/ Tarih / 30 Mart 1972: Devrim Yolunda Düşen Yiğitlere Selam Olsun!

30 Mart 1972: Devrim Yolunda Düşen Yiğitlere Selam Olsun!

on 30 Mart 2014 - 22:13 Kategori: Tarih, Türkiye Devrimci Geleneği
Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail
30 Mart, 2014

Türkiye devrimci geleneğine kazınmış bir tarihtir 30 Mart 1972. Mücadele tarihinin ilerleyen yıllarında görülmeyecek bir devrimci dayanışmanın da örneğidir. Bu topraklar, Denizlerin, Mahirlerin, İboların devrimci kararlılık, adanmışlık ve cesaretiyle örnek olduğu milyonlarca devrimci gence evsahipliği yaptı; yapmaya devam ediyor, edecek de. Devrim yolunda düşen bu yiğit devrimcilerin önünde saygıyla eğilmemek mümkün değil; ancak onların yoluna baş koydukları bu mücadelenin başarıya ulaşması için de gerekli muhasebeleri yapmak, hatalardan ders çıkarmak da boynumuzun borcudur.

1960’ların ilerleyen yılları tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toplumsal mücadelenin canlandığı bir dönem oldu. 1965 seçimlerinde TİP 15 milletvekili çıkarmayı başarmış; 1968’e gelinirken gençlik içinde ciddi kıpırdanmalar başlamıştı. 1968, Türkiye sosyalist solunun da kökenlerini alacağı bir sıçrama yılı olacaktı. DTCF’de başlayan boykot üniversite üniversite yayılıyordu. TİP’in etkisi altındaki Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) kitlesini genişletirken politik bir radikalleşme de kendisi gösteriyor ve gençlik TİP’in parlamentarizmiyle ipleri koparıyordu. Gençlik hareketine önderlik edenler, ideolojik olarak olmasa da mücadele hattında bir radikalleşme içindeydi. Gençlik önderleri, Yön çevresinin etkisi altında Milli Demokratik Devrim tezlerini kabul ederek Kemalizme ilericilik atfetse de ideolojik olarak da ileri doğru bir gelişmenin kapısı açıktı. Deniz Gezmiş’in idamı sırasında söylediği son sözlerinde Kürt ve Türk halklarının ortak mücadelesine vurgu yapması da bunun bir göstergesiydi. Ancak bir yanda parlamenterist TİP diğer yanda Kemalist ordu ve bürokrasiye zinde güçler diye bel bağlayan Yön çevresi, devrimci gençliğin önünü açmak yerine onu kısıtlıyordu. Türkiye devrimci geleneğine damgasını vuracak örgütler de bu siyasi ve ideolojik ortamda ortaya çıkmıştı.

Devrimci gençlik önderleri, toplumsal muhalefetin sınırlarını aşan bir radikalleşme içine girmiş; ilk örgütler THKO ve THKP-C kurularak silahlı mücadele yoluna hızla girilmişti. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de toplumsal muhalefeti yükselten gençlik kitlelerinden daha hızlı radikalleşen küçük bir kitle kendi örgütlerini kurarak kısa süre içinde iktidarı alma hedefine odaklanmıştı. Türkiye’de Denizler, Mahirlerin örneği İtalya’da Kızıl Tugaylar, Almanya’da RAF deneyiminden farklı değildi. Gençlik liderlerine Küba’da gerilla grubunun küçük güçlerle hızlı şekilde iktidara uzanması da yanlış bir örnek olmuş; Küba’da Castro’nun iktidarı alışının arkasındaki toplumsal dinamikler (Batista rejiminin çöküş halinde oluşu, şehirlerdeki grev hareketinin yarattığı derin iktidar boşluğu) doğru okunamamıştı. Küçük bir çekirdekten oluşan örgütlerle hızla gerilla tipi eyleme girişilmiş; uzun ve meşakatli bir yol olan toplumsal mücadelenin işçi-emekçi kitleler ve öğrenci gençlik içinde ilmek ilmek örülmesi yerine maceracı bir aceleciliğe teslim olunmuştu. Devrimci gençlik önderlerinin devletin katliamcı yüzüyle karşılaşması çok uzun sürmeyecekti.

12 Mart darbesinin ardından Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan yakalanarak Ekim ayında idama mahkum edilmiş; idamları durduracak bütün yasal yollar tüketildi. İdamlarının tamamen kesinleşmesi durumunda kararlaştırdıkları eylem planı çerçevesinde THKP-C (ve THKO’lular), 27 Mart tarihinde Ünye’deki NATO üssünden İngiliz teknisyenleri kaçırarak rehin almışlardı. Rehinelerle birlikte Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyüne giden Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Erten Saruhan, Ahmet Atasoy; burada Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna ve Saffet Alp ile buluştular. Evlerine yerleştikleri muhtarın 30 Mart günü gelen jandarmaya ihbar mektubu vermesi üzerine devlet tarafınden kanlı bir operasyon başlatılmıştı. Görüşmeler sürerken makineli tüfeklerle yaylım ateşine tutulan devrimcilerden Mahir Çayan ilk olarak katledilirken devletin Kızıldere’de toplu bir katliama girişeceğinin işareti de verilmiş oldu. Yaralı olarak ele geçen Saffet Alp’i kurşuna dizerek katleden jandarmalar Ertuğrul Kürkçü’yü saklandığı samanlıkta fark edemediğinden Kürkçü, hayatta kalabildi. 

12 Mart darbesi ve devamında gerçekleşen Denizlerin idamı, Kızıldere ve İbrahim Kaypakkaya’nın işkence ile öldürülmesi; devrimci geleneğin ordu içinde zinde güçler arayışı ve onlarla ittifak politikasına bir son verse de Kemalizme yumuşak karınlılıkta derinde bir değişim yaşanmadı. THKO ve THKP-C’nin devamcıları her ne kadar kökenlerini aldıkları örgütlerin mücadele yöntemlerinden (silahlı gerilla mücadelesi) büyük oranda uzaklaşsalar da fiiliyatta uygulamadıkları bu yöntemleri savunmaya devam ettiler; legal partiler kurduklarında bile. 

Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı