/ Tarih / 1970 Dünya Kupası: Kralın Dönüşü – Fikret Seyhan

1970 Dünya Kupası: Kralın Dönüşü – Fikret Seyhan

on 18 Eylül 2022 - 09:30 Kategori: Tarih
Facebooktwitterlinkedin

1970 Dünya Kupası belki sessiz sakin bir şekilde gerçekleştirildi, ancak elemeler için aynı şeyi söylemek zor olacaktı. Futbol sahalarını savaş alanlarına dönüştüren Honduras ile El Salvador arasındaki gerilim oldu. Gerilim, futbol sahasındaki rekabetten öte her iki ülkenin halklarının mahkum edildiği yoksulluktan kaynaklanıyordu. Latin Amerika’nın en büyük nüfus yoğunluğuna sahip El Salvador’da yoksul ve topraksız halk, kurtuluşu komşu Honduras’a göç etmekte aramaya başlamıştı. 1960’larda Honduras’ta da ekonominin bozulması ve toplumsal huzursuzluğun artmasıyla birlikte işler değişmeye başladı. Honduras Devlet Başkanı Oswaldo Lopez Arellano toplam işgücünün % 10’unu oluşturan göçmen işçilerin sayısına bir kısıtlama getirmeyi, suçlu olarak görülen El Salvadorluları sınır dışı etmeyi ve bir toprak reformu gerçekleştirerek bu bölgelerden El Salvadorluları sürmeyi amaçlayan bir dizi adım atacaktı. Böylece toplumsal huzursuzluğu sonlandırmayı ve kendisine karşı yükselen öfkenin El Salvadorluları hedef almasını sağlayacaktı. Bu hamle iki ülke arasındaki ilişkileri iyice germişti. 

El Salvador-Honduras Football Battle | World Cup: El Salvador-Honduras  Football Battle - time.news - Time News

Eleme grubundaki ilk maç bu gerilim altında 8 Haziran 1969’da gerçekleştirildi. Honduras’ın başkenti Tegucigalpa’da Honduraslılar El Salvador’un kaldığı otelin etrafını sarmış ve takımı sabaha kadar uyutmamıştı. Maçı El Salvador son dakikada yediği golle 1-0 kaybedecekti. Maçın ardından 18 yaşındaki El Salvadorlu genç kadın Amelia Bolanos kalbinden kendisini vurdu ve savaş için fırsat kollayanlara gerekli kıvılcım açığa çıkmış oldu. Bolanos’un ardından El Salvador basını savaş tamtamlarını çalmaya başladı, cenaze tam bir şovenist gösteriye dönüştürüldü. 

Bir hafta sonra yapılan maç çılgıncaydı. Honduras maça askeri koruma altında götürülüp, getirildi. 3-0 yenildiklerine dua ediyorlardı. Taraftarsa o kadar şanslı olamadı. Maça giden Honduraslılar saldırılara uğradı; bu saldırılarda 2 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı, yüzlerce araç yakıldı. Olayların ardından iki ülke diplomatik ilişkilerini tamamen kesti. 27 Haziran’da Meksika’da yapılan üçüncü maçı El Salvador 3-2 kazandı. Gerilim 14-19 Temmuz 1969’da yaklaşık 100 saat süren bir savaşa dönüştü. Savaş 2000’den fazla insanın canına mal olacaktı. Bu savaş tarihe “Futbol Savaşı” olarak not düşülecekti.

El Salvador’la Honduras’ı savaşa sürükleyen bir araç olan futbol, yine 1969’da ironik bir şekilde Nijerya’da iç savaşa mola verilmesinin vesilesi oldu. Latin Amerika’da fırtınalar estiren Peleli Santos dünyanın birçok ülkesinden maç yapma teklifi alıyordu. Nijerya’dan gelen dostluk maçı teklifi de kabul edildi; fakat ülkede süren iç savaş önemli bir engeldi. Pele’yi izleme fırsatını kaçırmak istemeyen Nijeryalılar iki günlüğüne de olsa savaşa ara vermeyi kabul etmişlerdi.

***

João Saldanha - Wikipedia

Joao Saldanha

1966’da zaferlerine mola veren Brezilya kupaya sorunlarla gidiyordu. Brezilya Komünist Partisi’nin illegal bir üyesi, keskin eleştirileriyle tanınan eski bir gazeteci ve spor yazarı olan Joao Saldanha göreve yeni gelen diktatör Emílio Garrastazu Médici ile daha en baştan ters düşmüştü. Jonathan Wilson’a göre Saldanha, Pele’nin defansif anlamda yetersiz olduğunu düşünüyor; onu ve Beyaz Pele olarak bilinen Tostao’yu takıma almama seçeneğini dile getiriyordu. Dahası Medici’nin favorisi olan Dario’yu da takıma almamış ve diktatörü kızdırmıştı. Ona “Benim de bakanlık seçimlerine dair vereceğim bazı önerilerim var.” cevabını vermişti. Saldanha’nın kadro tercihleri ve Medici diktatörlüğü ile sıkça sürtüşmesine neden olan komünist fikirleri turnuvanın başlamasına üç ay kala görevden alınmasına neden oldu. Yerini daha önce 58 ve 62’de kupayı futbolcu olarak kaldıran takımların en önemli parçalarından biri olan Mario Zagallo aldı.

1970 Dünya Kupası “Kralın Dönüşü”ne sahne oldu. 1962 ve 1966’yı pas geçen Pele, özellikle 1966’da karşılaştığı sertlik ve sakatlıkların ardından uluslararası futbola veda etmeyi düşünüyordu. 1970’te yeniden hem sahneye hem de formunun zirvesine çıktı. Sadece o da değil, Brezilya milli takımı bir bütün olarak futbol tarihine damgasını vuracak bir performansın altına imzasını attı. İngiliz gazetelerinin manşetlerinde “Böyle güzel bir futbol yasak edilmeli.” denilecekti. Bunu mümkün kılan futbolcuların olağanüstü yeteneklerinin yanında 1966’daki hataların tekrarlanmasını istemeyen askeri diktatörlük oldu. Medici ülkede yükselen enflasyon ve derinleşen yoksulluk nedeniyle artan toplumsal huzursuzluğu, hem daha çok baskıyla hem de daha önce pek çok diktatörün yaptığı gibi dikkatleri futbola yönlendirerek savuşturmayı planlıyordu. 1970 bu açıdan önemli bir turnuva olacaktı. Medici, Saldanha’nın kovulmasıyla birlikte takım üzerinde en önemli belirleyici konumundaydı. 

1966 şampiyonu İngiltere’ye başarıyı fiziksel üstünlük ve disiplinin getirdiği ve bireysel yeteneklere dayalı bir takım kültürünün 60’ların sert fiziksel futbolu altında nasıl ezildiği görülmüştü. Kulüp bazında da Latin Amerika’da Estudiantes, Avrupa’da Dinamo Kiev, Ajax ve Feyenoord gibi takımlar yüksek prese dayalı sert bir futbol anlayışıyla turnuvaları domine ediyordu. Gündüz Kılıç dönemin futbol geleneğini şöyle anlatıyordu: “Hemen hemen bütün takımların kondisyonu süper hale gelmiş. Takımlardan taşan bu fizik potansiyel onları daha özgür bir futbol düşüncesine itmişti. Futbola artık kesin olarak yerleri yurtları daha az sınırlı çok yönlü futbolcu tipleri yerleşmişti… Özellikle verkaç sanatı iki kişinin katıldığı bir oyun değil, üç hatta dört futbolcunun rol aldığı biçimlere girmişti.”

Bu yüzden Seleçao turnuva öncesi askeri bir disiplin altına alındı. Meksika’nın sıcağına ve yüksek rakımına alışmaları için haftalar öncesinden gidildi, yemekten uykuya kadar herşeyin kışla disiplini altına alındığı bir kamp süreci geçirildi. Şans da yanlarındaydı: Meksika’nın iklim koşulları fiziksel yoğunluğu yüksek bir futbolun oynanmasına doğal bir sınır da koyuyordu. Bireysel yeteneklerin fazlalığı onları bir adım önde tutmayı başarmıştı.

Pin em Pátria Amada Brasil!!!

Pele takımın yıldızıydı, ancak gerisinde onu zirveye çıkaran Jairzinho, Tostao, Rivelino, Gerson ve Carlos Alberto gibi yıldızlardan oluşan bir takım mevcuttu. Jairzinho turnuvanın her aşamasında gol atmayı başaran ilk futbolcu olmuştu (ne yazık ki bu performanstan daha iyisi Gerd Müller’den geldi. Müller 10 golle turnuvanın gol kralı oldu.). Gerson orta sahanın beyniydi ve Zagallo’ya göre gördüğü en iyi orta sahaydı. Tostao, Zagallo tarafından kendisine verilen sahte 9 rolünü mükemmele yakın uygulamış ve hareketliliği ile takımın diğer yıldızlarına mükemmel boşluklar yaratmıştı. 

Ancak Pele sadece saha içinde değil saha dışında da bir fenomendi. Takım arkadaşı Tostao onunla ilgili bir röportajında şunları dile getiriyordu: “Pele sürekli meşguldür. Bugün bile öyle. Onun seviyesine yaklaşan bir oyuncu çıktığında bundan hoşlanmaz, kimsenin onun yerini alamayacağı fikrini empoze etmek ister. Maradona, Pele’den daha duygusal. Oysa Pele, bir açıklama yaptığında etkisini planlar. Maradona, hiç ölçülü değildir ve bu yüzden kafa karışıklığı yaratır. Pele, 80 yaşına geldiğinde de imajı için endişelenecek ama Maradona bunu umursamıyor. Kendisi olmak istiyor. Gömleğini mi çıkarmak istedi, çıkarıyor. Bu açıdan daha insani ve kendine sadık. Pele daha hesaplayıcıdır. Makyavelist anlamda değil. İyi bir insan ama çok rasyonel.”

Özellikle spor dünyasına iki kardeşin ayrılığıyla birlikte ticari bir rekabet de sokuşturmayı başaran Adidas ve Puma gibi dev markaların da markajındaydı. İki şirket Pele’ye sponsorluk teklifi götürülmemesi konusunda anlaşmışlardı. Ancak Pele takım arkadaşları birbiri ardına sponsorluk anlaşmaları imzalarken kendisine teklif gelmemesine sinirlenmiş ve Puma’yla iletişime geçmişti. Anlaşmayı bozmak istemeyen fakat bir yandan da reklamını yapmak isteyen Puma için bir çözüm bulundu. Televizyon tarihinin ilk viral reklamı bir çözüm olarak sahnelendi.  Pele hakemden kramponlarını bağlamak için izin istedi ve bu sırada bütün televizyon kameraları ona zoom yaptı. Görev bu sayede tamamlandı. Pele bu reklam sayesinde 120.000 $ kazandı. Şimdiki sponsorluk anlaşmalarının büyüklüğü düşünüldüğünde mütevazi bir başlangıç…

Brezilya turnuvada rahat bir şekilde finale yükseldi. Karşılarındaki rakip catenacciosuyla meşhur İtalya’ydı. Ancak bu defansı aşmak Brezilya’nın yetenekli ayakları için hiç de zor olmadı. Pele’nin iki gol attığı maçı Brezilya 4-1 kazandı. Jornal do Brazil gazetesi zaferi ABD’nin aya ayak basmasıyla kıyaslıyordu. Bir benzerlik aranacaksa son kertede ikisi de televizyondan izlenebiliyordu. Zaferi tam da Medici’nin düşlediği gibi sokaklarda 90 milyonu aşkın insan kutladı. İtalya Facchetti, Bertini, Mazzolalı kadrosuyla turnuvanın favorileri arasında görülmese de finale kadar gelmeyi başarmıştı. Kendisinden beklenenin fazlasını yapan takım, buna rağmen Roma’da 20.000’den fazla öfkeli taraftar tarafından karşılandı; çürük domates yağmuruna tutuldu ve tartaklandı.

Adidas Telstar - Vikipedi1970 Dünya Kupası, renkli yayınlanan ilk kupa olarak da tarihe geçti. Futbolun küreselleşmesinde bu önemli bir eşik oldu. Televizyon yayınının yaygınlaşmasına ticari çıkarların futbolcuların sağlığını tehlikeye atacak kadar acımasızca korunması eşlik etti. Meksika’nın kavurucu sıcağına rağmen Avrupa’nın da ekran başında olmasını garanti altına almak için maçlar öğlen saatlerine alındı. Belki de bu renkli yayının hatrına Adidas turnuvada kullanılan ve modern futbol toplarının atası olan topa yayının gerçekleşmesini sağlayan uydu olan Telstar’ın adını verdi. Adidas 1998 yılına kadar Telstar’dan 600.000 tane satmayı başarmıştı. Telstar ve çeşitlemeleri sonraki altı kupa boyunca kullanıldı. Panini şirketi de bir dünya kupası klasiği haline gelen çıkartma albümünü piyasaya sürmüştü.

Televizyon yayınlarının genişlemesiyle birlikte futbolun yıldızları da daha fazla öne çıkmaya başladı. Pele o güne dek Brezilya’nın milli serveti olarak görülüyor ve ülke dışına çıkışına izin verilmiyordu. Fakat 1970’le birlikte zirveye çıkan popülaritesi artık onu ülke dışına çıkmaya itecekti. Yıllar süren görüşmelerin ardından 1975’te New York Cosmos’a imza attı. Onu Beckenbauer ve Cruyff gibi 70’lerin futbol efsaneleri takip etti. 

Estadio Azteca: Mexico's mythical temple

Son olarak dünya kupaları futbolun mabetlerinin bir külte dönüşmesinde önemli paya sahiptir. Maracana ve Wembley gibi… Ancak belki de en şanslısı 1970 Dünya Kupası finaline ev sahipliği yapan Aztek Stadı (Estadio Azteca) oldu. Hem 1970’te Pele’yi hem de 1986’da Maradona’yı ağırlama şerefine erişti. Dahası futbol tarihinin en ikonik anlarına (Tanrı’nın Eli gibi) şahitlik etti. 

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı