/ Dünyadan / Bill Gates’in 109 Milyar Dolarlık Servetinin Sırrı: Eşitsizlik Makası Giderek Açılıyor – Bahar İmla

Bill Gates’in 109 Milyar Dolarlık Servetinin Sırrı: Eşitsizlik Makası Giderek Açılıyor – Bahar İmla

on 16 Mart 2020 - 19:05 Kategori: Dünyadan
Facebooktwitterlinkedin

2019 yılı dünya çapında yoksulların direniş yılı olmuştu. İran, Irak, Lübnan, Sudan, Ekvador, Kolombiya, Şili ve Fransa başta olmak üzere emekçi sınıflar yoksulluğa, zamlara ve diktatörlüklere karşı sokakları doldururken; farklı coğrafyalar, birbirine çok benzer sorunlara karşı çok benzer taleplerle isyan etmişti. Tüm bu hareketlerin merkezinde, 1970’lerden itibaren bütün sosyal hakların kısıtlanmasıyla kar oranlarının arttırılması projesi olan neoliberalizme yönelik nefret vardı. Şili’deki eylemlerde popülerleşen bir dövizi hatırlayalım: “Neoliberalizm Şili’de doğdu, Şili’de ölecek!”. Eylemlerin başlamasından çok kısa bir süre önce Şili, Latin Amerika’nın ekonomik anlamda en istikrarlı, neoliberalizmin karnesinin pekiyi geldiği ülke olarak örnek gösteriliyordu. Halk isyanı ise, ülkenin çoğunluğu için kapitalizmin bu yeni versiyonunun  ancak ömür boyu garantili bir sefalet anlamına geldiğini gösterdi. Peki milyonlarca insan neden sokaklara döküldü, neye isyan etti?

Çünkü bütün dünya, akıl almaz eşitsizliklerle dolu. Gelir eşitsizliği, vergi eşitsizliği, cinsiyetçilik, temiz suya ve yeterli besine ulaşamamak bile büyük bir eşitsizliğin göstergesi. Yıllar boyunca insanlara yeterince sıkı çalışırlar ve tutumlu olurlarsa zengin olabilecekleri söylendi; fakat o masal hiç gerçekleşmedi, tedavülden kalkalı da yıllar oluyor. İnsanlar günde ortalama 10-12 saat asgari ücrete çalışıyor ve asgari ücretin alım gücü gün geçtikçe düşüyor. Günde 12 saat çalışan birine yeterince çalışmadığın için yoksulsun, yeterince zeki olmadığın için de asla ultra zenginler gibi rahat bir hayat yaşayamayacaksın diyebilir misiniz? -Bunu söyleyenlere verilecek en iyi cevap yüzlerine yerleştirilecek güzel bir yumruk olurdu; fakat bu sefer de ne kadar iyi vurduğunuzu, demek ki iyi beslendiğinizi bir de üstüne nankör olduğunuzu iddia ederek sizi suçlu durumuna düşürebilirler.-

Yıllar boyunca, jenerasyonlar arasındaki yaşam kalitesini araştıran bir çalışmada bugün genç sayılan insanların kendilerinden bir öncesi jenerasyonu aşamadığı ortaya çıktı. Yani ebeveynleriniz, kendi anne babalarından daha iyi bir hayata sahip olmuşlardı; fakat bu durum sizler için geçerli değil. 1970’lerde bir fabrika işçisinin 3 ayda bir ikramiye, gıda desteği vb. hakları varken şu an yaygın olarak bu hakların hiçbiri mevcut değil. Emekçilerin bu haklarının budanması ise patronların işgücünü daha ucuza mal etmesi, karına kar katması, servetini büyütmesi demek. Neoliberal politikaların hayata geçmesi ve bütün dünyada uygulanmasıyla birlikte ise zengin ve yoksul kesimler arasındaki makas giderek açılıyor. Şuan içinde bulunduğumuz kriz dönemlerinde bunu daha yakından hissediyoruz. Yaklaşık 3 aydır seyreden korona virüsü salgını dünyadaki eşitsizlikleri gözler önüne seriyor. Ultra zenginler salgından kaçabilmek için özel sığınaklarına koşup, ada bile satın alabilirken; sermaye zarara uğramasın diye milyarlarca insan her gün işe gitmek için sokağa çıkmak, toplu taşıma kullanmak, virüsten korunmak için bir anda fiyatı üç katına çıkan kolonyaya güvenmek zorunda.

Tiyatro, tatil gibi lüks sayılan ihtiyaçları bir kenara bırakalım, hayatta kalmak için elzem olan üç temel unsura odaklanalım; su, besin, barınma. Acaba bu hayati kalemlere ulaşım ne durumda, dünyaya baktığımızda nasıl bir tablo görüyoruz?

Suya Erişim: Dünyada 2 Milyarı Aşkın İnsanın Temiz Suya Erişimi Yok!

BM’nin yayınladığı 2019 Dünya Su Raporu’na göre, dünya çapında tam 2,1 Milyar insanın güvenlikli içme suyuna erişimi yok. Bu, her 10 kişiden 3’ünün temiz içme suyuna erişimi olmadığını gösteriyor. 10 kişi içinde ise 6 kişi (4,5 milyar) güvenli sanitasyon hizmetlerinden mahrum. Herkesin ilk aklına geldiği gibi su kıtlığı yaşayan ülkelerin başında Afrika ülkeleri olsa da, Ortadoğu ve diğer geri kalmış bölgelerde yaşayan insanlar için de temiz suya ulaşım oranı oldukça düşük.

Nitekim dünya çapında değerlendirildiğinde temiz suyun %85’i, yaşayan bütün insanların yalnızca %12’sinin kullanımına açık. Hem içme suyuna erişim hem de temizlik amacıyla kullanılan suyun erişim oranlarına baktığımızda ise, oranların yoksullukla paralel bir seyir izlediğini görüyoruz. Temiz suya erişimi olmayan her üç kişiden ikisi günde 2 doların altında; üç kişiden biri ise günde 1 doların altında bir gelirle yaşıyor. Ayrıca gecekondu mahallesinde yaşıyorsanız, suya Londra’nın merkezinde yaşayabilecek kadar maddi gücü olan birinden daha fazla para ödemek zorundasınız. Güncel veriler, varolan kaynakların da 2050 yılına kadar büyük ölçüde azalacağını ve 33 ülkenin daha su sıkıntısı çekeceğini söylüyor. Bu listenin içinde Türkiye’de var. Peki Türkiye su fakiri bir ülke haline geldiğinde bunun sıkıntısını kimler çekecek?

Besin Erişimi: Her 3 Çocuktan 1’i Yetersiz Besleniyor!

Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu – 2019 (The State of Food Security and Nutrition in the World 2019) başlıklı makaleye göre:

  • Yetersiz beslenmenin yaygınlığıyla ölçülen açlık eğilimi dünya genelinde son 10-20 yıldır istikrarlı bir düşüş göstermekle birlikte, 2015’te bu durum tersine dönmüş ve açlık eğilimi son üç yıldır yüzde 11’in biraz altında bir seviyede seyretmiştir.
  • Bu yılın raporuna, SKA Amacı 2.1: Orta Seviye ve Şiddetli Gıda Güvensizliğinin Yaygınlığı’nın izlenmesi amacıyla Gıda Güvensizliği Deneyimi Ölçeği’ni (GGDÖ) esas alan ikinci bir gösterge daha eklenmiştir. Şiddetli gıda güvensizliği açlık kavramıyla ilişkiliyken, orta seviyede gıda güvensizliği yaşayan insanlar gıdaya ulaşmada belirsizliklerle karşılaşmakta ve tükettikleri gıdaların kalitesi veya miktarından ödün vermek zorunda kalmaktadır.
  • Dünyada orta seviyede gıda güvensizliğinden etkilenen tüm insanlar ile açlık çeken insanlar birlikte düşünüldüğünde, 2 milyarı aşkın insanın güvenilir, besleyici ve yeterli gıdaya düzenli erişimi olmadığı tahmin edilmektedir. Buna Kuzey Amerika ve Avrupa’daki nüfusun yüzde 8’i de dahildir.
  • Ekonominin yavaşladığı veya küçüldüğü birçok ülkede, özellikle orta gelirli ülkelerde, açlık artış göstermiştir. Tüm bunlara ek olarak, ekonomik sarsıntılar çatışmaların ve iklim şoklarının neden olduğu gıda krizlerinin uzamasına ve şiddetlenmesine katkıda bulunmuştur.

Unicef, WHO, Birleşmiş Milletler gibi kurumların desteğiyle oluşturulan 2019 raporunda itiraf edilen bir nokta var, “2030 Yılına Dek Açlığa Son!” kampanyamız gerçekleşmeyecek gibi duruyor diyorlar, çünkü kriz dönemlerinde ekonomik daralmayla birlikte oluşan bütçe kesintileri bu projeleri vuruyor.

Dünya Çocuklarının Durumu: Çocuklar, gıda ve beslenme  raporuna göre dünyada her 3 çocuktan 1’i – bu sayı 200 milyona tekabül ediyor- ya açlık çekiyor ya da obezite. Obezitenin de ucuz ve karbonhidrata dayalı beslenmenin bir sonucu olduğunu, obezitenin de açlık kadar yoksulları ilgilendiren bir sorun olduğunu belirtmek gerekiyor. Dünya çapında çocuk ölümlerinin en büyük nedeni sağlıklı beslenememek. Sağlıklı beslenemeyen çocuklar beyin gelişiminden, enfeksiyon riskine kadar her türlü tehlikeye açık oluyor.

Gıda güvenliği ve temiz suya erişim noktasında dünya kapitalizminin sınıfta kaldığını görmek işten bile değil. Barınma hakkı da bu yakıcı sorunlara dahil. 2017 verilerine göre dünyada 1.2 milyar insan barınma garantisinden mahrum yaşıyor. Evsiz insanların profilinin de değiştiğini belirtelim, yıllardır akıllara kazınan evsiz imajının yerini üniversite öğrencileri ve aileler alıyor. Önlem alınmadığı takdirde evsiz insanların sayılarında büyük artışlar bekleniyor.

Elbette bu sorunların hepsinin ortak noktası bahsi geçen milyarlarca insanın yeterli maddi gücünün olmaması. Dünyanın en zengin 26 kişisinin serveti dünyanın yarısına eşit. Bir tarafta 26 kişinin banka hesaplarında sakladığı milyarlarca dolar, diğer tarafta da aynı parayı bölüşen 4 milyar insan.

 

Eğer bir sosyalistseniz, “düşüncelerinizin çok güzel ve kalbinizin çok temiz olduğu fakat sosyalizmin çok ütopik ve imkansız olduğu” görüşüyle çokça karşılaşırsınız. Yazı boyunca kalem kalem önümüze serilen tabloya bakıldığında, böylesine distopik bir dünyada yaşamaya devam etmek çok daha imkansız değil mi?

Yazının başında “Neden ayaklanıyor bu insanlar?” diye sormuştuk. 2019 yılında dünyadaki emekçilerin nelere isyan ettiği çok açık değil mi? Belki de sormamız gereken soru dünyanın geri kalanının ne zaman ayaklanacağıdır. Kötüye gidişin farkında olan kapitalistler de kendilerince önlem alıp bir yandan da imaj yaratma çabasındalar. Geçtiğimiz günlerde Bill Gates “109 Milyar dolarlık zenginliğim ekonominin adil olmadığını gösteriyor, gelir eşitsizliği çok fazla.” şeklinde açıklamalar yaptı. Eğer söylediklerinde samimiyse Bill Gates’i adil kazanılmayan bu serveti temiz suya bile erişimi olmayan 2.1 milyar insan için bağışlamaya, kendisini de mütevazi bir emeklilik hayatı sürmeye davet edelim. Fakat işler öyle değil elbet! Bill Gates’e benzer açıklamaları burjuvalardan sıklıkla duyar olduk; çünkü onlar da bu barbarlık sisteminin bu şekilde devam edemeyeceğinin farkında. Yeni yılda yeni ayaklanmalara, protestolara, kapitalizm karşıtı hareketlere uyanmamak için daha fazla vergi ödemeye, hükümetlerle daha fazla ortaklıklara hazırlar. Onları var eden bu sistemi tehlikeye sokacak herhangi bir şeye göz açtırmaktansa biraz dişlerini sıkmaya razılar. Bu cümlede dişini sıkmak: 109 Milyar dolarlık servetin 120 Milyar Dolara değil de 115 Milyar dolara çıkması anlamında kullanıldı, 3 aylık maaşı içerde olan işçinin işsiz kalmamak için dişini sıkıp çalışmaya devam etmesindeki anlamıyla değil.

Rosa Luxemburg 20. yy’ın başında, dünyanın eninde sonunda evrileceği bir nokta olacağını “Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm!” şeklinde ifade etmişti. Kızıl Rosa’nın asırlık ifadesi, aynı yakıcılıkla güncelliğini koruyor. Robot çağı ya da Endüstri 4.0 tartışmalarının yapıldığı bir zamanda su, gıda, barınma gibi hayati ihtiyaçlar bile çözülebilmiş değil. Kapitalist sömürü devam ettikçe de bu sorunlara çözüm getirmek mümkün olmayacak. Çünkü bu sistem birilerinin çalışmadan kazanmasının ve aynı anda başkalarının çalışsa da kazanamamasının meşru olduğu fikri üzerine kurulu. Bugün Covid-19 a karşı eylem planı düzenlemeyerek, güçsüzler ölsün diyerek kendince bir “doğal seçilim” tartışmasına giren Boris Johnson gibi asalaklar işte bu sisteme tutunarak yaşıyor. Bu sömürü, eşitsizlik son bulmadıkça, yer yüzündeki hiç bir canlıya rahat yok!

 

 

 

 

Facebooktwitterlinkedin
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı