulusal devrimin ardından Alman burjuvazisi dahil tüm burjuvaziyi alaşağı edecek ikinci devrimi Nazi ideallerine ulaşmanın tek yolu olarak görüyorlardı. Bu söylem parti yönetimini oldukça rahatsız etse de SA mensuplarınca kabul edilmişti. Bu durum 1930 yılından itibaren Alman burjuvazisi ile oldukça yakınlaşan ve partinin popülist söylemini törpülemeye çalışan Hitler’in önünde büyük bir engel oluşturuyordu. 1933 seçimlerinden önce Alman sanayiciler ile toplantı yapan Hitler, bu toplantıda yaptığı konuşmada Almanya’yı hatta Avrupa’yı komünizm tehdidinden kurtarabilecek tek gücün Naziler olduğundan ve cumhuriyetin verdiği anayasal hakların ülkeyi komünizme karşı savunmasız bıraktığını söyledi. Ardından da iktidara geldiklerinde komünizm tehdidini ortadan kaldıracağını ekledi. Bu konuşma başarılı oldu ve aralarında Opel, Siemens, BMW, Mercedes ve Varta gibi şirketlerin de bulunduğu 25 şirketten toplam 2.071.000 reichmark bağış topladı.

Uzun Bıçaklar Gecesi ve SA’nın Tasfiyesi

1933 yılında Hitler iktidara geldiğinde, 1920 yılında bizzat açıkladığı parti programını rafa kaldırdı. Bu durum SA içerisinde hoşnutsuzluklara neden oldu. Başta Röhm olmak üzere SA kurmayları ikinci devrimi sıklıkla gündeme getiriyor, Hitlerin iktidara gelişini ulusal devrim olarak yorumlayıp burjuvaziyi alaşağı edecek ikinci devrimin zamanının geldiğini söylüyorlardı. 1934 yılına gelindiğinde Hindenburg ve Alman Savunma Bakanı Werner Von Blomberg, Hitler’e eğer SA sorununu çözmezse görevden alınacağını ve ülkede sıkıyönetim ilan edileceğini haber verdi. SA ve Röhm’den rahatsız olan yalnızca Alman burjuvazisi değildi, partinin ileri gelenleri de bu konuda bir şey yapılması gerektiğinde hemfikirdi. SS ve Gestapo şefi Heinrich Himmler Mayıs 1934’te tasfiye edilecek kişilerin listesini hazırladı. Bununla da yetinmeyip Röhm’ün Hitler’e darbe yapmak için Fransa’dan 12 milyon reichmark rüşvet aldığına dair sahte belgeler hazırlattı. Hitler’in Röhm’ün icabına bakması için Himmler’i görevlendirmesinin ardından 24 Haziran 1934’te Himmler bu belgeleri SS kurmaylarına sundu.

Hitler 30 Haziran’da yapılacak bir toplantı için tüm SA kurmaylarını Münih’e çağırdı. 29 Haziran’da Münih’e gelen SA üyelerinin ikinci devrim talebini yükselten bir miting düzenlemeleri Hitler’i o denli öfkelendirmişti ki bu mitinge izin verdiği için Münih polis şefi August Schneidhuber’ın rütbelerini söktü ve tutuklanmasını emretti. 29 Haziran’ı 30 Haziran’a bağlayan gece SA kurmayları kaldıkları otelde yataklarından toplanıp tutuklandılar. Röhm, yukarıda adı geçen Strasser kardeşlerden Gregor Strasser, Münih polis şefi Schneidhuber ve Himmler’in hazırladığı listedeki diğer 82 kişi o gece infaz edildi. Binden fazla kişi tutuklandı. Bu olaydan sonra hiç kimse ikinci devrimden bahsetmedi. immler H

Nazi Almanyası’nda Ekonomi

Özellikle liberal kanattan yöneltilen bir diğer gerçekdışı iddia da Nazilerin “ekonomik olarak sosyalist” olduğu, bir başka deyişle Nazilerin sosyalist ekonomi politikaları uyguladığıdır. Bu iddiayı temellendirmek için de o dönem devletin ekonomideki belirleyici güç olduğu ve şirketlerin göstermelik birer devlet kurumuna dönüştüğü söylenir. Bu tipte bir devletin ekonomide belirleyici güç olmasının sosyalizm ile bir ilgisinin olmaması bir yana, Nazi dönemi için bu iddia tamamen gerçekdışıdır. Naziler iktidara geldikleri 1933 yılından itibaren özelleştirmelere başlamış, başta Büyük Buhran döneminde kurulan devlet endüstrisi olmak üzere tüm devlet işletmeleri ve demiryolları, hatta kamu hizmetleri bile özelleştirilmişti (ki bu durum o zamana kadar görülmemişti). 

Ayrıca toplama kamplarındaki mahkumlar köle olarak kullanılmış ve sınai işgücünün hatırı sayılır bir kısmını köle emeği oluşturmuştu. Büyük fabrikaların yanına toplama kampları kurulmuştu. Köle emeği sayesinde Alman burjuvazisi muazzam karlar elde etmişti.

Sonuç olarak Nazilerin popülist söylemleri ve nasyonal sosyalizm kavramı dönemin koşullarından doğan bir zorunluluktan ibaretti. Bu propaganda uzun kriz yıllarında işsizlik ve yoksulluğa terk edilen alt sınıfların desteğini almak için bir araç olarak kullanıldı. Partinin popülist programını savunanlar da acımasızca susturuldu. Naziler ekonomik olarak da burjuvaziye hizmet etmekten fazlasını yapmadılar.

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı