/ Güneş Gümüş / Emperyalizm Tartışmalarına Bir Yanıt – Güneş Gümüş

Emperyalizm Tartışmalarına Bir Yanıt – Güneş Gümüş

on 7 Mayıs 2022 - 14:46 Kategori: Güneş Gümüş, Manşet, Polemik
Facebooktwitterlinkedin

Kapitalist kriz demek kapitalistler arası rekabetin kızışması demektir. Kriz derin ve küresel ölçekte olunca bu kızışma ülke sınırlarını da aşıyor. 2008 krizi de bu temelde dünyayı bir cadı kazanına çevirdi. Artan rekabet gerilimleri; gerilimler ilerleyen dönemde sıcak çatışma dinamiklerini tırmandırıyor. “Savaşlar geride kaldı”, “dünya büyük bir köye dönüştü” diye pazarlanan “küreselleşme çağı” savları burjuvalarca da (mecburen) terk edildi. Dünya düzeninin ağababaları sopayı daha çok kullanacaklar. Böyle bir döneme geçildiği Ukrayna savaşıyla tescillenmiş oldu. ABD, Biden yönetimiyle yeniden “imparatorluk” derdinde; Şi Çinping Çin’i eskisine göre daha güçlü ve daha sert; dünya devletlerinin bloklaşma eğilimi de öyle. Uluslararası siyasetten barut kokuları yükselince emperyalizm kavramı da tekrar popülerlik kazanıyor.

Emperyalizm mefhumu önem kazanmışken solda ne yazık ki bu kavramın içeriği konusunda derin bir kafa karışıklığı hakim. Ukrayna Savaşı, kafa karışıklığını pekiştiriyor ve solda hakim olan iki yanlış perspektifi gözümüze sokuyor. İlki Libya’dan, Suriye’den; hatta geriye gidersek Yugoslavya’dan ve Irak’tan çok tanıdık. Görüntüde emperyalizm kınanıyor ama öze gelince “demokrasi, insan hakları, özgürlük” adına ABD-NATO trenine atlanıyor.

Batı bloğu geleneksel olduğu üzere savaşlarda “diktatörlere karşı demokrasi” söylemiyle dünya kamuoyunu kazanma ya da en azından tepkisizleştirme yoluna gidiyor. Aslında her bir müdahalenin sebepleri ve sonuçları ortada. En yakın örnekler olan Libya, Suriye ve Afganistan’ın durumu da öyle. NATO’nun Ukrayna’daki savaşa bir şekilde müdahale etmesi de aynı argümanlar etrafında pazarlanıyor: “Diktatör Putin Rusya’sına karşı özgürlük aşığı ABD ve müttefikleri!” Bu demagojinin etkisi altında sol liberallerin başını çektiği koro, bugünkü meselenin NATO olmadığını, acil olanın işgalci Rusya’ya karşı çıkmak olduğunu vaaz ediyor. Bu şekilde Ukrayna Savaşı’nın uluslararası karakteri atlanarak, NATO üyesi bir ülkede, solculuk adına üstü örtülü biçimde NATO bloğu olumlanmış oluyor. Kendi egemen sınıfının safında yer almamak ve aldatmacı ulusal birliklere karşı çıkmak devrimciliğin temel ilkelerindendir. Sol liberallerin devrimcilikten çoktan koptuğu ortadadır. Bu çevreler kendilerini burjuva demokrasisi dünyasına ait hissetmektedirler.

Gelelim emperyalizm konusundaki ikinci fahiş hataya. Bu kanat, ilk gruptaki liberal muhtevalı solculuktan daha radikal bir görünüme bürünüyor ama ilki kadar sakıncalı. Bu grup, içinde ton farkları olmakla birlikte özünde emperyalizmi ABD dış politikasına indirgiyor. Anti-emperyalizmleri de bu çerçevede ABD karşıtlığının ötesine geçemiyor. Geçmişte çok yaşanmıştı; ABD ile kendi egemen sınıfları gerilim yaşadığında egemen sınıfının arkasına geçenler kendileriyle birlikte işçi sınıfına çok ağır bedeller ödetmişlerdi. Endonezya ve İran en acıklı örnekler. Türkiye’de de yönetici sınıfın ABD ile ters düşmesi durumunda kendi yönetici sınıfının yanına geçmeye hazır sözde devrimcilerin olduğunu biliyoruz.

Anti-emperyalizmi ABD karşıtlığından ibaret görenler, emperyalizmi anlamadıkları için, ABD hegemonyasının gerilediği bir dönemde yükselen güçlerin, artan rekabet ve çatışmaların doğasını idrak edemez ve doğru bir politik tutum geliştiremez.

Bir NATO ülkesinde NATO cephesine karşı olmanın bir devrimci görev olduğu açık. Bu yazıda da liberal muhtevalı ilk blokla değil; emperyalizmin Rusya’yı kapsamadığını iddia ederek kafa karışıklığı yaratan ikinci hatalı emperyalizm anlayışıyla tartışma derdinde olacağız. Bu çerçevede bu ekolün uç bir temsilcisi olarak Levent Dölek’in geçtiğimiz günlerde “Rusya’nın neden emperyalist olmadığına” dair yazısı üzerine bir tartışma yürüteceğiz.

Çarpıtmalar, Çarpıtmalar

Dölek Lenin’in emperyalizm teorisini bir ekonomik veri incelemesine (sermaye ihracı mı büyük, meta ihracı mı) indirerek çarpık politik duruşunun izahı peşinde. Belli ki mesele hiç anlaşılmamış. Konu laf kalabalıkları, çarpıtmalar, karşıt yazıların işine geldiği gibi tırnaklanmasıyla kapatılacak gibi değil.
Levent Dölek’in genel başkan yardımcısı olduğu DİP’in kongre belgelerinde yeni bir emperyalist savaş riskinin arttığını, bu savaşın partisinin emperyalist kabul ettiği ülkeler arası bir savaş değil bütün emperyalist kanatların birlikte “Çin ve Rusya’ya diz çöktürmek” için harekete geçeceği bir savaş olacağını ilan ediyor.
Bu yaklaşım, emperyalist olmayan Rusya ve Çin’in keskin bir şekilde savunulması gerektiği sonucuna ulaşarak tehlikeli noktalara ulaşıyor. Burda Putin ve ÇKP’nin azılı işçi düşmanı kapitalist gericiler olması konusuna girmeyeceğiz. Ama şurası açık ki bir şekilde ilericilik atfedilen Rusya ve Çin’in bu cansiparane savunusu, yaklaşım sahiplerini Avrasyacı gericiliğin mevzilerine sürüklemektedir. Sözde emperyalist ve emperyalist olmayan ülkeler arasında vuku bulan bir üçüncü dünya savaşında emperyalist olmayan iki ülkeye diz çöktürülmesi için birleşen bütün bir emperyalist blok yanılsaması, yanlış emperyalizm teorilerinin ne büyük hatalara yol açabileceğini gösteriyor.
DİP’e göre Çin ve Rusya emperyalistlerin “diz çöktürmek” isteyeceği bir büyük güçlerdir ama emperyalist değildir:

“Üçüncü Dünya Savaşı riski hızla artıyor. Emperyalizm, başta ABD olmak üzere bütün kanatlarıyla Çin ve Rusya’ya diz çöktürmek, onları sultası altına almak, karşılarında bir güç olarak görmeye son vermek amacıyla her iki ülkeyi de sıkıştırıyor” (DİP, 6. Kongre Belgeleri). “Yaklaşan büyük savaşın temel dinamiği bu anlamıyla emperyalistler arası paylaşım mücadelesi değil emperyalist dünyanın paylaşılmasını tamamlama ve buna engel olan büyük güçleri (Rusya ve Çin) tasfiye etme mücadelesidir” (DİP, 4. Kongre Belgeleri).
Dölek’in yazısına yanıt üretirken emperyalizmin ve bir ülkenin emperyalist hiyerarşideki konumuna karar verme meselesine de açıklık getirmek gerekiyor.

Madde madde ilerleyelim.

1- Çin; büyük miktarlarda sermaye ihracı da yapan, kapitalist dünya ekonomisini ayakta tutan güç ama Dölek’e göre emperyalist değil! Dölek, son yazısında Çin’in emperyalist olup olmadığı konusuna hiç girmemiş. Çin’in emperyalist olduğunu reddetmek belli ki Dölek için bile kolay değil.

Dölek’in (2022) “Bir ülkenin emperyalist güç olması o ülkeye ait finans-kapital örgütlerinin dünya çapında bir bölüşüm kavgasına girmesi, devletin de tüm dünya ölçeğinde bir sömürge ve nüfuz alanı mücadelesi içinde olması demektir.” ifadesini kullanıp Çin’e emperyalist diyememesi kendisiyle çelişmek oluyor zaten. Çin’in trilyonlarca dolar harcamayı hedeflediği “Bir Kuşak Bir Yol” projesi tam da dünya ölçeğinde bölüşüm kavgasına, nüfuz alanı mücadelesine girişmektir. Afrika’dan Avrupa’ya uzanan küresel hatta Çin altyapı yatırımları altında ülkeleri borçlandırmakta, kendi nüfuz bölgesine katmaktadır.

Dölek, Çin’in sermaye ihracını anlamsızlaştırmak adına Çin’in sermaye ihracının hedefinde meta ihracı olduğu iddia etme noktasına kadar gelmiştir (Çin devletinin onlarca yıldır Türkiye şubesi olmuş Perinçek gözleri yaşararak izliyordur!).

Çin’in ekonomik kapasitesine dair bolca veriyi geçen yazımızda (Gümüş, 2022) paylaşmıştık; burada sadece sermaye ihracına dair çarpıcı birkaç rakam verip geçelim. Dünya Bankası’nın Borçlanma İstatistikleri Raporu’na (IDS) göre 2019 sonunda bütün dünya ülkelerinin G20 üyesi ülkelere olan borcunun %63’lük kısmı Çin’e ödemekle yükümlü olunan borçlardan oluşuyordu. Aynı dönemde G-20’nin ikinci büyük kreditörü Japonya’nın payı %15 ile değişmeden kaldı. Bu oran 2013’te %45’ti (International Debt Statistics 2021). Görüldüğü gibi Çin sermaye ihracını sürekli geliştirerek diğer emperyalist güçlerin önüne geçen bir merkez konumuna yükselmektedir.

Çin, ABD ve Avrupa’da birçok büyük şirketin sahibi olacak şekilde sermaye ihracı da yapmaktadır. Çin’in Zhejiang Geely Holding Group adlı şirketi 2010 yılında Volvo şirketinin tamamını 1,8 milyar dolara aldı. 2016 yılında Çinli Hailer şirketi 5,4 milyar dolar ödeyerek ABD’nin en ünlü beyaz eşya üreticisi olan General Elektrik’in beyaz eşya bölümünü satın almıştı. Çinli Wanda Grup, Hollywood’un en büyük şirketlerinden Legendary Entertainment’ı 3,5 milyar dolara 2016 yılında aldı. Çin devletine ait olan ve dünyanın en büyük alimünyum üreticisi olan Chinalco şirketi de İngiliz-Avustralya ortaklığındaki Rio Tinto maden şirketinin hisselerinin %14,51’ine 12,8 milyar dolar karşılığında sahip olmuştu (Avustralya kanunları yabancı bir şirketin ülke içinde %15’ten fazla pay sahibi olmaına da izin vermiyor). Çin sermayedarları 2016 yılında 1300 otellik bir ABD konaklama zinciri olan Starwood Hotels’i 14,3 milyar dolara almıştı. Batı’dan birkaç çarpıcı örnek daha sıralayalım… ABD’den 2,6 milyar dolara AMC Entertainment, 3,1 milyar dolara Motorala, 5,4 milyar dolara sanayi-tarım-inşaat makineleri üreten Terex Corp., 6,3 milyar dolara Fortune 500 listesinin 62. büyük şirketi olan Ingram Micro; İtalya’dan askeri drone üreticisi Alpi Aviation, İngiltere’nin en büyük çip üreticisi Newport Wafer Fab, İspanya’dan nükleer santral tasarım ve yapımcısı Empresarios Agrupados ve Ghesa şirketleri, dünyanın en büyük sanayi robotu üreticisi Alman Kuka… Listeyi uzatmak mümkün ama durum açık.

2- Salt bir ekonomik veriyi temel alarak emperyalist ülke tanımlaması yapmak ekonomizmdir; Lenin’in emperyalizm teorisiyle alakası yoktur. Emperyalist ülke tanımını, “sermaye ihracı büyüktür meta ihracı” denklemine sıkıştırarak Dölek’in yaptığı tam da budur:

“Çin finans-kapitalinin gelişmesi Çin ekonomisini meta ihracı temelinde sermaye ihracının belirleyici olduğu bir düzeye çıkarmadıkça emperyalistleşmeden bahsedemeyiz” (Dölek, 2018: 139). “Çin ekonomisi hem meta hem de sermaye ihraç eden bir ekonomidir, ancak belirleyici olan emperyalizmin ayırıcı özelliği olan sermaye ihracı değil meta ihracıdır” (Dölek, 2018: 137). “Rus ve Çin finans-kapitalinin, ekonomide sermaye ihracının başat, meta ihracının tali konuma geleceği ölçüde gelişmesi gerekir. Ancak bu koşulda bu ülkeler bağımsız bir emperyalist güç olarak dünya çapında ABD ve müttefikleri ile bir emperyalist paylaşım mücadelesine girebilecektir” (Dölek, 2018: 140).
Lenin, kapitalizmin en yüksek aşaması olarak nitelendirdiği emperyalizm çağının özelliklerini yazmıştır evet. Ama emperyalist ülkeleri nasıl tanımlarız sorusu için bir şablon sunmamıştır. Marksist diyaektiktik yöntem de bunu gerektirir; değişim halindeki ilişkilerin doğasını kavramaya çalışır. Dölek’in kolayına geldiği gibi şablonlar oluşturmak (sermaye ihracı meta ihracından büyük mü) Marksist bir analizi dondurmak, yeni gelişen ilişki ve dinamikleri anlamamak gibi sonuçlar doğurur ki DİP’in emperyalizm analizi tam da ortaya çıkacak mekanik anlayışın örneğidir.

Dölek’in sermaye ihracı büyüklüğü kriterinin bir ülkeyi emperyalist olarak tanımlamak için ne yeterli ne de gerekli koşul olmadığını anlamak için Lenin’e bakmak yeterlidir. Lenin kendi döneminde elliden fazla bağımsız ülke arasından 6 büyük emperyalist güç sıralar. Bunların dördü sermaye ihracı neredeyse hiç olmayan Japonya, İtalya, Avusturya-Macaristan ve Çarlık Rusya’dır: “1- Üç şef (tamamen bağımsız): Büyük Britanya, Almanya, ABD; 2- İkinciler: Fransa, Rusya, Japonya; 3- İtalya, Avusturya-Macaristan” (Lenin, 2012: 202).
Dölek, bugün Çin için aslen emperyalist sermaye ihracının alıcısı diyor ya; Çarlık Rusyası tam da böyle bir ülkeydi. Lenin, Dölek’in hesabıyla emperyalist ülke belirlese listenin başlarında sermaye ihracı şampiyonları olan Hollanda ve Belçika’yı koyardı ama Lenin bu ülkeleri en büyük 6 emperyalist gücün alt sıralarına bile yerleştirmemiş.

Sermaye ihracının meta ihracından büyük olmasını bir ülkeyi emperyalist olarak tanımlamak için temel kriter halinde getirdiğinizde iki dünya savaşına da katılmamış İsveç, ordu bulundurması yasak olan Japonya emperyalist olur; ama Rusya olmaz.
Dölek’in Rusya ve Çin’i emperyalist kabul etmemek için teoriye takla attırma girişimleri bununla da sınırlı kalmaz. Lenin’in Çarlık Rusyasını emperyalist olarak nitelemesinin ağırlığını azaltmaya girişen Dölek aleni bir çarpıtmayla Lenin’in Rusyayı içinde yer aldığı emperyalist kampın karakteri nedeniyle emperyalist olarak nitelediğini söylemektedir: “Çarlığın savaşının karakteri esas olarak Rusya’nın gelişmiş kapitalist emperyalist sosyo-ekonomik yapısından değil (Rusya için durum bunun tam tersiydi), Fransa, Britanya ve ABD gibi emperyalist güçlerle beraber yer aldığı kampın emperyalist bir kamp olmasından ileri geliyordu” (Dölek, 2016: 26-27).

Dölek daha da ileri giderek Çarlık Rusyası ve Osmanlı’nın durumunu bir olarak ele alarak bu ülkenin konumunu altan alta eşitlemeye çalışmaktadır: “Gerek Rusya gerekse de Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı’na esas karakterini veren emperyalist güçler arasında sayılamaz. Emperyalist paylaşım mücadelesindeki yerleri talidir ve büyük emperyalist güçlere tabi konumdadır” (Dölek, 2018: 129).

Lenin, Çarlık Rusyası’nı emperyalist bir güç olarak nitelemekle kalmayıp döneminin 6 büyük gücünden biri saymaktadır. Rusya’nın içinde bulunduğu bloğun emperyalist niteliği nedeniyle emperyalist olduğu iddiasını Dölek nereden çıkarmış, işte orası belirsiz. Lenin böyle birşey mi söylüyor? Hayır. Gerçek şu ki Dölek Lenin’i bariz biçimde çarpıtıyor. Bunda ciddiye alınacak bir tartışma yok.

Birinci Dünya Savaşı’na giden süreçte Avrupa’da iki büyük emperyalist güç İngiltere ve Almanya’dır. Bu ikisi, dünyanın yeniden paylaşılması için bir dünya savaşının yolunu döşemiştir. Sömürge paylaşımında geride kalan Almanya daha zayıf güçleri bünyesinde toplamıştır. Sermaye ihracı hiç olmayan ama Lenin’in emperyalist saydığı Avusturya-Macaristan bunlardan biridir. Dölek, Osmanlı ile Çarlık Rusyasının konumlarını denklemeye çalışadursun Rusya’nın emperyalist niteliğinde ısrarcı olan Lenin Osmanlı’yı emperyalist bir güç olarak göstermiş midir? Elbette ki hayır.

3- Dölek, Lenin’i de şahit göstererek Çarlık Rusyası’nın sosyo-ekonomik özellikleri nedeniyle kapitalist emperyalizm anlamında emperyalist olmadığını iddia etmektedir:
“Rusya bu büyük güçlerden çağdaş kapitalist emperyalizm tarafından kuşatılmış, kapitalizm öncesi ilişkilerin hâkim olduğu sosyo-ekonomik yapısıyla ayrılmaktadır. Lenin, Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın pozisyonunu emperyalizm olarak tanımlarken bu ayrımın altını çizmektedir: ‘Rusya’da yeni tipte bir kapitalist emperyalizm, İran, Mançurya ve Moğolistan’a karşı güdülen çarlık politikasında kendini açıkça ortaya koymuştur; ama genellikle Rus emperyalizminde egemen unsur militarizm ve feodalizmdir.” Dolayısıyla da gerek Rusya gerekse de Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı’na esas karakterini veren emperyalist güçler arasında sayılamaz. Emperyalist paylaşım mücadelesindeki yerleri talidir ve büyük emperyalist güçlere tabi konumdadır. Dolayısıyla da Rusya ve Osmanlı, Roma emperyalizmi gibi/kadar emperyalisttir. Yani kapitalist emperyalizm anlamında emperyalist değildir” (Dölek, 2018: 129-130).

“Lenin ve Bukharin’in hiçbir zaman Rusya’yı sosyo-ekonomik özellikleri temelinde emperyalist nitelikte bir ülke olarak tanımlamadığını görürüz. Tersine her zaman Rusya’nın kapitalist olmakla birlikte az gelişmiş bir tarım ülkesi olduğunu vurguladılar” (Dölek, 2016: 26).

Lenin, Çarlık Rusyasını altı büyük emperyalist güç arasında yerleştirir. Üstelik Dölek’in kendi verdiği alıntıda Lenin Çarlık Rusya’nın İran, Mançurya ve Moğolistan politikalarının yeni tipte kapitalist emperyalizm örnekleri olduğunu vurgulamaktadır. Ama Dölek Roma İmparatorluğu ile eş tuttuğu Çarlık Rusya’nın emperyalist olmadığında ısrarcıdır.
Dölek Lenin’in bambaşka tartışmalarda belirttiği Rusya’nın geri kalmışlığı gerçeğini vurgulayarak konuyu sündürür. Geri kalmış bir tarım ülkesinden emperyalist mi çıkar diye düşünen Dölek, sadece Lenin’in emperyalizm teorisini değil Troçki’nin eşitsiz ve bileşik gelişim yasasını da idrak edememiştir.

Troçki’nin teorisi tam da kapitalizmin bir dünya sistemi haline geldiği emperyalizm çağında bir ülkenin bir yandan muazzam geri yanlar taşırken diğer yandan en ileri gelişmeleri ülkesine transfer ederek sıçrama yapabileceğini ortaya koymaktadır. Rusya, tamam, bir yandan geri bir tarım ülkesiydi, ama diğer yandan da zamanının en modern ve en büyük fabrikalarına da ev sahipliği yapıyordu. Sürekli devrimin 1917’de gerçekleşmesinin maddi koşulları bu şekilde oluşmuştu.

4- Emperyalizm karşılıklı bağımlılık sistemidir. Emperyalizm çağında tüm dünya ülkeleri birbirine bağlanmıştır ama bağımlılık düzeyi elbette ki emperyalist hiyerarşideki konuma göre değişmektedir.

Dölek (2022), Rusya’nın emperyalist olmadığının kanıtı olarak Ukrayna Savaşı sonrasında el konulan döviz rezervlerini göstermektedir: “Rusya’nın çok konuşulan döviz rezervleri ise bize Rus emperyalizmini değil Rusya’nın emperyalizme bağımlılığını kanıtladı. Rusya bu rezervlerin büyük kısmını emperyalist dünya sisteminde var olabilmenin bir teminatı olarak Batılı emperyalist merkezlerde tuttuğu için, savaş başlar başlamaz 634 milyar dolarlık rezervlerinin 400 milyar dolarını Amerikan ve Avrupalı emperyalistlere kaptırdı.”

Rus rezervlerinin dondurulmayacağı ülkelere kaydırılma sürecinin yeterince hızlandırılmaması, olsa olsa Putin’in hesap hatasıdır ve Dölek’e hiçbir paye sunmaz. Tersine, dediğimiz gibi emperyalizm karşılıklı bağımlılık düzenidir. Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımlar dönüp ABD ve Avrupa’yı da vurmakta; hatta Rusya’yı kısa vadede zora sokmak için Dolar’ın rezerv para olma niteliğine zarar verilmektedir. Birçok yorumcu Dolar’ın konumunu yüzyıl önceki Sterlin’in düşüşüyle mukayese etmektedir. IMF Başkan Yardımcısı Gita Gopinath, 31 Mart’ta Ukrayna krizi nedeniyle Rusya’ya uygulanan finansal yaptırımların ABD Doları’nın hâkim rezerv para konumunu riske attığını söylemiştir.

4- Lenin, emperyalizmi hiyerarşik bir düzen olarak ele almıştır. Bu hiyerarşi içinde Rusya nerede durmaktadır? Dölek, Rusya’nın neden emperyalist bir ülke olmadığına dair yazmaktadır ama Rusya’nın emperyalist hiyerarşide nerede durduğuna açıklık getirmemektedir. Bu hiyerarşi içinde Rusya emperyalist değilse(!) sömürge midir, yarı sömürge midir? Dölek yazamamış aklından geçenleri biz söyleyelim; Dölek açısından Rusya (ve bu yazıda değinmemiş ama Çin de) -artık nasıl oluyorsa- emperyalist sistem dışında kalmış bir ülkedir. Hatta Dölek’e göre bu ülkelerin emperyalizme entegre olması yeni bir dünya savaşının mevzusudur. Bu iddianın kendisi garabet olduğu için açıktan dillendiremiyor tabi!

Sungur Savran, 2009’da bile, Çin’i kapitalizme koşar adım yol olan, eski işçi devleti kalıntıları süren bir devlet olarak tanımlıyordu:

“Çin kendine hâlâ ‘Halk Cumhuriyeti’ adı verse de, adı ‘komünist’ olan bir parti tarafından demir yumrukla yönetilse de, artık kapitalizme koşar adımlarla geçmekte olan bir ülkedir… Çin bürokrasisinin bir türlü bütünüyle yıkamadığı, kendisi değilse bile kalıntıları hâlâ sürmekte olan eski işçi devletini” (Savran, 2009).
Geçtiğimiz on yılda DİP’e göre Çin’in emperyalist kapitalist pazarlara entegrasyonu ancak hızlanabilmiş, bu iki ülke emperyalist hiyerarşide nerede durduğu belirsiz “dev bir birime” dönüşebilmiştir:

“Çin’de kapitalist restorasyon emperyalist kapitalist pazarlara entegrasyonu hızlandırmıştır. Ne var ki sosyalist devrimin kazanımlarının bu ülkeleri emperyalizmin kolayca yutamayacağı kadar büyük ulus devletler ve askeri güçler haline getirmiş olduğu yadsınamaz bir gerçektir… Rusya ve Çin ise birer emperyalist devlet değildir. Her ikisi de birer sosyalist devrim yaşamış ve bu sayede dev birer birime dönüşmüştür.” (DİP, 4. Kongre Belgeleri)

Bu başlık altında değinilmesi gereken bir nokta da Dölek’in Rusya’nın emperyalist olmadığını ispatlamaya neredeyse her giriştiğinde bu ülkeyi ABD ile kıyaslamasıdır. Emperyalist hiyerarşide ülkeler aynı klasmanda değerlendirilse de – mesela emperyalist – güçlerinin eşit olduğunu söylemek mümkün değildir. ABD ile Almanya’nın, Almanya ile İspanya’nın güçleri denk değildir. Bu yüzden de Lenin emperyalist devletleri güçlerine göre 3 gruba ayırmıştır. Kısacası bir ülkeyi emperyalist olarak nitelendirmenin eşiği ABD değildir, olamaz.

5- Emperyalist hiyerarşideki konum sadece ekonomiye dayandırılamaz, bir ülkenin ekonomik kapasitesi askeri ve politik gücüyle birlikte ele alınmalıdır.

Lenin açısından emperyalizm, kapitalizmin tekelci bir nitelik kazanarak bir dünya sistemi haline gelmesini işaret eder. Emperyalizm, kendi sermayesinin en genel çıkarlarını korumak-kollamak adına hareket eden ulus-devletlerin uluslararası ekonomik ve jeopolitik rekabet sistemidir. Buradaki jeopolitik rekabet de kapitalist üretim ilişkilerinin ruhuna tabidir; toprak ve nüfuz için rekabetin gerisinde enerji kaynakları üzerindeki hakimiyeti ve bölgesel-küresel hegemonyanın getirdiği ekonomik avantajları elde etme amacı vardır. Emperyalist rekabet, ekonomik olduğu kadar askeri ve siyasal bir biçim alır; eninde sonunda da savaşlara kadar uzanır. Küresel ölçekte kapitalist saiklerle yürütülen rekabet, ekonomik-askeri-politik biçimler aldığından bu rekabet düzeninde bir ülkenin gücünü bu üç bileşenin birlikteliği vermektedir.

KAYNAKÇA
1- DİP 6. Kongre Belgeleri (2021), “İşçi sınıfı enternasyonalizmi insanlığın kurtuluşu olacaktır”, https://gercekgazetesi1.net/dip-bildirileri/dip-6-kongre-belgeleri-3-isci-sinifi-enternasyonalizmi-insanligin-kurtulusu
2- DİP 4. Kongre Belgeleri (2017), “Üçüncü Büyük Depresyon, Üçüncü Dünya Savaşı, Üçüncü Dünya Devrimi”, https://gercekgazetesi1.net/dip-bildirileri/dip-4-kongre-belgeleri-1-ucuncu-buyuk-depresyon-ucuncu-dunya-savasi-ucuncu-dunya
3- Dölek, L. (2016) “Devrimci Marksist savaş politikası”, Devrimci Marksizm, 25, 11-37.
4- Dölek, L. (2018) “21. yüzyılda savaşın karakteri: Çin ve Rusya emperyalist savaşın tarafı mı hedefi mi?”, Devrimci Marksizm, 35, 125-141.
5- Dölek, L. (2022) “Rus emperyalizmi efsanesi: Ukrayna savaşında tarafsızlık politikası neden yanlıştır”, https://gercekgazetesi1.net/uluslararasi/rus-emperyalizmi-efsanesi-ukrayna-savasinda-tarafsizlik-politikasi-neden-yanlistir
6- Gümüş, G. (2022) “Emperyalizm Nedir? Çin ve Rusya Emperyalist midir?”, https://www.sosyalistgundem.com/emperyalizm-nedir-cin-ve-rusya-emperyalist-midir-gunes-gumus/
7- International Debt Statistics 2021, https://openknowledge.worldbank.org/bitstream/handle/10986/34588/9781464816109.pdf
8- Lenin, V.I. (2012) Collected Works Volume: 39 – Notebooks on Imperialism, Moscow: Progress.
9- Savran, S. (2009) “Uygurlara karşı vahşet, etnik temizlik, soykırım!”, https://gercekgazetesi1.net/isci-mucadelesi-arsiv/uygurlara-karsi-vahset-etnik-temizlik-soykirim-sungur-savran-16-07-2009

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı